Troya - Efsane ile Gerçek Arası Bir Kente Yolculuk

04 Ekim 2002

Ekim ayı başında İstanbul Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi’nde açılan ‘Troya’ sergisi, gezenleri gerçek ile efsane arasında yüzlerce yıllık bir yolculuğa çıkarıyor.

Sergi, Anadolu’nun en eski, en önemli kentlerinden birinin, Troya’nın öyküsünü, bu öykünün efsaneden gerçeğe giden yolunu adım adım kat ediyor. Bu yolda, sadece tanrıça ve insan heykelcikleri, silahlar, çömlekler ve keramikler yok; ilginç hikayelere, Troya savaşlarına, Troya atlarına ve Troya hazinelerine rastlamak mümkün. Eğer, arkeolojiden, sanat tarihinden, tarihten ve efsaneden hoşlanıyorsanız; hazinelerin ışıltısında Anadolu tarihinin en gizemli dönemlerinden biri olan Troya’yı keşfe ne dersiniz? Belki, siz de Vedat Nedim Tör Müzesi’nde başlayan bu yolculukla yetinmeyip, Anadolu’da Çanakkale Boğazı’nın doğusunda yer alan Hisarlık Höyüğü’ne doğru yola çıkanlardan olabilirsiniz.

‘Troya’ sergisi, gerçekten bu sezonun en önemli etkinliklerinden biri. Geçtiğimiz yıl Almanya’da açılan ‘Troia: Düş ve Gerçek’ sergisine gösterilen olağanüstü ilgi bu serginin de oluşmasında önemli bir etken; ancak Almanya’daki sergi ile Yapı Kredi Kültür Merkezi’nde sergide yer alan eserler aynı değil. Yine de Kültür Bakanlığı işbirliği ile Çanakkale ve İstanbul Arkeoloji müzelerindeki Troya eserleri, ilk defa bu sergi sayesinde bir araya getiriliyor.

Üç bin yıllık efsanesiyle tüm Avrupa kültürünü kalıcı bir şekilde etkileyen, antik dünyanın hakimi Romalılar ve ortaçağ hükümdar aileleri tarafından anavatanları olarak kabul edilen Troya, ozan Homeros’un  M.Ö. 750. yılında yazdığı İlyada Destanı’yla ölümsüzleşir. Helenistik dönemde daha çok İlion adıyla tanınan kente, Troyalı Aeneas’ın soyundan geldiklerine inanan Romalılar ve Roma İmparatorluğu egemenliğindeki halklar büyük saygı gösterirler; İlyada Destanı’ndan tanıdıkları mekanları ziyaret eder, resmeder, yazarlar. Ancak Troya, ortaçağda ve onu izleyen Osmanlı döneminde yavaş yavaş terk edilir, unutulur... Aslında unutma değildir bu, gerçek bir masal kentine dönüşün adıdır... Ta ki 19. yüzyıla kadar. Bu yüzyıla gelindiğinde Troya, yerini kimsenin bilmediği bir masal kenti olmayı sürdürürken, Batılı birçok gezgin ömrünü hayal şehri bulmaya adar. Ama Troya’yı bulmak amatör bir arkeolog olan Heinrich Schliemann’a nasip olur. Ancak, Troya’da ya da daha doğru bir deyişle Hisarlık’ta, Hisarlık tepesinin yarısını satın alarak burada kazı yapan Frank Calvert’in adını anmak lazım. Calvert’ten sonra 1868’de bölgeye gelen Schliemann, bir arkeologdan çok bir define arayıcısı gibi davranır. Gözlerden ırak tuttuğu tepede derin yarıklar açarak büyük toprak kütlelerini yerinden oynatır ve buluntuların önemli bir bölümünü yaptığı anlaşmaların aksine Türkiye dışına kaçırır. Bunlar arasında halen büyük tartışma konusu olan Priamos’un altınları da vardır. Schliemann, bu mücevherleri eşine takarak önce poz verdirir, fotoğraflarını çeker, sonra da 8831 parçadan oluşan eserleri gerçek bir polisiye öyküyle yurtdışına kaçırır. Bu hazine, bir ara Londra’da, sonra da Berlin’de sergilenir; ancak II. Dünya Savaşı’ndan sonra ortadan kaybolur. Sonunda 1994 yılında Moskova’da Puşkin Müzesi’nde açılan sergiyle yeniden gün ışığına çıkar.

Schliemann 1890’da ölür, kazıya Alman arkeolog Wilhelm Dörpfeld devam eder. 1932–1938 yılları arasında Amerikalı Carl Blegen bayrağı devralır. Blegen’den sonra 50 yıl Troya’ya tek bir kazma bile vurulmaz. Bu süre içerisinde zamanın, rüzgarın, yağmurun ve elbette İlyada tutkunu turistlerin Troya’da yaptığı tahribat büyüdükçe büyür. Ancak, yalnız Troya’dan değil, Anadolu’nun birçok yerinden yurtdışına kaçırılan hazineler, devleti yeni kazılara izin vermekte çekimser bırakır. Nihayet 1988’de Tubingen Üniversitesi’nden Manfred Korfmann başkanlığındaki kazı ekibi, Troya’da yeniden kazılara başlar. Bu kazı ile birlikte Homeros’u, Troya’yı, Anadolu’nun ve dolayısıyla insanlık tarihinin son 5000 yılını yeniden değerlendirmek için bir fırsat daha doğuyor.

Biraz da sergide yer alan eserlerden bahsedecek olursak, sergi ziyaretçilere mitoloji ve arkeolojiyi bir arada sunuyor. Avrupa edebiyatının kurucusu Homeros’un İlyada’sından seçilen dizeler, Avrupa’nın Troya’da bulmaya çalıştığı kökleri ve hâlâ tartışılan kazı tarihçesi birbirinden ilginç belge ve fotoğraflarla birlikte veriliyor. Aralarında, Troya’yı keşfeden Schliemann’ın yurtdışına kaçırdığı parçaların bir benzeri olan C Hazinesi’nden birçok altın takı ve mücevher göz kamaştırırken, Troya halkının günlük yaşantıda kullandığı birçok malzeme ve süs eşyası da o döneme ait ipuçları veriyor. Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde bulunan ve Fatih Sultan Mehmet’in Kur’an–ı Kerim’den sonra en çok okuduğu ikinci eser olduğu söylenen 14. yüzyıl elyazması İlyada da serginin ilginç eserleri arasında yer alıyor. Troya sergisi 5 Ocak 2003 tarihine kadar görülebilecek.

Troya - Efsane ile Gerçek Arası Bir Kente Yolculuk
Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi
4 Ekim  2002 – 5 Ocak 2003

PAYLAŞ
BÜLTENİ İNDİR

Görseller