Dışsal Günlük

PAYLAŞ
SATIN AL YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

2017 yılında hayata gözlerini yuman Michel Tournier’nin bakışını dışarıya çevirerek mahrem ve içsel (intime) olan günlük yazımına karşı (extime) geliştirdiği alternatif bir günlük denemesi: “Dışsal Günlük”.

Bahçenin geçirdiği dönüşümlerden hava olaylarına, tuhaf karşılaşmalardan aforizma niteliğindeki düşüncelere ve yeni öykü fikirlerine varıncaya dek olguları, insanları, durumları barındıran, Tournier’ye özgü yazınsal çeşitlemeler.

Yeni, ilginç bir kavram: ışık kirliliği. Geceleyin Choisel’in göğüne bakınca Doğuda belli belirsiz bir ışıltıyla parladığı görülüyor. Paris’ın ışıkları. Doğal karanlığın yapay ışıklarla bozuluşu. Kirliliği maddesellikten çıkarmaya yönelik bir şey icat edilmişti zaten daha önce: termik kirlilik. Örneğin bir nehir, atom santralinin temiz ama sıcak su atıklarıyla ısınıyor. Işık kirliliğiyle, kirlenmeyi ruhanileştirme konusunda bir adım daha atmış oluyoruz. Yakında kötülük tamamen manevi bir şey olacak.

Uzun zaman önce, sadece seyahatlerimde yaşadıklarımı değil, günlük hayatımın küçüklü büyüklü olaylarını, havanın nasıl olduğunu, bahçemin dönüşümlerini, ziyarete gelenleri, kaderin acı ve tatlı sillelerini de not alma alışkanlığı edindim. “Günlük” (journal) denilebilir elbet ama “içsel/mahrem günlüğün” (journal intime) tersi gibi daha ziyade. Tanımlayabilmek için “extime” (dışsal) kelimesini uydurdum. Neredeyse yarım asırdır köyde yerleşik biri olarak, ruh hallerine pek dikkat etmeyen zanaatkâr ve köylülerden oluşan bir toplulukta yaşıyorum. Bu “dışsal günlük” eskiden mahsulü, doğumları, evlilikleri, ölümleri ve meteorolojik değişiklikleri not eden küçük asilzadelerin “hesap defteri”ne benziyor. Bu arada benim “extime”den daha iyisini “bulgu” (exploration) ile “yakarı”yı (imploration) karşı karşıya getirerek yapan Michel Butor’a selam olsun. İlki keşif ve fikirlerden oluşan bir merkezkaç hareket. İkincisi ise aksine içe, Andre Malraux’nun sözünü ettiği “zavallı sırlar yığını”na dönük bir ağlaşma.

Tüm bu seyahatler, gökyüzü incelemeleri, yapılan ziyaretler ve ağırlanan ziyaretçiler, yazılı izler, küçük notlar, yorumlar ve ekler olmasa yayımlanmaya değer olmazdı. Dışarıdaki şeyler, hayvanlar ve insanlar bana her zaman kendi aynamdan daha ilginç gelmiştir esasen. Sokrates’in meşhur “Kendini bil” sözü hep anlamsız gelmiştir. Ben penceremi ya da kapımı açarak ilham alıyorum. Gerçek, hayal gücümün kaynaklarından çok daha ileride ve bende durmadan şaşkınlık ve hayranlık yaratmaya devam ediyor.

Keşfetmek (découvrir), icat etmek (inventer), yaratmak (créer). Bu üçü arasında derin bağlar var. İcat etmek etimolojik olarak invenire’den geliyor: -e gitmek, yani keşfedip yaratmak. Bu arada hazine “keşfeden”e yasal terminolojide o hazinenin “mucidi” (inventeur) dendiğini de hatırlatalım. Ve o kişinin müdahalesinden önce hazinenin var olmadığı doğru. Keşfi sağlıyor varoluşunu, üstelik geçmişe dönük olarak da.

Ülke ve manzaralarda da durum aynı. Bakan göz olmasa var olurlar mıydı? Kristof Kolomb’dan önce ne yapıyordu Amerika? Yeni topraklar, yüzlerini “kâşiflerinin” zihin ve ruhuna borçlu değiller mi? Sorun ne küçük ne de yeni, sorun bilme sorunu. “Dışsal günlüğü”mü ele alıp, adımlarım altında doğan keşif, gözlem ve anekdotların oluşturduğu yılın on iki ayını süsledim. Ortaçağ çizer ve hakkaklarının resmettiği popüler sahnelerdeki gibi, okuyucu, ilerleyişimizin kaçınılmaz eşlikçisi Bayan Ölüm’ün başlıklı gölgesiyle birden çok kez karşılaşacak. Bu küçük kitabın sunduğu gülme fırsatlarına da daha derin bir akis kazandıracağını düşünüyorum kendisinin.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.