Gecede

  • Gecede
PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Yazınımızın "mihenk taşlarından biri" sayılan "Gecede", Marksist ve psikanalizci yöntemlerin olağanüstü bir kullanımıdır. Leyla Erbil, "dedim - dedi", "diye düşündü" vb... klasik anlatı almaşıklarını silerek elde ettiği metinle karşı-dilin psikanalizini gerçekleştiriyor. YKY, otuz yıl önce ortodoks Marksizme karşı kaleme alınmış bu yol açıcı yapıtı okurlarıyla yeniden buluşturuyor.

Vapur, ansızın, Hasip Paşa yalısını gözünün önüne getirerek öfkeyle Beylerbeyi'ne yürüdü, bu yalıdaki Hasip Paşa'nın kızını başında hotozu, eteklerinde kalfaları Leman'la Suzidil olarak ve paşanın Rumeli'nden ucuza kapattığı 36 çiftliğin genel bakıcısı Cemal Efendi'nin kızı Halet Hanım ile birlikte yaşadığı günleri bir sinema şeridi denli gözlerinin önünden geçirdi. Cemal Efendi'nin karısının yirmi bin altın tutan gerdanlığını düşündü, yüzlerce yıldır tanıyorum insanları dedi, 1854'ten bu yana tanıyorum insanları ondan önce de atalarımdan dinlemişimdir, atalarım, pazar kayıkları, dört çifteleri ki sadece gene halkın bindikleriydi, benim soyumda zenginleri taşımış, yardakçı, üç, iki ve tek çifte piyadeler yok. Yovakim III'ün, üç çifte piyade ile boğazda gezen insan soyunun sonuncu kişisi olduğunu düşünerek bir kahkaha attı. "Soyları kurudu," dedi. Prens Halim'in yalısındaki kayıkhanede üflesen kemikleri dökülüverecek olan son piyadeyi sevinçle düşündü. Ah Yovakim'i de, hamlacılarını da orada saklayabilselerdi diye söylendi. Hamlacıların kuşandıkları bürümcük hilali gömleğe, güllü rugan yemeniye, kalikot patiskasından dizliklerine ve fesine, ardından da Prens Halim'e uzun uzun sövdü. Emekçi bir soydan geliyorum, tek lokma haram yemedik, alnım ak, kirli işleri biliyorum, tarih boyunca süregelen haksızlıklara tanığım ve sabrım kalmadı, onlara hizmet etmeden yaşama onurunu taşıyorum, böyle olmayı kabul etmem çok doğal görünüyor onlara. Onlara -insanlara- böyle olmayabilirim de demek istedim, onları korkutmak, üzerime düşürmek istedim, kıyılar adam almıyor, beni seyretmeye geliyorlar, donanmayı yendim, bana buyurulan işi yüzgeri ettim, başıma buyruk olduğumu tanıttım, ama tüm bunlarla bir tek kendimi kurtardım, üstün olduğumu gösterdim, üstelik yapıma uymayan, ters, soytarıca davranışlarda bulundum, şimdi de yalnızım işte, yapayalnızım, arkadaşlarımsa bugün de kahır içindeler, yaşamları değişmedi, kurtaramadım onları, şimdi de horlanmış halkı taşıtıyorlar onlara, bir kendimi başkalaştırdım diyerek başını sulara dövdüren vapura Beylerbeyi kıyılarındaki halk kahkahalarla güldü. Vapurun bu çok gücüne gitti, ben onlar için kendimi ateşe atarken, onlar benimle eğleniyorlar, bu yalnızlığa nasıl dayanacağım diyerek sıçradı ve karşıya Hünkâr sularına attı kendisini. Ah artık bu sulardan da o koskoca tarihin görkemli anılarından da bıktım, elimde olsa tüm tarihi değiştirirdim, insanlığı en başından başlatırdım, şimdi ne yapmam doğru olur? Sarıyer'e dik dik baktı, düşünceli ve solgun Tarabya'ya seyirtti. Ey Tarabya, Terapiye, dedi. XVII ve XVIII'inci yüzyıllarda buralarda salt varlıklı kişiler otururmuş, neden? Evliya Çelebi yazmış: "Bu kasabanın yerinde evvelleri leb-i deryada bir balık dalyanı olup ondan gayrı bir şey yok imiş... Selim-i Sani leb-i deryada teferrüç ederken bu sayd-ı mahi mahalline uğrayıp gûnagûn mahiler saydettirip orada bulunan birçok servi ağaçlarının sayesinde pişirip zevküsafa ile ekil buyurdular. Badehu ol mahalle Tarabiye namiyle bir kasaba ve zat-ı şahanelerine mahsus bir de çimenzar-ı safa bina ve inşa olunması için Veziriâzam Sokullu Mehmet Paşa'ya ferman eder..."

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.