Serçe Parmak

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Ozanımız uluslararası bir çocuk kongresinde tasarlamış bu yapıtı. Büyük masanın kıyılarındaki 150 çocuk yazarını birdenbire 5, 6 yaşlarındaki çocukluklarıyla görmüştür. Daha sonra, onları kendi ülkelerinin coğrafyası, tarihi, başka özellikleri içinde düşleyerek 170’e yakın şiir yazmıştır. Yeryüzü Çocukları diye adlandırdığı bu yapıt, onun evrensel çocukluğunun tadını verir. Serçe Parmak bu yapıtın 5. (ve son) kitabıdır.

Ey Yeryüzü Çocuklarım işte bitti gezi
İşte bitti günlerdir gecelerdir süren yaşama
işte ayrılıyorum sizlerden

Ay Sevgisi


Vietnamlı çocuk
Ay’ı çok severdi
Neden mi, kim bilir?


Belki
Aydınlığı ayın
Su gibi diye.


Belki
Çok yakın
Diye.


Belki
Bütün evleri bütün ağaçları
Birer birer dolaşıyor diye.


Ay doğar doğmaz
Vietnamlı çocuk
Çıkardı kamış kulübesinden dışarı.


Tırmanırdı biricik ağaçlarının
Ta en yukardaki
Dalına.


Geceler aydın derdi
Vietnamlı çocuk içinden
Dönerdi yatağına ta yüreği parlak.


Vietnamlı çocuk
Saklardı anasından Ay’ı çok sevdiğini
Neden mi, kim bilir.


Belki
Kıskanacak
Diye.


Vietnamlı çocuk
Uyuyamazdı gün ağarana dek
Ay’ın tam yuvarlak olduğu geceler.



Kızılderili Çocuğun Sorduğu

Niye bir bir vurur
Davulun biri
İkisi mi yok?


Niye iki iki vurur
Davulun biri
Üçü mü yok?


Niye üç üç vurur
Davulun biri
Dördü mü yok?


Niye susar
Davulun biri
Karşı tepelerde
Duman büyür büyümez?


 

Kazakistan Gezisi


Almatı ataların elmasıdır
Söyler söylemez
Bütün çocukların ağzı dolar kıpkırmızı.


Kusal Gölü benzer bir aynaya
Çatal boynuzlu geyikler bakarken
Yansırken çavdar dolu ovalar.


Koyunları koyunları koyunları geçer dağ eteklerinden
Çobanlar develere binmiş
Koyunların boyu öylesine büyük.


Sonra sığır sürüleri
Sonra inekler inekler inekler
Yürüyen çiçekleri Kazakistan’ın.


İşte yazıyorum, anneleri babaları bilsin
Bir çocuk nereye gider yalnız kalınca
Almatı’ya gider.



Yaramazlık


Burası Suriye’dir Ebukemal’den
Fırat geçer
Çocuklar yıkanırken Fırat’ta.


Leylekler geçer
Ebukemal bir eski yapı
Çocuklarla yüzerken leyleklerin gölgesi Fırat’ta.


Ebukemal hurmalarla upuzun
Şekerin tadı geçer
Çocuklar uyanır uyanmaz Fırat’ta.


Ebukemal köpük köpük
Anneleri babaları görmeden, Ay Dede geçer,
Çocuklar birer acıkmış balık olur Fırat’ta.



Üç Buzağı


Başkent Ljubljana’dan çıkınız
Dalınız çocuklar Slovenya’nın içlerine
Adriyatik’in kuzey dalgaları bile duyulmasın.


İşte bir mandıra pırıl pırıl
Yemyeşil ovaların ortasında
Kapısı ak, pencereleri apak.


İşte çocuklar, birdenbire fırlar dışarı mandıradan
Üç küçücük buzağı
Üçü de birbirinden güzel.


Biri sarı, biri mavi, biri kırmızı... Koşarlar
Dört yana
Dört bir yana ayaklı kuşlar gibi.


Atlarlar birbirlerinin üzerinden
Sanki birdirbir oynarlar
Bizim gibi.


Şaşar kalırsınız çocuklar, koşmuyorlar da
Sanki akıyorlar üç buzağı otlardan
Su gibi.


Ama Ljubljana’nın uzun bacaları öter ötmez
Öyle bir kaçarlar ki içeri
Mavi sarı kırmızı karışır birbirine.



Buryat Çocuklarıyla Ayı Yavrusu


Dokuz kürk yürüdü dokuzu da boz
Ulan Ude kentinden dağlara doğru.
Bir küçük ayı yavrusu burnu yerde
Düştü ardına dokuz kürkün.


Yürüdüler yürüdüler
Yarısı boz oldu göklerin gide gide.
Ayı yavrusu ayrılamıyordu ki
Kokusunu seviyordu dokuz kürkün.


Dokuz kürk birdenbire sardı çevresini
Kucakladılar ayı yavrusunu, okşadılar,
Şaşakaldı ayı yavrusu
Dokuz çocuk çıkmıştı içinden dokuz kürkün.



Göl Çocuk


Giderdi Malavili yaramaz
Niyasa Gölü’nün kıyısına
Birdenbire uslanırdı.


Yavaşça otururdu gülümseyerek
Niyasa Gölü’nün kıyısına
Ne büyük diye şaşardı masmavi.


Yel eserken
Niyasa Gölü’nün kıyısına
Anlar gibi olurdu biraz.


Daha da güçlendi mi, vurdu mu yel
Niyasa Gölü’nün kıyısına
Bir masal taşardı sulardan.


Hemen uzanırdı Malavili yaramaz
Niyasa Gölü’nün kıyısına
Karanlığı beklerdi artık.


Dalgalardan yemyeşil bir tavşan çıkardı
Niyasa Gölü’nün kıyısına
Geceleri.



Nepal’in Ayı Anneleri


Ayılar, biz Himalayalar’da uyurken
Ayaklarımızı yalardı
Sorardım anneme
Derdi: Sus.


Ayılar
Ellerimizi yalardı
Yavaşça sorardım anneme
Derdi: Kımıldama, sus.


Ayılar
Yüzümüzü yalardı sımsıcak
İçimden sorardım anneme
Derdi: Bu ne kardeşlik, sus.


8848 çocuk boyundaki Everest Dede bakarken
Ayılar
Armutlarımı yalardı
Ben daha sormadan derdi annem
Ne acıkmışlar kim bilir, sus.



İsveçlinin Saklambaç Oyunu


Baltık kıyısında uyumak üzereyken İsveçli çocuk
Duyardı
Gözleri kapandığını Stockholm’daki en yaşlı ağacın.


Değerken kirpikleri birbirine
Duyardı
Gözleri kapandığını İskandinavya ovalarının.


Çizgi çizgi
Değerken üst gözkapağı
Alt gözkapağına
Duyardı Botni Körfezi’ni.


Uyurken duyardı İsveçli çocuk
Saklambaç oynadığını
Gözlerinin
Denizlerle ovalarla ağaçlarla.



Kartalseven


Ta buralara çocuk
Çuvaşların ülkesi derler
Kar yağdı mı
Duramaz evinde bir çocuk.


Ta buraları güzeldir çocuk
Kocaman yeller eserken
Lapa lapa kar yağdı mı
Fırlar damından dışarı bir çocuk.


Ta buralara çocuk
Başkent Çeboksarı derler
Karakışın çılgın karı yağdı mı
Koşar dağa, et götürür kartalına bir çocuk.


Ormanlarda Öküz Arabası Yeden Çocuk

Bu öküzler artık Kamerunumuzda
Arabaları çekmezse
Ne yaparlar.


Uyurlar mı
Su mu içerler
Oturup bana mı bakarlar gözlerini kırpmadan.


Dururlarsa kuşlar konar üzerlerine, sevinirler mi
Kaşırlar mı boyunlarını kocaman ağaçlarda
Azgın yeşilliklerde korkmadan gezerler mi yavaş yavaş.


Bu öküzler biliyorum
Arabalarımızı çekerlerken
Benimle yürüdüklerine sevinirler.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.