Robin Hood

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Robin Hood, ortaçağın karanlıkları içinde doğmuş, bugün de yaşamaya devam eden  bir halk kahramanı... Gerçekten yaşadı mı sorusunun kesin bir yanıtı yok... Çok eski kayıtlarda gizli, gizemli bilgiler bize yaşamış olduğunun umudunu veriyor.

Robin Hood’un maceralarının yazarı bilinmeyen ya da bilinen pek çok örneği var... Defalarca da filme alınmış, televizyon dizisi olmuş bu metinlerde anlatılanlar.
Bilgin Adalı, pek çok kaynak metin içinden yepyeni bir seçme ve düzenlemeyle Robin Hood’u Türkçe’de yeniden yaşatıyor. Onun usta kaleminden Robin Hood’la Sherwood Ormanı’nda dolaşıyor, sopa döğüşleri yapıyor, ok atma yarışlarında heyecanlı çekişmeler yaşıyor, Nottingham Şerifi’ne ve halka eziyet edenlere haddini bildiriyoruz.

Çeviren ve Uyarlayan: Bilgin Adalı

Pek çok biçimde anlatılmıştır Robin Hood’un öyküleri. Değişik anlatılarda, anlatılan olaylar aynıdır ama kurguda ve ayrıntılarda farklılıklar vardır. Örneğin, birinde Robin ve Marian çocukluk arkadaşıdırlar. Bir başkasındaysa Robin’in katıldığı ilk okçuluk yarışı sırasında tanışırlar. Will o’ the Green bir anlatıda gerçek bir kişidir. Sherwood Ormanı’nda barınan çetenin Robin’den önceki başkanıdır. Ötekisinde babasının Robin’e öykülerini anlattığı eski bir kahraman... Bir anlatıda, Arthur-a-Bland Küçük John’la dövüşür, bir başkasında ise Robin Hood’la, ve Küçük John Arthur ’un kuzenidir. Bana, Robin’in yaptığı her sopa dövüşünde birkaç sopa yemesi biraz gülünç geldi. Bu nedenle, Robin’e bıraktım o tür dövüşleri. Kimi anlatılarda Marian iki oğul doğurmuş ve İngiltere ’de ölmüştür...

Bu tür söylencelerde öykülerin birbirinden değişik olması doğal. Örneğin, öykülerin sıralanması tüm kitaplarda değişiktir. Birinde kocaman bir taşa kazılı bir yazı vardır Robin’in mezarının üstünde; bir başkasında, mezarının olduğu yer kimse tarafından bilinmez. Keşke bu değişik anlatıların hepsinden alıntılar yapabilseydim. Ama o zaman kimsenin kolay kolay okuyamayacağı kocaman bir cilt olurdu bu kitap.

Tıpkı bizim Yunus Emre ve Köroğlu gibi, İngiltere ’de de pek çok tepeye, kuyuya, asırlık meşe ağaçlarına Robin Hood’un adı verilmiştir. Adına yakılan şarkılarda, bir orada, bir buradadır Robin. Ama onun yaşadığı yer olan Sherwood Ormanı ile hem onun hem de adamlarının giydikleri yeşil giysiler tüm öykülerde, şarkılarda ortaktır.

Sonuçta Robin Hood her öyküde, “şen” çetesiyle Sherwood Ormanı’nda yaşayan, kötülerden, halkı ezenlerden, zenginlerden aldıklarını iyilere, ezilenlere dağıtan efsanevi bir kahramandır. Serüvenleri mi? Onu da kitabı okuyunca öğreneceksiniz.
Umarım seversiniz Robin Hood’un öykülerini.

İngiltere’de, İkinci Henry’nin krallık yaptığı çağda, krallara ayrılmış kimi ormanlar vardı. Kimse geyik avlayamazdı buralarda. Geyik avlamanın cezası ölümdü. Ama ünü günümüze kadar ulaşan bir haydut, Robin Hood ve “şen” çetesi yaşardı bu ormanların en büyüğü olan Sherwood’da. Kimseden korkmaksızın kralın geyiklerini avlar, şarkılar söyleyerek karınlarını doyururlar, neşe içinde çeşitli oyunlar oynarlardı. Her konuda yöre halkının yardımına koştukları için pek sevilirdi Robin Hood ve şen çetesi. Ondan yardım isteyen hiç kimse, eli boş dönmezdi...

Şimdi biraz gerilere gidelim de bakalım nasıl haydut olmuş Robin Hood.

Ormanlar, kralın orman korucuları tarafından korunurdu. Orman korucularının başkanı, yöredeki şeriflerle aynı yetkilere sahipti.

Av alanlarının en büyükleri, Nottingham ve Barnesdale yakınlarındaki Sherwood ve Barnesdale Ormanı’ydı. Buradaki orman korucularının başı, sevgili eşi ve oğlu Robert’le birlikte yaşayan Hugh Fitzooth idi. Robert –pek kesin olmayan kayıtlarda belirtildiğine göre, 1160 yılında– Lockesley kasabasında doğmuştu. Kimi zaman Lockesleyli Rob diye çağırırlardı onu. Çok zarif, yakışıklı bir delikanlıydı.

Yürümeye başladığı andan itibaren, en hoşlandığı şey, babasıyla birlikte ormana gitmekti. Sağ kolu yay çekecek kadar güçlendiğinde, ok atmayı öğrendi. Uzun kış gecelerinde, en büyük keyfi, babasının anlattığı Will o’ the Green adlı bir haydudun, kralın korucularını atlatıp adamlarıyla birlikte, vurdukları geyikleri yemeleri üstüne öyküleri dinlemekti. Fırtınalı günlerde genç Robin, yayı için düzgün oklar yapmayı, düz gitmesi için okun gerisine kaz tüyleri bağlamayı öğrendi.

Babası, yaptığı oklardaki kusurları bulmada pek ustaydı doğrusu. “Yakmak için odun mu hazırlıyorsun” diye şakalaşırdı onunla.

Babasının anlattığı öyküleri dinlerken oğlunun yüzünün nasıl parladığını gören genç annesi iç geçirirdi. Onun bir sarayda ya da şatoda görev almasını, ünlü biri olmasını isterdi. Ona okumayı, yazmayı, şapkasını kibarca çıkarıp selam vermeyi, insanları saygıyla yanıtlamayı öğretmişti. Robin bunları da keyifle öğreniyordu ama onu en çok mutlu eden, elinde yayı, sırtında sadağı1 ağaçların seslerini dinleyerek ormanda gezinmekti.

Çok mutlu bir aileydiler...

Bu mutlu çocukluk günlerinde yalnızca iki arkadaşı vardı Robin’in. Biri, amcasının oğlu Will Gamewell, öteki ise Huntington Dükü’nün biricik kızı Marian Fitzwalter idi. Huntington Şatosu, Sherwood Ormanı’ndaki yüksek ağaçlardan birinin tepesinden görülebiliyordu. Marian’la buluşmak istediği zaman bu ağacın tepesine beyaz bir bez asardı Robin. Babaları birbirine düşman olduğu için Robin kaleye gidemezdi.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.