Ömer Seyfettin - Ülkücü Bir Yazarın Romanı

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Tahir Alangu “Ömer Seyfettin’in eserine açılan bir kapı” olarak nitelediği bu çalışmasında “eserlerine her şeyden önce hayatını ve çatışmalarını koyan” bir yazarın hikâyesini anlatıyor.

“Hayatının bir imparatorluğun yıkılışı ile sürüklenip giden, olayların nabzının attığı yerlerde çırpınan büyüklüğünü, ruh ve düşünce evrimindeki çıkmazları, beşerî ve zayıf yanları ile yücelen yönlerini, son günlerinde gittikçe ağırlaşıp acılaşan hayat dramını, çağının politik ve sosyal şartları ve evrimi içinde” yansıtıyor.

GÖNEN – İNEBOLU – AYANCIK

(1884-1892)

Ömer Seyfettin 1-8 yaşlarında

1. Aile çevresi: Babası-Anası-Kardeşleri ve Yakınları

Ömer Seyfettin’in hikâyelerinde “sert bir adam” olarak tanıttığı babası Yüzbaşı Ömer Şevki Efendi üzerindeki bilgilerimiz pek kıt. Birkaç hikâyesinde çocukluk hayatına değinen yazar, hiçbir yerde doğrudan doğruya ailesinden söz etmediği gibi, başta yakın arkadaşı Ali Cânip olmak üzere, onun üzerinde yazanlardan hiçbirinin bu konuyu yeterli ölçüde aydınlatamadıklarını görüyoruz. Ömer Şevki Bey’in, oğlu doğduğu sıralarda yüzbaşı rütbesinde bulunduğunu, o günlerde askerlik şubelerinin işini de yapan redif taburlarında çalıştığını, Gönen’den başka İnebolu ve Ayancık’ta görev aldığını, büyük kızı Güzide Hanım’dan dinlemiştim. Gönen’den derlediği bilgilerle Ömer Seyfettin üzerinde bir broşür yazan folklorcu Kemal Özer, Ömer Şevki Efendi’nin, 1881-1894 yılları arasında 13 yıl Gönen’de bulunduğunu kaynak göstermeden yazıyor. Yaptığımız soruşturmalardan Ömer Şevki Efendi’nin Gönen’de ancak 10 yıl kalarak 1892 yılında, küçük Ömer ancak 8 yaşındayken ayrıldığını, bir süre İnebolu ve Ayancık gibi Karadeniz kasabalarında bulunduğunu, Ömer Seyfettin’in “Falaka” adındaki ünlü hikâyesinde de bu kasabalardan birindeki okul hayatını tasvir ettiğini öğreniyoruz. Annesi Fatma Hanım, önce Gönen’de, sonra da bu kasabalardaki okullarda, küçük Ömer’in okumaktan çok haylazlaşmaya yöneldiğini görünce, –kocasının Ayancık’a tayini üzerine– 1892 yılında alıp İstanbul’a getiriyor. Annesiyle birlikte dedesinin Kocamustafapaşa’daki konağında yaşıyan Ömer Seyfettin, Aksaray’daki bir özel okulda ilköğrenimini bitiriyor. 1897 yılı nisan ayı başlarında “Türk-Yunan Savaşı”na katılmak üzere İstanbul’dan geçen Ömer Şevki Bey, o günlerde savaşa giden subay çocukları için “Eyüpsultan Askerî Rüştiyesi”nde açılan özel bölüme (sınıf-ı mahsus), 13 yaşındaki Ömer Seyfettin’i yatılı olarak yerleştiriyor. Bunda, oğlunun da kendisi gibi asker olmasını istemesinin mi, yoksa küçük Ömer’in gitgide afacanlaşmasının mı rol oynadığını kestirmek mümkün değil.

Bu sert askerin, sonradan binbaşı rütbesine kadar yükseldiğini, Meşrutiyet’ten sonra alaylı subayların tasfiyesi sırasında ordudan ayrıldığını, karısı Fatma Hanım’ın ölümünden sonra da (1913), yeniden evlenip bir süre Sarıyer’de oturduğunu, oğlu Ömer Seyfettin’in ölümünden birkaç yıl öncesine kadar da yaşadığını öğreniyoruz.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.