Kurtar Halkımı Musa

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Ünlü Amerikalı yazar William Faulkner'ın başyapıtlarından Kurtar Halkımı Musa, İç Savaş döneminden İkinci Dünya Savaşının ilk yıllarına uzanan bir zaman diliminde Amerika'nın güneyinde yaşayan McCaslin sülalesinin hikâyesini aktaran, Amerikan toplumu üzerine yazılmış en etkileyici romanlardan biri. William Faulkner, yarattığı roman dünyasını, tarihi, coğrafyası, toplumsal nitelikleriyle belli bir bölgeye oturtan yazarlardan. Birkaçı dışında yazarın tüm roman ve öykülerinde olay, doğup büyüdüğü, ömrünün sonuna dek yaşadığı Mississippi eyaletinde yarattığı hayali bir yerleşim yeri olan Yoknapatawpha'da geçiyor. Kurtar Halkımı Musa'yı yazdıktan on yıl sonra, 1950'de Nobel Ödülünü almaya gittiği Stockholm'de yaptığı konuşmada Faulkner, bir yazarın asıl işinin, acıma, şefkat, dayanıklılık, alçakgönüllülük ve gurur gibi evrensel ve ölümsüz değerleri insanlara anımsatmak olduğunu söylemiştir. Kurtar Halkımı Musa'da, tüm bunların yanı sıra, Eski Güney'de aile bağlarına ve akrabalık ilişkilerine verilen önem ortaya çıkar. Necla Aytür'ün özenli çevirisiyle yayına hazırlanan Kurtar Halkımı Musa, Kızılderililer, zenciler ve beyazların iç içe --bazen düşmanca, bazen kardeşçe-- yaşadığı Amerikan toplumu üzerine yazılmış en etkileyici romanlardan biri.

İdi

1

Isaac McCaslin, "Ike Amca", yetmişini aşkın, kendi doğrulamasa da seksenine daha yakın, şimdi dul, yöre halkının yarısının amcası, ama kimsenin babası değil bu olayları o yaşamadı, olup bitenleri görmedi bile; olayları yaşayan, yaşça kendinden büyük kuzeni, teyzesinin torunu, McCaslin Edmonds'tı; eskiden olduğu gibi bugün de bazı kişilerin Isaac'e kalması gerekirdi diye düşündüğü mirasa konan da oydu, bu mirası kendi soyundan gelenlere bırakan da o, ailenin kadın kolundan gelmesine karşın. Miras Isaac'in olmalı diye düşünenler vardı, çünkü arazi Kızılderililerden ilk alındığında tapuya yazılan ad, Isaac'in babasının adıydı, babasının kölelerinin soyundan gelenlerden bazılarının şimdi bile taşıdığı aynı ad. Ama Isaac böyle düşünmüyordu - yirmi yıldır dul olan Isaac, sırtında, elinde, cebinde bir defada taşıyabileceğinden fazla yalnızca bir tek şeye sahipti, bu da ormanda geyik ya da ayı avlamak, balık tutmak, ya da sırf ormanı sevdiği için gidip kamp kurmak istediğinde kullandığı dar bir demir karyola ile, lekeli, ince bir şilteydi. Hiç malı mülkü yoktu onun, olmasını da istemezdi. Çünkü yeryüzü şu ya da bu kimsenin değil, bütün insanlarındı, tıpkı ışık ve hava ve soğuk ve sıcak günler gibi. O Isaac ki Jefferson'da oturduğu gösterişsiz ahşap kulübeyi karısının babası evlendiklerinde vermiş, karısı da ölümünde ona vasiyet etmiş, o da hatırı kırılmasın, huzur içinde gitsin diye kabul eder görünmüştü; ancak vasiyet edilmiş olsun olmasın, kendine ait değildi kulübe; karısının ölümünden bu yana bu kulübede onunla birlikte oturan baldızıyla baldızın çocukları o öldükten sonra da oturacaktı orada, nasıl ki evlendiklerinde karısıyla ikisi orada birlikte oturdularsa, günü dolana kadar karısı nasıl orada oturduysa, şimdi de kendisiyle baldızı ve çocuklarının bir odasında oturduğu ve onun ölümünden sonra da oturacakları bir yer içinde yaşamamıştı olayların, dahası anımsadığı şeyler de değildi bunlar; ancak anlatıldığını duymuştu; kuzeni McCaslin anlatmıştı ona, 1850'de doğan, kendinden on altı yaş büyük olan, tek çocuğu Isaac doğduğunda babası yetmişine merdiven dayadığından, Isaac'e kuzenlikten çok ağabeylik, ikisinden de çok babalık eden, o eski zamanlardan, eski günlerden söz eden McCaslin anlatmıştı

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.