İyi Doktor

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Damon Galgut, İyi Doktor’da siyah Afrikalıların geri kalmış yurtluklarının melankolik ruhunu sade bir dil ve güçlü bir tasvirle yeniden canlandırıyor.

Dr. Frank Eloff’un hayatı, apartheid sonrası Güney Afrika’sında, terk edilmiş bir hastane ve durgun bir taşra kasabasına sıkışıp kalmıştır. Genç ve idealist doktor Laurence Waters’ın gelişiyle birlikte Frank’in felç olmuş hayatı uzun bir zaman sonra ilk kez değişmeye başlar. İki doktorun birbirine zıt karakterlerinin yarattığı psikolojik gerilimin yanında, kasaba da yavaş yavaş hareketlenecektir. Eski bir yasak ilişki yeniden alevlenir, apartheid günlerinden kalma kötü bir hatıra, eski bir diktatörün etrafta olduğu söylentisi ve onun peşindeki askerler, Frank’in karanlık geçmişinden hatırlamak istemediği şeyleri geri getirir. Geçmişin bıraktığı izden habersiz Laurence’ın idealleri için bu topraklar, sakinliğine rağmen fazla huzursuzdur.

Damon Galgut, İyi Doktor’da siyah Afrikalıların geri kalmış yurtluklarının melankolik ruhunu sade bir dil ve güçlü bir tasvirle yeniden canlandırıyor.

Güçlü bir duygusal gerçeklik ve muazzam bir imgelemle örülmüş, heyecan verici bir hikâye.
Independent

Uzun zamandır sadece yedi kişiydik: Tehogo ve mutfak personeli, Dr. Ngema, Santanderler ve ben. Bir zamanlar farklıydı. İlk geldiğimde Hintli bir kadın doktor vardı ama o da gideli çok oldu, Cape Townlı beyaz bir adam da sonradan evlenip başka bir yere taşınmıştı. Dört-beş tane hemşire de vardı, ama Tehogo dışında hepsi ya işten çıkarılmış ya da başka bir yere gönderilmişti. Damla damla gelen insani ihtiyaçla ilgilenecek çok fazla insan vardı. Bu yüzden birisi gittiğinde yerine yenisi gelmiyor, geride bıraktığı boşluk kum torbalarıyla çevrilip tahkim edilerek nihai çöküşe karşı bir istihkâma dönüştürülüyordu.

Bu yüzden Laurence’ın gelişi gizemli bir olaydı. Hiçbir mantığı yoktu. Dr. Ngema bir yıllık kamu hizmeti için genç bir doktor geleceğini söylediğinde, ilk başta şaka yaptığını sanmıştım. Kamu hizmetini duymuştum; ülkedeki bütün hastanelere personel ve hizmet sağlamayı hedefleyen yeni bir hükümet planıydı. Ama biz bu plana dahil edilemeyecek kadar gözden uzaktık.

“Neden ki?” dedim. “Başka birine ihtiyacımız yok.”
“Biliyorum,” dedi Dr. Ngema. “Ben bir talepte bulunmadım. Buraya gelmeyi kendisi istemiş.”
“Kendisi mi istemiş? Niye ki?”
“Bilmem.” Şaşkınlık içinde, faksla gelen bir mektuba bakıyordu. “Başka seçeneğimiz yok Frank. Ona bir yer bulmalıyız.”
“Peki, tamam,” diyerek omuz silktim. “Beni ilgilendiren bir şey değil.”
Dr. Ngema bana bakarak içini çekti. “İlgilendiriyor maalesef,” dedi. “Onu senin odana yerleştirmek zorundayım.”
“Efendim?”

Daha önce hiç böyle bir şey olmamıştı. Yüzümdeki hayal kırıklığını görmüştü.

“Çok uzun sürmez Frank. Santanderler gidince oraya yerleştiririm.”
“Ama... koridor boş odalarla dolu. Neden onlardan birinde kalamıyor?”
“Çünkü o odalarda mobilya yok. Ben sadece yatak tedarik edebilirim. Peki masalar, sandalyeler ne olacak?.. Arada bir oturması da lazım. Lütfen Frank. Zor olduğunu biliyorum ama birinin fedakârlık yapması gerekiyor.”
“Ama neden ben?”
“Başka kim olsaydı, Frank?”

Bu basit bir soru değildi. Ama koridorun sonunda tartışmalı olan başka bir oda daha vardı.

“Tehogo,” dedim.
“Frank. Bunun mümkün olmadığını biliyorsun.”
“Niçin?”

Koltuğunda huzursuzca kıpırdandı ve sesi buna karşı çıkarak bir-iki tık yükseldi. “Frank. Frank. Ben ne yapabilirim? Lütfen. Bir şeyler ayarlayacağım, söz veriyorum. Onu sokakta bırakamam ya.”

“Sokakta bırakman gerekmiyor. Onlar niye aynı odada kalamıyor?”
“Çünkü... Doktor olan Tehogo değil, sensin. İki doktorun birlikte kalması daha mantıklı.”

Bu sözlerin ardında söylenmeyen başka sözler de vardı. Sorun sadece Laurence Waters’ın da doktor olması değildi; ayrıca ikimiz de beyazdık ve bu yüzden aynı odada kalmalıydık.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.