Frankfurt Seyahatnâmesi

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

1930’ların Almanya’sına, tedavi için bu ülkeye gelmiş bir Türk aydınının Frankfurt penceresinden bakışlarını içeren bu küçük kitap deneme tadıyla da okunacak 20 kısa yazıdan oluşuyor. Üsküdar’ı seyrederek sıkıntılı bir halde Sirkeci’den trenle yola çıkan Hâşim, Balkanları, Orta Avrupa düzlüklerini aşarak Frankfurt’a ulaşır. Bu eski Alman şehrinin II. Dünya Savaşı öncesi durumunu türlü yönlerden betimleyen Frankfurt Seyahatnâmesi, gazete ve dergi sayfalarından aktarılırken yapılan değişiklikleri de gösterecek biçimde yeniden ele alındı. Ahmet Hâşim’in diğer eserleri de aynı yöntemle basıma hazırlanıyor.

“Frankfurt Seyahatnâmesi”nin Eleştirel Basımı Üzerine Uzun zamandır çektiği kalp ve böbrek rahatsızlığı sebebiyle 1932 yılının ikinci yarısında evvelâ Erenköy Sanatoryumu’nda1 üç ay yatan Ahmet Hâşim, aynı yılın sonlarına doğru doktorlarının tavsiyesiyle Frankfurt’a giderek zamanın ünlü böbrek uzmanı Profesör Volhard’ın kliniğinde de bir süre tedavi görmüştür. Hâşim, yolculuğu sırasında sıcağı sıcağına kaleme aldığı ve İstanbul’a dönünce Milliyet gazetesiyle Mülkiye dergisinde tefrika ettiği seyahat izlenimlerini, sanki vaktinin iyice daraldığını hissetmiş gibi, gazete ve dergi sayfalarından alelâcele toplamış ve Frankfurt Seyahatnâmesi2 adıyla kitaplaştırmıştır3. Bu kitap, şairin Durgun suya baktım ve dedim: Âh ölebilsem, Madem ki yok ağlayacak mevtime kimsem! diye bir ömür yalnızlık ve sevgisizlik ıstırabıyla inlemiş olan ruhundan ne gariptir ki yenibaharın tam ortasında hem de yeni harflerle4 kopmuş ilk, fakat son yaprak, son sayfa ve hatta son sayha olmuştur. Dolayısıyla adının “seyahatnâme” oluşuna aldanmamalıdır. Aksi hâlde şairin kendi ifadesiyle “dıştan ziyade içten bahseden” ve bu itibarla realist değil fakat içli bir ruhun muhayyilesindeki “şafak-âlûde” bir âlemden acı göz yaşları yahut “güneş rengi bir yığın yaprak” gibi dökülen Frankfurt Seyahatnâmesi, bu tür kitaplarda “rakam ve faydalı bilgiler arayan okuyucular için beyhude bir yorgunluk”5 olacaktır. Zira “Bu kitapta Ahmet Hâşim’le beraber bir gece vakti trene binecek olan okuyucular, Bulgar kırlarından geçecekler, kompartımanda iç sıkıntısı duyacaklar, sineğin müziç sıkıntılarından kurtulmak için kendi kendilerini kompartımandan dışarı atacaklar, uzakta bırakılan ılık bir odayı ve dost bir lâmbayı içleri sızlayarak hatırlayacaklar, büyük şehirlerin geniş caddelerinde yürürken yalnızlıklarını ve kimsesizliklerini duyacaklar, hastahane penceresinden sincapları ve kuşları çocukluk özlemi içinde seyredecekler, bulutlu bir havada sonbaharın tutuşan ormanları arasında hatırası unutulmaz bir otomobil gezintisi yapacaklar, hasta ve dilenci kavramlarının şarktaki ve garptaki telâkkisini karşılaştıracaklar, Alman cemiyetini hiçbir içtimaiyatçının tahlil edemeyeceği bir şekilde tahlil edeceklerdir.”6 Frankfurt Seyahatnâmesi’ne, “Bu bir hastanın yol notları, rüzgârlı, karanlık bir sonbahar gecesiyle başlar. İstanbul’un denizini sinirli, ufuklarını mürekkep gibi siyah ve Üsküdar taraflarının göklerini uzak bir yangının hafif kırmızılıklarına boyanmış bıraktım. Onun için zifirî bir karanlıkta tren Sirkeci’den ayrılırken sinirlerim iyi değildi.” cümleleriyle başlayan7 Hâşim, ihtimal ki dönüş yolunda bu karanlık duyguların tam tersini de hissetmiştir. Ancak kitapta Almanya’dan dönüş izlenimlerini aksettiren herhangi bir yazı mevcut değildir. Bu ise şairin “sessiz ve kimsesiz” bir hayal beldesinden başka bir diyara açılmayan ve ona Uzak Ve mâî gölgeli bir beldeden cüdâ kalarak Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkûmuz dedirten yollar kadar dokunaklı ve o muhayyel belde kadar da acı bir hakikattir. Bu yüzden İstanbul’a dönerken içten içe gizli bir sevinç ve coşku yaşamış olsa bile pek alışık olmadığı o duyguları yol boyunca yutkunup durmuş, kim bilir belki de alaya alınmak endişesiyle kendisine bile itiraf etmekten çekinmiştir. Çünkü çoğu defa “kurbağa şairi”8 gibi alaycı hücumlara maruz kalan9 ve kendi ifadesiyle “şairlerin en garibi”10 olan “bu hassas, bu mariz ve çocuk tabiatlı adam, vaktinden çok evvel yorulmuştur.”11 Kaldı ki onun şahsına ve sanatına yöneltilen bu tür aşağılayıcı hücumların yorgunluğu, daha 21 yaşında yazdığı “O Belde”12 şiirindeki Bana yalnızca eski bir budala Diyen bugünkü beşer, Bu sefil iştihâ, bu kirli nazar, Bulamaz sende, bende bir mana mısralarında da açıkça görülmektedir13. * * * Frankfurt Seyahatnâmesi’nde toplam yirmi yazı mevcuttur. Bunlardan on sekizi “Seyahat Notları” genel başlığı altında Milliyet14 gazetesinde, biri Mülkiye15 diğeri de Şehir16 dergilerinde yayımlanmıştır. Ancak yazar bu yazıları kitaplaştırırken gazete ve dergilerdeki kronolojik sırayı takip etmemiş ve ayrıca yazılar üzerinde birtakım değişiklikler yapmıştır. * * * Biz, bugüne kadar beş baskı yapmış17 olan Frankfurt Seyahatnâmesi’nin bu baskısını yayıma hazırlarken eserin 1933 yılındaki ilk neşrini esas aldık ve tefrika ile kitaptaki farklılıkları yazının altına koyduğumuz dipnotlarda belirttik: a) dümdüz: yeknesak b) olmadığına göre: olmadığına nazaran c) Bunlar “Hitler” askerleridir: Bunlar hasta Alman bünyesinde biten “Hitler” mantarlarıdır. şeklinde düzenlediğimiz dipnotlarda ilk kelime, kelime grubu veya cümle, kitabın ilk baskısında yazarın yaptığı tasarrufları, iki noktadan sonra gelen kısım ise bu tasarrufların gazete ve dergilerdeki ham hâlini göstermektedir. Bununla beraber eklenen yahut çıkarılan kelime, cümle veya paragraflar, “Tefrikada bu cümle yok!”, “Tefrika şöyle devam ediyor:” yahut “Bu paragrafın başında şu cümleler var:” şeklindeki ifadelerle tespit edilmiş ve böylelikle bir yazarın eseri üzerindeki tasarrufları da okuyucuya sunulmuştur. Kitabı yeniden yayıma hazırlarken yazarın diline herhangi bir müdahalede bulunmadık, ancak eserin basıldığı yılın imlâsını yansıtan “vücudile, hayretlerile, kımıldamıyan, âkil, gayri ahlâkî, müdürü umumî, hali tabîi…” gibi birtakım kullanımları Türk Dil Kurumunun 2000 tarihli İmlâ Klavuzu’na göre “vücuduyla, hayretleriyle, kımıldamayan, âkıl, gayriahlâkî, müdürüumumî, hâlitabiî…” şeklinde düzelttik. Bunun yanısıra, baskı hatası yahut gözden kaçma olarak değerlendirebileceğimiz bazı cümle düşüklüklerini de dipnotlarda düzeltmeye çalıştık. Meselâ “elimin hareket kavsi” ibaresinin, eski imlâyla “elimin kavis hareketi” anlamına gelecek “elimin hareket-i kavsi” şeklinde olması gerektiğini belirttik. Ayrıca kitabın sonuna, Frankfurt Seyahatnâmesi’nde yer alan yazıların kronolojik listesiyle beraber bir de “Küçük Sözlük” ekledik. Tefrika ile kitabın ilk baskısı arasındaki farklılıklar, dipnotlardan da takip edilebileceği üzere, sadeleştirme, üslûbu daha akıcı hâle getirme ve bazı yargıları hafifletmeye yönelik birtakım değiştirme, ekleme yahut çıkarmalardan ibarettir. Bu tasarruflar arasında en dikkati çeken husus, üslûbun güzelleşmesine herhangi bir katkı sağlamadığı gibi günümüz okuyucusu tarafından bile kolaylıkla anlaşılabilecek “nazaran, sihirli, gına, müstakil, kayınvalide…” gibi kelimelerin “göre, büyü, usanç, ayrı, kaynana…” şeklinde sadeleştirilmeleridir ki bunda, yeni kurulmuş olan Türk Dili Tetkik Cemiyetinin dili sadeleştirme çabalarının etkili olduğu kanısındayız18. Zira Hâşim bilinçli bir sadeleştirme endişesi taşımış olsaydı, “Küçük Sözlük”te görüleceği üzere daha başka birçok kelimeyi de sadeleştirmesi gerekirdi. Frankfurt Seyahatnâmesi’nin bu eleştirel basımı, titiz bir emeğin ürünüdür. Fakat yine de bütün hatalardan arındırılmış olduğu iddiasında değiliz. Kitap, eğer Ahmet Hâşim’i daha geniş bir okuyucu kitlesiyle buluşturur, tanıtır ve sevdirirse asıl amacına ulaşmış olacaktır. Nuri SAĞLAM - M. Fatih ANDI 12 Ocak 2004 1 Asım Bezirci, Ahmet Hâşim-Yaşamı, Kişiliği, Sanatı, Seçme Şiirleri, 5. bs., İstanbul, 1986, s. 15. 2 Ahmet Hâşim, Frankfurt Seyahatnâmesi, Semih Lütfi-Sühulet Kütüphanesi, İstanbul, 1933, 72 s. 3 Frankfurt Seyahatnâmesi, 1933 mayısının başlarında yayımlanmış ve Milliyet gazetesinde şöyle ilân edilmiştir: “Büyük şair Ahmet Hâşim Beyin Avrupa seyahatinde yazdığı nesir parçaları bir kitap hâlinde toplanmıştır. Bu parçalar şairin lirik ve hassas kaleminden süzülmüş enfes his katrecikleridir. Esasen Milliyet karileri için malûm olan bu nefis nesirler, gerek ihtiva ettikleri büyük ruh itibariyle gerekse misilsiz şairimizin imzasını ihtiva etmesi itibariyle her türlü sitayiş ve tavsiyenin fevkindedir. Yalnız bu kitabın intişar etmiş olduğunu söylemekle Türk edebiyat kütüphanesinin bu çok değerli kazancını haber vermekle iktifa ederiz.” (Milliyet, nr. 2598, 7 Mayıs 1933, s. 4.) 4 Frankfurt Seyahatnâmesi, Hâşim’in yeni harflerle yayımlanmış ilk ve son eseridir. 5 Ahmet Hamdi Tanpınar, “Frankfurt Seyahatnâmesi-1”, Milliyet, nr. 2608, 17 Mayıs 1933, s. 4. 6 C. S., “Frankfurt Seyahatnâmesi”, Mülkiye, nr. 26, Mayıs 1933, s. 52. 7 Hâlbuki Hâşim’in Almanya’ya gideceği için çok memnun göründüğünü ifade eden Tanpınar, “Orada bir böbrek Âlihi var… Hem tabiî tuza yakın bir madde varmış, burada bulduramadık, gelirken imtiyazını alacağım…” dediğini kaydeder. (bk., Ahmet Hamdi Tanpınar, Edebiyat Üzerine Makaleler, İstanbul, 1969, s. 313.) 8 “Göl Saatleri neşrolunca … gölden, geceden, kuşlardan bahseden şairi ‘kurbağa şairi’ diye anıyorlardı. Bu mütemadî tarizler, şiirinin bu karikatürü, hezil ve hiciv gazetelerinin mütemadî hücumları onu yormuş ve asabını büsbütün bozmuştu.” (bk., Abdülhak Şinasi Hisar, “Ahmet Hâşim”, Bütün Cepheleriyle Ahmet Hâşim, [hzl.: Hilmi Yücebaş], İstanbul, 1958, s. 17-28.) 9 Bu konuda geniş bilgi için bk., Erdoğan Erbay, “Bir Günün Sonunda Arzu Şiirinin Ardından Ahmet Hâşim ve Dergâh Mecmuası Yazarlarına Yöneltilen Tenkit ve Tehziller”, Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, nr. 8, İstanbul, 2003, s. 165-184. 10 Ahmet Kutsi Tecer’le birlikte Hâşim’i hasta yatağında ziyarete giden Tanpınar, yanından ayrılmak için ayağa kalktıkları vakit, onun, “Şairlerin en garibi öldü.” mısraını söylediğini kaydeder. (bk., Ahmet Hamdi Tanpınar, age., s. 317.) 11 Abdülhak Şinasi Hisar, Ahmet Hâşim-Şiiri ve Sanatı, İstanbul, 1963, s. 171-172. 12 Ahmet Hâşim, “O Belde”, Şiir ve Tefekkür, nr. 1, 20 Ağustos 1325/1909. 13 Bu şiirin bütününde işlenen “yaşanan hayat içindeki mahkûmiyet” düşüncesiyle “uzak, güzel ve bilinmeyen bir beldeyi özleyiş” duygusunun ifade biçiminde, Hâşim’in sırf Arap kökenli olması münasebetiyle Galatasaray Sultanîsi öğrenciliğinden itibaren gerek kendi hassasiyetinden gerekse çevresinin ona davranış biçiminden kaynaklanan gizli bir aşağılık kompleksinin “âlemi kendine düşman sanmak” yahut “beşerden nefret ve şikâyet etmek” gibi tepkisel tezahürlerini görmek mümkündür. (Hâşim’in Arap’lığı konusunda bk., Abdülhak Şinasi Hisar, age., s. 162-165.) 14 Ahmet Hâşim’in bu yazıları Milliyet gazetesinde şöyle duyurulur: “Güzide ve hassas Türk edibi Ahmet Hâşim Beyin tedavi için bir müddet evvel Avrupa’ya gittiğini teessürle karilerimize haber vermiştik. Bugün de üstadın iyileştiğini ve yazılarına başladığını müjdelemekle bahtiyarız. Üstat Hâşim, tedavi ve seyahat intibalarını ince, hakîm ve bütün kalpleri teshir eden kuvvetli üslûbu ile tespit etmiş ve bize göndermiştir. Ahmet Hâşim Beyin ilk yazısını yarın neşredeceğiz.” (Milliyet, nr. 2453, 8 Kânunuevvel 1932, s. 1.) 15 Mülkiye dergisinde, şairin Frankfurt seyahati izlenimlerini veren üç yazı yayımlanmıştır. Fakat bunlardan sadece “Alman Ailesi” (Mülkiye, nr. 22, İkincikânun 1933, s. 1-2) adlı yazı kitaba alınmıştır. Dergide, bu yazının altına “Ahmet Hâşim Beyin Almanya seyahatine ait yazıları Milliyet gazetesinde intişar etmektedir.” notu düşülmüştür. Bununla beraber aynı dergide “Milletleri Sevmek ve Beğenmek” (nr. 23, Şubat 1933, s. 1-2) ve “Falcı” (nr. 24, Mart 1933, s. 1-2) adlı iki yazı daha vardır ki Hâşim’in Frankfurt seyahati izlenimlerinden birer kesit olduğu açıktır. Fakat şair her nedense bu yazıları kitabına almamıştır. 16 Bu dergide yer alan “Kımıldamayan Işıklar” (nr. 2, 11 Mayıs 1933, s. 1) adlı yazı Frankfurt Seyahatnâmesi’nin kitap olarak çıkışından bir hafta sonra yayımlanmıştır. Bu yazı, dergiye daha önceki bir tarihte verilmiş olmalı ki yazının başında “Üstadın pek yakında çıkacak olan Frankfurt Seyahatnâmesi adlı kitabının, karilerimizin zevkle okuyacaklarından emin olduğumuz en güzel parçalarından birini takdim ediyoruz.” ibaresi vardır. 17 Frankfurt Seyahatnâmesi’nin ilk baskısı küçük boy (Frankfurt Seyahatnâmesi, Semih Lütfi-Sühûlet Kütüphanesi, İstanbul, 1933, 72 s.), ikinci baskısı büyük boy (Frankfurt Seyahatnâmesi, Semih Lütfi Kitabevi, İstanbul, 1943, 44+IV s.) olarak çıkarılmıştır. Üçüncü baskı ise yirmi altı yıl aradan sonra Mehmet Kaplan tarafından hazırlanmış ve Hâşim’in diğer nesir kitaplarıyla birlikte basılmıştır (Bize Göre, Gurabahane-i Laklakan, Frankfurt Seyahatnâmesi, [hzl.: Mehmet Kaplan], Millî Eğitim Basımevi, İstanbul, 1969, IV+227 s.). Bu kitap bir de Kültür Bakanlığı tarafından yayımlanmıştır (Bize Göre, Gurabahane-i Laklakan, Frankfurt Seyahatnâmesi, [hzl.: Mehmet Kaplan], Kültür Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1981, III+227 s.). Frankfurt Seyahatnâmesi’nin son baskısı, Dergâh Yayınları’ndan çıkmıştır (Ahmet Hâşim-Bütün Eserleri: Frankfurt Seyahatnâmesi-Mektuplar-Mülâkatlar, [hzl.: İnci Enginün-Zeynep Kerman], Dergâh Yayınları, İstanbul, 1991, 224 s.). Bu son baskıda Hâşim’in çevresindekilere yazdığı mektuplar ve kendisiyle yapılan mülâkatlar da bir araya toplanmış ve kitabın sonuna bütün şiirlerinin kronolojik, nesirlerinin ise hem kronolojik hem de alfabetik birer listesi ilâve edilmiştir. 18 12 Temmuz 1932’de kurulan Türk Dili Tetkik Cemiyeti, 26 Eylül 1932 tarihinde Dolmabahçe Sarayı’nda düzenleme kararı aldığı Birinci Türk Dili Kurultayına Ahmet Hâşim’i de davet etmiş, fakat Hâşim çok istemesine rağmen hasta olduğu için bu davete icabet edememiştir. Bununla beraber Cemiyetin Umumî Kâtibi Ruşen Eşref (Ünaydın)’e yazdığı cevabî mektupta, Kurultaya katılamayacağından duyduğu üzüntüyü dile getiren Hâşim, Türk dilinin Arapça ve Acemce kelimeleri bünyesinden atarak sadeleşmesi gerektiğini, çünkü bu yabancı kelimelerle sağlanan zenginliğin bütünüyle aldatıcı olduğunu ifade etmiştir. (bk., Ahmet Hâşim, “Ruşen Eşref Beye Mektup, Cumhuriyet, nr. 3008, 20 Eylül 1932.)

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.