Eleştiri Üstüne

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Türk edebiyat eleştirisinin önde gelen isimlerinden Memet Fuat’ın Eleştiri Üstüne’de bir araya getirdiği yazıları, ele aldığı çeşitli eleştiri sorunlarının yanı sıra elli yıllık bir zaman dilimi içinde, Türk eleştirisinin nasıl bir yol izlediğini de gösteriyor. Öznel eleştiri, nesnel ya da bilimsel eleştiri, eleştirmenin özgürlüğü, eleştirmen ve sanatçı ilişkisi, Türkiye’de eleştirinin durumu, vb konuları ustalık ve yetkiyle tartışıyor.
“Bu kitaptaki yazılardan açıkça anlaşılacağı gibi, baştan beri, eleştiride hiçbir yöntemi üstün görmeyen, her yöntemin uygulanmasından bir şeyler uman, çok sesliliği savunan bir anlayıştan yanayım.
Eleştirmeni başarıya götüren özelliklerin ise, bugün de, eskiden olduğu gibi, “kafasının işlemesi, bilgisi, duyarlığı, ustalığı, yazma gücü” olduğuna inanıyorum.”

Sunu
Elli yıl önce yayımlamaya başladığım yazılarımın ikincisi “Eleştiri Üstüne Notlar”dı. Bilimselleşme eğilimine karşı eleştirinin bir sanat olduğu görüşünü savunuyordum.
Yazınbilim çalışmalarının gittikçe yaygınlaşıp güçlenerek günümüzün eleştiri yöntemlerine ulaştığı yıllar boyunca, çağdışı sayılan bu görüşümden hiç vazgeçmedim.
Gerçi bilimsel eleştiriye yönelişi destekledim, övdüm, yücelttim, ama öznel eleştirinin yaratıcılık sürecindeki önemli yerini belirtmekten de hiç geri durmadım. Eleştiri benim için öncelikle bir değerlendirmeydi. Sanatçının, yaptığı işi son bir gözden geçirip “Oldu!” demesiydi. Bunu hep eleştiride ulaşılabilecek en yüksek nokta olarak gördüm. Eleştirmen de önce bir bakıp “İyi!” ya da “Kötü!” diyor. Çeşitli bilimsel yöntemlerle yapılan çalışmalar bu ilk değerlendirmeden sonra geliyor.
Emek vereceğiniz yapıtı öznel bir yaklaşımla ya kendiniz seçiyorsunuz, ya da kamuoyu seçip ilginize sunuyor.
Yazarlık yaşamım boyunca eleştiri konusundaki tartışmalarım hiç sona ermedi. Onun için de bu kitapta çok sayıda tartışma yazısıyla karşılaşacaksınız.
Önceleri nesnel eleştiri - öznel eleştiri arasında bir denge tutturmak için çekişirdik.
Sonra ağırlık büyük oranda Türkiye’de eleştirmen yokluğu konusuna kaydı. Ta Ataç’tan beri süregelen, dürüstlükten uzak bir aşağılama kampanyasının uzantısı...
Eleştirimiz genellikle deneme çerçevesinde dönenirken, eleştiri kitaplığımızda çok az kitap varken, bu tür yok saymaların haksızlığı pek göze batmıyordu.
Ama üniversite kaynaklı eleştirmenlerimizin bilimsel yöntemlerle yazdıkları kitaplar rafları doldurunca, böylesine dürüstlükten uzak bir aşağılama kampanyasını sürdürmeye çalışmak ters tepmeye başladı.
Günümüzde, “Bizde eleştirmen yok!” diyenlere, hiçbir şey söylemeden, eleştirmenlerimizin adlarını sıralamak bile konuyu kapatmaya yetiyor.
Beni hep düşündüren bir durum da çoğulculuktan yana görünen kimi yazarların, sanatçının özgürlüğünü korumak adına, eleştirmenin özgürlüğünü kısıtlamak istemeleriydi. Onlara başlangıçta karşı çıktığım gibi, elli yıl sonra da karşı çıkmak zorunda almam ne kadar acı!
Bu kitaptaki yazılardan açıkça anlaşılacağı gibi, baştan beri, eleştiride hiçbir yöntemi üstün görmeyen, her yöntemin uygulanmasından bir şeyler uman, çok sesliliği savunan bir anlayıştan yanayım.
Eleştirmeni başarıya götüren özelliklerin ise, bugün de, eskiden olduğu gibi, “kafasının işlemesi, bilgisi, duyarlığı, ustalığı, yazma gücü” olduğuna inanıyorum.


Memet Fuat
Ocak 2001, Çamlıca

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.