Bir Şiirden

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Turgut Uyar’dan Eşsiz Bir Şiir İncelemesi “Bir Şiirden”

Bugün şiir üstüne bütün konuştuklarımız, edebiyatımızın geleneği, olanakları, sınırları içinde dönenir. Ancak olup bitmişler, yapılmışlar üstünde düşünüp yargılara varabiliriz. Bir takım verilerdir düşüncemizi yeden. Şiir üzerine, gerçekten yeni olan şiirle, yeni bir şeyler öğrenebiliriz ancak; şiir üzerine yazılanlarla değil.

Modern şiirimizin ustaları aynı zamanda şiiri düşünmüş, incelemiş ve denemelere konu etmişlerdir. Abdülhak Hâmit’ten Cemal Kırca’ya 21 şairden birer şiirle Türk şiirinin ufuklarını çizen bu eşsiz kitaba imza atan Turgut Uyar da, farklı bir yöntemle, bir çeşit şiir antolojisi ya da şiir tarihi ortaya koymuştur.

“Bir Şiirden”, 1983 yılında yayımlandığından bu yana şiirimiz üstüne yazılmış gözde kitaplardan biri olmuştur. Kitabın bu önemini, ayrıcalıklı yerini belirlemek ve yeniden gündeme gelmesini sağlamak amacıyla ayrı bir basımını yapma gereği duyduk.

Birer şiiri üstünden incelenen 21 şair şunlardır: Abdülhak Hâmit, Mehmet Emin Yurdakul, Yahya Kemal Beyatlı, Faruk Nafiz Çamlıbel, Orhan Seyfi Orhon, Kemalettin Kâmi Kamu, Necip Fazıl Kısakürek, Nâzım Hikmet Ran, Ahmet Kutsi Tecer, Mümtaz Zeki Taşkın, Bedri Rahmi Eyuboğlu, Ahmet Muhip Dıranas, Cahit Sıtkı Tarancı, Muzaffer Tayyip, Rüştü Onur, Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat, Sabahattin Kudret Aksal, Cahit Külebi, Metin Eloğlu, Cemal Kırca.

Hâmit’e saygı duyarım. Şiir adına, tiyatro adına yaptığı bütün saçmalıklara, bütün gülünçlüklere karşın. Türk şiirindeki yenilikçilerin en gözü pekidir o. Shakespeare’i gözü kapalı eskitir. Bilinçsiz bir martir’dir. İçinden çıktığı sınıf, yetiştiği ortam, yaşadığı hayat bakımından, aşağı yukarı Tanzimat’tan İkinci Büyük Savaş’a kadar yetişen bütün şairlerin özetidir. Bir bakıma bir prototiptir. Gününün koşullarına göre iyi yetişmiş, iyi bir hayat yaşamış, saygınlık kazanmış, soylu bir Osmanlı burjuvası. Şiirinde de içinden çıktığı sınıfın değerlerini sürdürmüş, hatta onları keskinleştirmek yoluyla geliştirmiş, ileriye götürmeye çabalamıştır. Bahtsızlığı da gene yetişmesinde, sınıfında aranmalıdır. Bir taklitçilikten ancak bir başka taklitçiliğe geçmek suretiyle kurtulunacağını sanmak. O, Türk şairinin yüz yıllık bilinçsizliğinin, yanlışlıklarının ve cesurluğunun kesin açıklamasını taşır.

Yukarıdaki parçanın, Hâmit’in şiirinin genel çizgisi, asıl özelliği ile ilişkisi pek yoktur. Hâmit, genellikle birtakım tanımlamaların şairidir. Birtakım özentilerin adamıdır. Monoklu ve Lüsyen Hanımı ile. Tarık’ı ve Makber’i ile. Çok olağan bir şekilde, yaşadığı çağın eğilimlerine bağlı ve onlardan sıkılan bir adamdır. Bu yüzden beşeri duyguları keskinleştirmeye, yüceltmeye gider. Aslında kişi olarak duyarlığı, çağdaşlarının çok üstündedir. Ama aldığı eğitim, içinden çıktığı sınıfın değerleri, geleneğe belli belirsiz tutkunluğu, yaşadığı günlerin karmaşıklığı, onu, aşağıda bir örneğini vereceğimiz çelişmelere, kararsızlıklara götürür. Yazdığı Fransa şiirlerin de, Felâtun Bey midir, Rakım Efendi midir pek farkedilmez. Kendisi de bunu kesinlemekten kaçınır zaten.

Yukarıdaki parçayı özellikle seçtim. Yoksa Hâmit’i özetleyecek çok daha iyi şiirler bulmak mümkün. Niyetim güzel bir örnek vermekti Türk şiirinden. Kanımca, Türk şiirinde bu kadar güzel, bu kadar tutmuş bir parça az bulunabilir. Yapı, düşünce, duyarlık, gelişme ve imgeleme bakımından son derece başarılı ve etkili. Duyarlığının Türk duyarlığına yüzde yüz uygunluğu söylenemez. Çevirme bir duyarlık, aktarma bir duyarlık. Ama bir çocuk kalbindeki hançerden duyulan rahatsızlık, üzünç ve gizli öfke, evrensel bir kalıpta Türk duyarlığına da yerleşmektedir. Dilin Türkçeliği ayrı bir güç katıyor parçaya. Hâmit şiirinin olumlu özelliklerini taşıması da alışamadığımız bir değer katıyor ona. Dilin bütün Türkçeliğine, temizliğine karşın sözdiziminin Türkçe olmayışı, çeviri bir dizim olması da Hâmit özelliklerinden biri. Özellikse eğer.

Şiir, hançer ve küçücük kalp gibi iki uzlaşmaz görüntünün yan yana getirilmesinin, ilişkilendirilmesinin çarpıcılığı ile başlamaktadır. Bu bakımdan hem teatral hem şiirsel bir yük taşımaktadır. Yalnız, şiirin dört dizecik içinde gelişmesi, teatral olmaktan çok şiirseldir. Teknik ve anlatım bakımından sağlıklı bir şiir gelişmesi göstermektedir. Son iki dize, anlatılmaz derecede şair duyarlığı ile yüklüdür. Bir damlacık kanın o geceden beri akmakta olması, çok sağlam bir görüntü değeri taşımasının yanı sıra, insan dayanıklılığına, insana güvene, bir çeşit tükenmezliğe, kötülüğe karşı dayanmaya olan inancı belirtmektedir. Ayrıca dört küçük dize içinde, başı sonu bilinmeyen bir konunun bu kadar ustaca, yadırganmayan şiirsel ölçülerle konulmuş olması güven katmaktadır şiire.

Hâmit, bu parçada aldığı bütün olumsuz etkileri sağlam bir kişiliğin kalıbına uydurmuştur. Ve onda böyle şaşırtıcı çıkışlar az değildir. Büyük saçmalıklar yanında büyük bulgular az değildir.

Bazı şairlerin yazgıları kötüdür. Ya küçümsenir, yadsınır, ya göklere çıkarılır. Onların, günlerinde sağlam değerlendirilmemeleri sonucudur bu. Kimi mutlular, sağlıklarında yerlerini bulurlar, kimileri ölünce. Şairlerin değerlendirilmelerinin şiir ölçülerinin dışına çıkmaya başladığı, birtakım politik akımların yazgısına bağlı bulunduğu bugünlerde durumu yeniden saptamak gerekiyor.

Hâmit, bunlardan. Hem övüldü, hem yerildi; daha kötüsü küçümsendi yaşadığında. Şair-i âzam! Bir de üstelik son günlerde bir sol-sağ çekişmesinin sembolü haline geldi (Mehmet Akif gibi). Onu sevmek yahut sevmemek, bir şiir beğenisi olmaktan çıkıp bir politik tutumu belirtmek haline geldi. Bunu da toplumumuzun büyük yanlışlarından, sağlam sınıfsal değerler kuramamış olmamızın yanlışlarından biri olarak düşünebiliriz. Fransa’da Racine’i yahut Corneille’i küçümseyen bir solcu olduğunu sanmıyorum. Bir ulus kültürünün böylece paylaşılması hazin bir talan gibi geliyor bana.

Hâmit’in kötü değil, sadece kötü değil, üstelik gülünç bir şair olmadığı söylenemez. Bütün ciddiyetine, bütün trajik edasına karşın söylenemez. Bu olgu, biraz da yukarıda belirttiğim gibi, onun kendini seçmemesine bağlı bir ikilemdir. Onun şiirinin, onun değerlendirilmesinin geçirdiği evrim, bir bakıma Türk şiirinde birtakım değerlerin, şiirsel ve beşerî birtakım değerlerin geçirdiği evrimdir diye düşünülebilir. Kararsızdır, tarafsızdır. Neyle nasıl eğleneceğini bilmez. Tam bir Osmanlı kaypaklığı içindedir. Bazan eğlendiğini mi, katıldığını mı anlayamazsınız.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.