Alagün Çocukları

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

“La” sesinde yaşamak...

Çocuk edebiyatımızın klasiklerinden sayılabilecek “Alagün Çocukları”, Nezihe Meriç’in ilk çocuk kitabı. Gurbeti, umudu, doğa ve insan sevgisini hem cin gibi çocukların hem de yetişkinlerin gözünden anlatan, bir solukta okunacak bir kitap.

Ali köyden kente göçen ve kapıcılık yaparak hayatını sürdüren bir ailenin oğludur. Ayşe ile Aydın ise bina sakinlerinden bir ailenin kızları ve Ali’nin en yakın arkadaşlarıdır. Ali bir gün ailesinin özlemle anlattığı güzel ve yeşil köylerinin hayaliyle, gitgide betonlaşan semtlerinin yakınlarındaki gecekondu bölgesine gider. Orada, eski günlerinin hayaliyle büyük bahçesinin içinde yaşayan emekli müzik öğretmeni Nazlı Hanım’la tanışır. Bunamaya başlayan yaşlı ve sevecen kadın, kaybettiği “la” sesini aramaktadır. O sesi bulabilirse, bütün insanların aynı şarkıyı söyleyebileceğini ve birbirini seveceğini düşünmektedir.

Ali’ye de bulaşan bu arayış, belki de ona hayatının anlam anahtarını verecektir...

İlk kez 1976 yılında yayımlanan “Alagün Çocukları”, Emine Bora’nın çizimleriyle yenilenmiş baskısıyla okurlarıyla buluşuyor.

Pazara Giden Öykücü
Pazara gitmeyi çok severim. Filemi doldurmadan önce, başlarım kalabalığın arasında dolaşmaya. Bir süre, öylece, pazarlık edenlere bakarım. "Üzüm kaça?" "Aman iyisinden koy!" "Yumurtalar taze mi?" diye peş peşe soru soranları seyretmesi öyle eğlenceli olur ki! Hele satıcıların bağırışları! Suratlarını biçimden biçime sokarak ayaz ayaz haykırır, mallarını överler. "Hey babam, ne karpuzdur bu!" "Canlı balık, canlı!" "Biber yemeli, yandım demeli!" Kadife donlu patlıcanlarla yeşil dolmalık biberler, kavunlar, karpuzlar küçük tepeler yaparak yığılırlar. Oysa gergin kabuklu kırmızı domateslerle üzümler kasalara yerleştirilmiştir düzgünce. Asıl cümbüş, kıvırcık salataların, kırmızı turpların, maydanozların oradadır. Üzerlerine durmadan su serpildi '91 için ıslak, taze, dipdiridir görünüşleri. Dikilir, karpuzları birbirine fırlatıp atan karpuzcuların becerilerine bakakalırım. Gülerim. Yoğurt satan kadınlar da benim şaşkınlığıma gülerler. Dört bir yanım, bir oyunu beraber oynamanın sevinciyle dolar. Satıcılarla alıcıların oyunu. Bizim pazar, ta yukarıda kurulur. Büyük caddenin sonuna doğru. Eskiden buralarda apartmanlar azdı. Yanımız yöremiz kırlıktı. Bahar gelince çıkar, papatya, gelincik toplardık. Kent aşağılardaydı. Sonra, yavaş yavaş, tek katlı küçük evleri yıkmaya başladılar. Arkadan, gürültülü, kocaman buldozerler geldi. Çevremiz kireç kuyularıyla, kum arabalarıyla, işçilerle doldu. Büyük ÇINTIR Yapı Kooperatifi'nin dikmeye başladığı dev blokların temeli atılırken, her yanımız zaten irili ufaklı apartmanlarla dolmuştu. Süslü perdeleri, çiçekli balkonları olan yeni yeni yapılar... Ben eskiden pazara, kıra gider gibi, geze geze giderdim. Islık çalardım bazen. Ya da hafif sesle şarkılar söylerdim. Boş arsalardan geçmek, karşıdaki dağları seyrederek yürümek hoşuma giderdi. Oysa şimdi yolum hep apartmanların arasından geçiyor. Balkonlardaki küçük çocuklara el sallıyorum. Gülüyorlar. ÇINTIR Yapı Kooperatifi'nin son blokları bitip de köşeyi dönünce, pazar karşıma çıkıveriyor. Renkli şemsiyeleri, bütün şamatasıyla...

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.