Yeraltına Mektuplar - 59 Yazardan Hayatta Olmayan Yazarlara

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Yeraltına Mektup Var!

Haziran 2012’de Kitap-lık dergisinde kapak konusu olan bir proje 59 yazarın katılımıyla kitaba dönüştü. Murat Yalçın’ın hazırladığı Yeraltına Mektuplar kitabına 59 yazar hayatta olmayan yazarlara yazdıkları mektuplarla katıldı.

Yalçın, kitabın sunuşunda şunları söylüyor:
“Kimi, belki hayatta fırsatını bulsa tanışacağı sevdiği yazara, kimi yitirdiği dostuna yazdı; kimi ondan kimi kendinden söz açtı.”
“Ne tür mektuplar bunlar? Açık adreslere yazılmış, yazar işi, açık, gecikmiş, belki de son mektuplar. Ölüme direniş yazıları da denebilir: Yitenlerin yaşadıklarına ‘inanmışlık’ olmasa nasıl yazılsın?”
“‘Sonraki projen Yeraltından Mektuplar olur herhalde’ diyen muzip dostlara, ‘Kim bilir!’ demekle yetindim. Ama şimdi düşünüyorum da, bu mektupları okuyanlar o yazarların yanıtlarını da okur gibi olacaklar; her mektubun böğründe başka mektuplar var...”
Yeraltına Mektuplar mektup yazınımıza yepyeni soluklar kazandıran, yazarların adeta birbirleriyle dertleştikleri, hem özel yaşamlarından kesitler sunan, hem birbirinden ilginç sırlar barındıran bir ortak-yapıt.
Keyifli bir “seç, beğen, oku” kitabı!

Yalçın Tosun’dan Tezer Özlü’ye

19 Mayıs 2005, 00.14, Lozan – 30.10.2012, 11.57, İstanbul.

Sevgili Tezer Özlü,
“Aslında okumak istediklerini yazar insanlar” demiştin ya bir yerlerde –ya da belki tam olarak böyle dememiştin de ben en çok sana yakıştırmıştım bu sözleri, tuhaf işlemeye yazgılı zihnimin kaygan odalarında– yıllar sonra hâlâ özenle saklıyorum sözlerini.
Trieste’ye gidip sürdüğün izlerin arkasından gidip bu defa senin izlerini sürmek hayaliyle tutuşuyorum ara sıra. Fotoğraflarından bildiğim çocuk saçlarının sarılarını, herhangi bir şehirden diğerine giden trenlerin içinde, ter kokan tesadüfi yol arkadaşlarımın yanında otururken düşünüyorum. En çok da o fotoğraflardan taşarak içime işleyen küskün çocuk gözlerini.
Raylar ve gökyüzü... İşte var oluşun yüzü.
Aklıma farklı sorular düşüyor seni her düşündüğümde: Tren penceresinden hızla gelip geçen bu yeşilleri sen nasıl görüyordun? Belbo sana neler anlatmıştı? Çok üşümüş müydün Almanya’dayken?
Sonra hep o aynı soru: Eskimiş bir fotoğraf daha ne kadar taşıyabilir o gözleri?
Yaşantının kiniyle yıkanıyorum.
Yazıyorum ben şimdi ve okuyorum sonra, okuduğum onca şeyin yanında. İstiyorum bunu.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.