Yasak Bölge

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

İspanyol edebiyatının yaşayan en önemli yazarlarından biri olan Juan Goytisolo, anılarının ilk bölümünü oluşturan Yasak Bölge’de çocukluğunu, ilk gençliğini, Barselona’yı, Franco’nun İspanya’sını, Paris günlerini ve eşcinselliği keşfedişini anlatıyor.

Yasak Bölge, gerçeğin sanatsal bir alıştırmaya, samimiyetin virtüozluğa, dürüstlüğün estetizme dönüştüğü bir anlatı.
“Tecrübelermiş! Herkesin tecrübesi olur. Anglosakson oğlancıları gibi konuşuyorsunuz. Düşlerden, arzulardan, hayallerden bahsediyorum ben.”

Andrey Belıy’ın Petersburg adlı kitabındaki alaycı hikâyeci, şecereyi ayıklamak, neticede seçkin soyağaçlarının Âdem ile Havva’nın şahsında son bulduğunu keşfetmekten ibarettir der. Bu esaslı ve su götürmez buluş dışında anne ve baba tarafından gövdelerin, dallara ve yapraklara ayrılması genellikle –belki birkaç aristokrat ailesi hariç– gösterişli biçimde fi tarihi olarak bilinen o ilk büyük boşluğa kadar uzanmaz. Benim açımdansa –şecere, her iki tarafta da sıradan, örnek bir burjuva soykütüğüne dayanır– çocukluğum sırasında atalarıma ilişkin edinilen bilgiler 19. yüzyılın ötesine geçmez. Buna karşın, şirketlerinden ve iflaslarından önce gelen ve onların habercisi olan soyluluk nöbetlerinin biri esnasında babam, hatırladığım kadarıyla, kırmızı hanedan renginin üstüne zambak çiçekleriyle bir aile arması yapmıştı: Torrentbó’daki evin koridorundan çerçevelenmiş halde bize bakan armayı parşömen kağıda kendi elleriyle çizmişti ve ona sorarsanız bu, soylu şeceremizin çürütülemez göstergesiydi. Leopoldo amcam, özel konuların ve mazide kalan hatıraların yâd edilmesine elverişli uzun yaz gecelerinde, sergilenen bu sözde hanedan armasını şüpheci bir ifadeyle gülerek irdeler, büyük ağabeyi ona daha arkasını döner dönmez, bizimle şüphelerini paylaşırdı: Büyük dedesi Lequeitio’nun, çok genç yaşta çıktığı ve çabucak servet edindiği geri dönüşü olmayan Küba seyahati, muhtemelen gayri meşru olmasına bağlı bir namus lekesi nedeniyle, kendisine düşman bir çevreyle bağını koparma ihtiyacından doğmuştu. Şayet öyle değilse, o zaman zenginleştiğinde ve zafer kazandığında memnun mesut Bask ülkesine yerleşeceğine, ne sebeple Katalonya’ya gitmişti? Sürgün ve ailenin geri kalanından bu tarzda bir kopuş bugün de gelecekte de hep bir esrar olarak kalacak. Her halükârda, şu hanedan ve soyluluk konusunun babamın dizginsiz hayal gücünün bir ürünü olduğuna karar verilmişti: Vizcayalı atalarımızın asilzadelikle ilgisi yoktu. Gerçek ne olursa olsun, çocukluğuma ait Torrentbó’nun hortlak gibi portreler şürekasında azametli ve heybetli görüntüsüyle baş köşeye kurulan büyük dede Agustín, kölelerin sağladığı bol ve ucuz emeği merhametsizce sömürmesi sayesinde Küba şeker kamışı endüstrisinin kodamanlarından biri haline gelmişti. Birkaç sene içinde devasa bir sermayeyi biriktirme tarzı, doğuştan emretmeye hazır, hırs ve kibirin esiri olmuş, haklarının kesinkes farkında, katı ve otoriter bir kişiliği ortaya koyuyor. Cienfuegos’un bitişiğindeki Cruces kentsel arazisi içindeki San Agustín şeker rafinerisinin sahibi, büyük şehirde olduğu kadar adada da sayısız mülk edinmişti. Oğlu Antonio’nun düzen tertip huyu sayesinde gerçek bir belge arşivine sahibiz; kişisel mektuplar, faturalar, tahviller, ticari yazışmalar, makbuzlar, fotoğraflar: Varlıklı bir Latin Amerika zengini ailenin savurganca yaşam alışkanlıklarına ve ticari faaliyetlerine ilgi duyan bir tarihçiye, kadim şeker kamışı aristokrasisinin ideolojisini; inanç ve arzularını; ilk bağımsızlık mücadelelerinden itibaren sömürgenin yaşadığı siyasi çalkantılardan nasıl etkilendiklerini ve köleliğin, Maine’in havaya uçurulmasını, Kuzey Amerikalıların doğrudan müdahalesiyle doruğa ulaşan olaylar sonucu kaldırılışını unutulduğu yerden çıkarmaya olanak tanıyacak bir arşiv… Küba’ya gönderilen ve oradan gelen posta vasıtasıyla büyük dedenin Barselona, Havana ve Cienfuegos arasında nasıl mekik dokuduğu anlaşılabilir; dedem Antonio ve “küçük kız Trina” prensliğinin malikânelerine ve mülklerine refah içinde yerleşirken, rafineriyle adadaki yatırımların idaresi konusunda oğlu Agustín’e güvenme kararı; muhterem büyük nene Estanisláa Digat ve Lizarzaburu’nun sadece teskin edici dini pratikler ve sofuca duygularıyla yatıştırdığı hastalıklarına dair uzun mu uzun liste. Okur bu materyallerin sonradan keşfedilmesinin bende uyandırdığı etki hakkında bir fikir sahibi olmak için, Señas de identidad (Kimlik Belirtileri) ve asıl olarak Juan sin tierra’nın (Yurtsuz Juan) ilk sayfalarına göz gezdirebilir. Babamın üzerine titreyerek övündüğü aile efsanesi, yağmacılık ve zulüm, dindarlık kisvesine bürünmüş kanunsuzluk ve akla hayale sığmaz zorbalıklarla dolu bir âlemin acımasız gerçekliği karşısında sonsuza dek uçup gitmişti. Kuşkusuz çoktan yitirdiğim katolik ahlakının kalıntısı olan inatçı, derinlerde gömülü bir suçluluk hissi, İspanyol toplumunun adaletsizliğine, ait olduğum dünyanın onarılamaz biçimde asalakça niteliğine, saçmalığına ve çökmekte oluşuna dair zaten sahip olduğum keskin bilince eklendi. Marksist öğretiyi henüz keşfetmiştim ve burjuvazinin ayrıcalıkları ile zorbalıkları üzerine bu öğretinin yaptığı itinalı tarif, yüzüğün parmağa oturması gibi o solmuş mektup desteleriyle açığa çıkan gerçeğe uyuyordu. İşte yirmi üç yirmi dört yaşlarında, illegal Komünist Parti sempatizanı olmam –doğrusu tam da bizi uçurumdan aşağı yıkıma doğru sürükleyen babamın mali felaketlerinden biri sırasında– böyle gelişti. Aldığım kararda, hem İspanya’da el altından dolaşmaya başlayan kitap ve broşürlerin alelacele okunması hem de bizzat kendi ailemin çalkantıları, kayıtları ve tarihçesi içinde bulduğum ikna edici öğeler etkendi. Birkaç yıl sonra başlayan Küba devrim sürecini, içsel olarak böyle yaşayacaktım; adeta atalarımın işlediği suçlara karşılık kati bir tarihsel yaptırım olarak, onunla coşkuyla bütünleşmem sayesinde üzerimdeki ağır yükten silkinebilmem için bana destek olan özgürleştirici bir deneyim gibi… Üçlememin kapanış romanının son bölümünde yer alan mektup gerçek olmasına rağmen, romana uyarlama yaparken birtakım değişiklikler yapmıştım. Aynı şekilde suçlayıcı ve yaralayıcı olan diğerleri hâlâ bende.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.