Toplu Oyunları 3 - Gayri Resmi Hurrem / Sahibinden Kiralık / Yakındoğu'da Emanet

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Tarihten geleceğe, kumpaslar, acımasızlıklar üzerine kurulmuş üç oyun. Gayri Resmi Hurrem, Osmanlı’nın en önemli dönemlerine tanıklık etmiş bir kadının hikâyesi. Kösem Sultan sayesinde, kadın dünyasına dair gayri resmi bir tarih okuması. Sahibinden Kiralık, megapolde yaşayan alt sınıftan kirletilmiş insanların hikâyesi. Underground’a bir göz kırpma. Yakındoğu’da Emanet, geleceğin insanlarının bugünün insanlarına anlattığı bir hikâye. ‘Post-punk’ hayatlar. Tarih ve gelecek, bugün kadar “zalim”dir.

1.

 (CARİYE loş sahnede belirir. Ağın arkasında ağır ağır gezinmektedir. Uzaklardan yanık sesli bir kadının söylediği ninni işitilir.)

KADIN : Dinyester kıyısında
Adım kalsın yadigâr
Söğüdün kuytusunda
Annen seni arar.

Gel hoş gözlüm
Gün yüzlüm gel
Geç kalma, esen yel
Yol göstersin, gel.
(Ses yavaş yavaş eriyip yiterken, kepenklerden vuran ışık biraz daha güçlenir. CARİYE’nin sesi duyulur.)
CARİYE : Gün ölürken, Dinyester ırmağının ışıltıları vururdu evimin camlarına. O ışıltılar, odamın duvarında bin türlü şekillenirdi. Kâh bir kapı olurdu, açar geçerdim başka âlemlere. Kâh bir turna olurdu tellisinden, haber taşırdı yad ellere. Kâh bir doru kısrak, tutup terkisinden terki diyar ederdim; bilinmezlere uzardı yollar. Babamın tok sesi berkitirdi kilisenin sütunlarını. Latince kelimeler geçerdi ışıltıların içinden. Bilmediğim, ama sevdiğim bir şeyler vardı tınılarında. Sonra, kan düştü duvarlarımıza. Kırım’dan kalkıp gelenler, akın... akan... kan... kılıç... kın... Sonra, biçare cariyesiyim Osmanlı sarayının.
(Kısa bir susku yaşanır odada. Kepenklerden vuran ışık iyice azalmıştır. CARİYE gözden yiter.)
MUHAFIZIN SESİ : Sultanım... Oraya girilmemesi emredilmişti... Sultanım!.. Sultanım!
(Koşan birisinin ayak sesleri duyulur. Odanın kapısı aniden sert bir biçimde açılır. HURREM SULTAN nefes nefese odaya girip kapıyı arkasından kapar, sürgüsünü çeker. Kapıya dayanıp soluklanır. Kapı dışarıdan vurulur.)
MUHAFIZIN SESİ : Sultanım, o odaya girmek yasaklanmıştı.
(HURREM SULTAN sesini çıkarmaz.)
MUHAFIZIN SESİ : Sultanım, Padişahımız oraya girilmesini yasak etmiştir.
(HURREM SULTAN sesini çıkarmaz.)
MUHAFIZIN SESİ : Kanuni Sultan Süleyman Han, o odaya girilmesini yasak etmiştir.
HURREM : Ve ben HURREM SULTAN, bana ait olan bu odaya girdim. Git, Padişahına söyle!.. Anladın mı?
MUHAFIZIN SESİ : (Kısa bir tereddütten sonra...) Anladım sultanım.
HURREM : Bu odadan canım istediği zaman çıkacağım. O vakte kadar da rahatsız edilmek istemiyorum. Bunu da anladın mı?
MUHAFIZIN SESİ : Emredersiniz sultanım.
(Dışarıda bir sessizlik olur. Ardından, kapının önündeki ayak sesleri gittikçe uzaklaşır. HURREM SULTAN pencerenin önünden ayrılıp teker teker pencerelerin kepenklerini açar. Pencereler doğrudan haremin yan bahçesine bakmaktadır. Bahçedeki servilerin üst kısımları görülür. HURREM SULTAN kepenkleri açtıktan sonra, pencereleri kapatır.)
HURREM : Sene 1558. Unutma bunu! Aylardan... Neydi?.. Baharın başı... Bu odada, seneler evvel, kış ortasında baharı kurmuştum... Galiçya’dan alındım, kulağımda ninnisi anamın. Bir de “Roksalan” diyen bir ses. Sanki köknarların arasından geliyor. Oysa burada, haremin bahçesinde serviler, çınarlar, çamlar var sade. Rüzgârda başka başka fısıldar bunlar. Ney, tambur, ut, kudüm sesi birbirine karışır... Her rüzgârda bir entrikanın kokusu gelir... Bu saray, insana, kendini unutturur.
(Örümcek ağının arkasında durur. Aniden parmaklarını ağın tam ortasına geçirip, ağı parçalar. Oda açılmıştır seyircilere.)
HURREM : Geçmişimi kimseye anlatmadım. Gücümün kaynağı da bu zaten. Bilmedikleri zaman kendilerince bir geçmiş kurarlar. Efsane, efsaneyi besler. Polonya asıllı olduğumu söylediler, sonra... Fransız, Rus, İtalyan asıllı olduğumu... Bilmediler, bilmedikçe anlattılar, anlattıkça bambaşka bir Hurrem yarattılar. (Arka taraftan gelen bir ses duyar. Donakalır.) Kim o? (Paravanın arkasında bir hareket olur.) Kim o dedim... Orada kim var? (HURREM SULTAN dolaba gidip bir hançer bulur.) Çık dışarı. Her kimsen hemen dışarı çık!
(CARİYE korku içinde, paravanın arkasından çıkar. Hemen yere kapanır.)
HURREM : Kimsin sen?
CARİYE : Cariyelerden biriyim sultanım.
HURREM : Burada ne arıyorsun? Buraya girmenin yasak olduğunu bilmiyor musun?
CARİYE : Biliyorum sultanım. Affedin beni!
HURREM : Kalk ayağa! (CARİYE hemen doğrulup kalkar. HURREM şaşkın bir ifadeyle kızı tutup çevirir, onu seyreder.) Adın ne senin?
CARİYE : Hurrem, sultanım, sizinki gibi.
(HURREM elindeki hançeri yere düşürür. Şaşkındır. CARİYE eğilip hançeri alır, HURREM SULTAN’a verir. HURREM SULTAN hançeri gerilerde bir yere bırakır. Sonra, gerginliğini belli etmek istemediği için güler.)
HURREM : Yoksa sen de mi Galiçya’dan geliyorsun?.. Rotagino’dan?
CARİYE : Hatırlamıyorum sultanım.
HURREM : Senin de baban bir papaz olmasın sakın?
CARİYE : Hatırlamıyorum. Buraya geleli o kadar uzun bir zaman oldu ki!
HURREM : Belki de asıl adın Roksalan’dır.
CARİYE : Emin olun hatırlamıyorum sultanım.
HURREM : Buraya nasıl girdin sen?
CARİYE : Gizli bir geçitten. (Paravanın arkasını işaret eder.)
HURREM : Allah’ım, ben bile unutmuşum!.. Nasıl öğrendin o gizli geçidin varlığını?
CARİYE : Hatırlamıyorum sultanım.
HURREM : Ne sorsam hatırlamıyorum diyorsun. Bu ne muammadır Hurrem?
CARİYE : Hatırladıklarım da var sultanım... Ama hafızam çoktandır yitik. Hekimler bu marazın şifasını bulamıyorlar. Odamdan dışarı çıkmama da müsaade etmiyorlar. Oradaki gizli geçidi bulmasam, hiçbir yere çıkamayacaktım.
HURREM : Seni daha önceden görmüşlüğüm var... Sanki seneler önce... sedefli bir aynada... Sırrına sır düşmüş bir Rus aynasında.
CARİYE : Bu mümkün müdür sultanım?
HURREM : Bilemem... Pekâlâ, adının Hurrem olduğunu nereden biliyorsun?
CARİYE : Hekimle kızlar ağası bana Hurrem diyorlar. Güler yüzlü olduğum için belki de.
HURREM : Belki de gönül açan bir halin olduğu için, belki de tazeliğinden ötürü.
(Aniden CARİYE’ye yaklaşıp kızı tutar. CARİYE ürkmüştür.)
HURREM : Hani bunca canlı olmasan, dokunamasam sana, diyeceğim ki bu kız benim gençliğimdir. Hayalimdedir belki de. (CARİYE’yi bırakır.)
CARİYE : Hâşa sultanım. Haremdeki yüzlerce cariyeden biriyim sade.
HURREM : Ben de öyleydim Hurrem... Yüzlerce cariyeden biri, bir garip. Gece, avlunun üstüne düşen yıldızlara bakardım. Bunca efsunlu seyyare arasında, dünya dediğin küçücük bir yer. Bu dünyada bu topraklar küçücük. Bu topraklarda bu saray, bu sarayda ben. Her şey küçük. Bunca âlem içinde bir noktadan başka bir şey değilim... Önce bunu bir güzel yerleştirdim kafama. Kanuni’nin hoşuna gidebilmek için yetiştirilmiştim. Öbür cariyeler gibi... Sonra bir gece, gökyüzünü seyrederken hilale takıldı gözlerim. Ay, başka başka çıkıyordu karşıma geceleri. Önce eksik, sonra gitgide kendini tamamlayıp bir bütüne dönüşerek... Öbür yıldızlardan farklıydı. Bize daha yakın, daha parlak. İstesem, yıldızlar arasında Ay olabilirdim. Bunun farkına varınca her şey değişmeye başladı. Talihin de yardımıyla Süleyman Han’ın dikkatini çektim.
CARİYE : Lakin o zamanlar, yıldızlar içinde bir Ay varmış.
HURREM : (Gülümser.) Kanuni’nin gözdesi Gülbahar Sultan’dı. Şehzade Mustafa’nın anası. Haseki Gülbahar güzel kadındı. Padişah’a bir veliaht vermiş... Haremdekiler bu konuda neler anlattılar sana?
CARİYE : Gülbahar Sultan bir gün sizi huzuruna çağırtmış.
HURREM : Evet... Haseki’nin salonuna girdim. Salonda, tam senin durduğun yerde duruyordu... Pekâlâ, ne demiş bana?
CARİYE : (Öne doğru yürüyüp, duvar kenarına yerleştirilmiş bir sedire oturur. HURREM SULTAN’ı tepeden tırnağa süzer.) Sultan Süleyman’ın seni dairesine çağırdığını duydum.
HURREM : Evet, sultanım.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.