Top

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Çağdaş İran edebiyatının özgün kalemi Sâedi, “Top” adlı romanıyla Türkçede.

“Top”, 20. yüzyıl başında İran’da Meşrutiyet’e geçiş sancılarının yaşandığı bir zaman dilimini ele alır. Ülke içinden ve dışından farklı güç odakları, siyasi iktidarı ele geçirme mücadelesine girişirler ve kendi çıkarı için obaları birbirine düşüren hoca, sonunda birlik olmayı başaran göçerler tarafından cezalandırılır. Roman boyunca oradan oraya taşınıp duran top, sonunda hedefini bulmuştur; ancak bu noktaya gelene kadar güçsüz, masum, hiçbir şeyden haberi olmayan halk, yokluk içinde yaşayıp büyük eziyet görmüştür. Sâedi, çekilen eziyetlerin sebebi olan hocaya topu doğrulturken, halka da birlik olmadıkça hiçbir sonuca ulaşılamayacağını söylemek ister. Hekimlik mesleğini kendi coğrafyasını ve halkını tanıma fırsatı olarak değerlendiren Sâedi, toplumsal gerçekleri anlatmak için insanların psikolojilerinden yola çıkar; zira toplumsal değişimin yolunun bireysel değişimlerden geçtiğine inanır.

“Çocukluğumdan beri Sâedi’nin öykü ve romanlarına meraklıydım ve onlardan çok şey öğrendim. Sâedi bana göre İran’ın Arthur Miller’ıdır.” - Asghar Farhadi

Bizim gibi ülkelerde tarih hep tekerrür eder ve sanat eserleri, toplumun gerçeklerini yansıtmayı başarırlarsa, tarihin tekerrürüne meydan okuyarak her döneme kendilerine özgü değerler katarlar.

Gulam Hüseyin Sâedi’nin eserleri bu örneklerden biridir. Tebriz’de, Türk kökenli memur bir ailede, 1936’da dünyaya gelen Gulam Hüseyin Sâedi’nin tıp eğitimi de dahil olmak üzere öğrenim hayatının büyük bölümü Tebriz’de geçer. Buradaki en yakın arkadaşlarından biri, tesadüfen bir kitapçıda tanıştığı Samed Behrengi’dir. Behrengi’nin çocuk edebiyatına yönelmesinde Sâedi’nin büyük etkisi olmuştur.

İran edebiyatının önemli odaklarından biri kabul edilen Gulam Hüseyin, elliden fazla eser ortaya koymuştur. Ancak ömrünün sonuna dek anadilinde, Türkçe yazma özlemini yüreğinde taşımıştır. Anılarında, lisede tek başına Türkçe bir duvar gazetesi çıkardığı için okul müdürünün ceza olarak herkesin gözü önünde gazeteyi kendisine yedirdiğini acıyla anlatır. Bu travmatik olay, onda derin ve ıstıraplı bir yara açar ve hayatının son günlerinde yakınlarına anlattıkları da göstermektedir ki, birçok eser yaratmasına rağmen, Gulam Hüseyin kendi dilinde yazamamış olmanın acısıyla göçüp gitmiştir bu fani dünyadan.

Lisede yaşadığı bu trajik olay, onun anadiline duyduğu sevgiyi, bağlılığı azaltmaz. Lisede bir süre tek başına Azerbaycan Gençlik Dergisi’ni çıkarır. Akabinde Azerbaycan Demokrat Partisi’nin gençlik kolunun başına geçer ve bu durum, daha 18 yaşına varmadan hapse girmesine neden olur.
Psikiyatride uzmanlık eğitimi için Tahran’a yerleşir. Burası onun pek çok yazar ve sanatçıyla tanışmasına olanak sunar; ancak Tıp Fakültesi’ndeki doktora derslerinde sık sık edebiyata ve siyasete girmesi, adının Pehlevi düşmanı olarak anılmasına neden olur. Bu siyasi duruş, askerliğini üniversite mezunu biri gibi değil, rütbesiz bir er olarak yapması sonucunu doğurur. Uzmanlığını aldıktan sonra Tahran’da “Ruzbeh” adlı akıl hastanesinde göreve başlayan Sâedi, bir de özel muayenehane açar ve burada insanları ücretsiz muayene eder. Bu muayenehane dönemin ünlü edebiyatçılarının da toplanma mekânı olur zamanla.

Şah döneminde sosyalist düşünceleri nedeniyle sık sık hapse giren yazar, her defasında ağır işkencelere maruz kalır. Öte yandan son derece duygusal ve hassas bir mizaca sahiptir; gördüğü işkenceler sonrasında ayakta duramayacak halde hapisten çıktığı her defasında, önce mezarlığa gider, halk yolunda şehit olanları anarak, hapiste yatan arkadaşlarını düşünerek gözyaşı döker. Yine bu ziyaretlerden birinde, eski bir mezar taşında “Gevher Murat kızı” yazısını görür ve sonraki yazılarında zaman zaman “Gevher Murat” takma adını kullanmaya başlar. Gevher Murat adıyla kısa zamanda büyük bir şöhrete ulaşır. Psikiyatrist doktor, artık insanlığın kurtuluş yolunu yazıyla açmaya karar vermiştir. Sâedi’nin edebi zemindeki üretimleri yazdığı oyunlar, öyküler, romanlarla sınırlı değildir; zamanın önemli edebiyatçılarını kendisinin çıkardığı İntikad-é Kitap ve Elifba adlı iki dergi etrafında toplayarak sanatsal faaliyetlerini başka bir cephede de sürdürür.

Yazarlığıyla haklı bir şöhret kazanan Sâedi, İran Yazarlar Birliği’nin kurucuları arasında yer alır. Fars dilinde herkesi şaşırtacak eserler ortaya koyar; ancak Türk aksanıyla konuştuğu Farsça, onun İranlı Türk kimliğine dair izleri hep diri tutar.

Devrimden sonra da ülkesi ve insanları için benzer kaygılar taşıyan yazar, eski iktidara karşı olduğu gibi bu yeni iktidara da karşıdır. Şah döneminde siyasi düşünceleri nedeniyle sık sık hapse girip çıkan, işkenceler gören yazar, İslami rejim döneminde de sakıncalı piyadedir. Ölüm tehditleri almaya başlayınca bir yıl kaçak hayatı yaşar, ardından da yakın arkadaşlarının ısrarı ile Paris’e gitmeyi kabul eder. Ancak orada da huzur bulamaz; zira hem iktidar hem kendilerini “militan” olarak adlandıran yurtdışındaki aydınlar, eleştirel tavrının keskinliği nedeniyle kendisine düşman olur. Bir yerde, “Vatandan ayrılık beni öldürecek” diyen Sâedi, “Ben yazarak ayakta duruyorum” diyerek Paris’te hayatta kalmasını yine yazıya borçlu olduğunu dillendirir.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.