Tenin Kayıp Hafızası

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

ABD’li çağdaş yazar Russell Banks karanlıklara, günümüzün gölgede kalan dünyalarına ürkmeden, çekinmeden giriyor.

Cinsel suçtan hüküm giymiş 21 yaşındaki Kid ve üstün zekâsıyla küçük yaştan itibaren dikkat çekmiş Profesör etrafında gelişen roman; olayların örgüsü, mekân kurgusu ve karakterleri ile okuru gerçeklerin eşiğine kadar taşıyor: Yalın, mesafeli ve ahlakçı olmadan ahlaki bir dille düşkünleri, dışlanmışları, manipüle edilenleri anlatırken toplumsal, politik olayların görünen ve görünmeyen yüzleriyle başbaşa bırakıyor.

Russel Banks 1940 yılında Newton, Massachusetts’te doğdu. ABD’nin en saygın yazarları arasında sayılmaktadır. Uluslararası Yazarlar Parlamentosu  eski başkanı ve American Academy of Arts and Letters üyesidir. İki kez Pulitzer Ödülü finalisti olmuştur. Çalışmaları yirmi dile çevrilmiştir. Commonwealth Award for Literature dahil pek çok ödülün sahibidir. Yukarı New York’ta ve Miami, Florida’da yaşamaktadır. Romanlarından birkaçı: “The Reserve”, “The Angel on the Roof”, “Rule of the Bone”, “The Sweet Hereafter”, “Continental Drift”, “The Book of Jamaica”, “Searching for Survivors”. Kurgusal olmayan kitapları: “Dreaming Up America”, “The Invisible Stranger”.

Iggy’nin zinciri çadır girişinin önünde yatmasına izin verecek kadar uzundu ama biri gizlice arkadan girmeye kalkışırsa sürünerek o tarafa da gidebilirdi. İguana uyuşuk ve yavaş görünüyordu ama bu hayvanların golf sahalarındaki su kanallarında ve egzersiz alanlarında hayret verici bir hızla –kısa bacaklarıyla yere yakın ama bir tazı kadar da hızla– hareket ettikleri de sıkça görülürdü. İguananın gözleri bilye kadar yuvarlak ve iriydi, tetikteydi, derisi gibi kuru ve soğuktu. Kıpırdamadan Larry’ye bakıyordu – göz kapakları ağır ağır ince perdeler gibi aşağı yukarı kayıyordu. Birkaç saniyede bir çatallı dili ağzından dışarı çıkıp tadar gibi havayı kamçılıyor, havayı yoklamak için çabucak burun deliklerinin önünden geçiyor ve ağzına geri giriyordu. İguana yutkununca, gerdanı gevşekçe dalgalanıyordu.

Larry iguanayla arasında hürmetkâr bir mesafe bıraktı. Herkes bırakırdı. Kid hariç. Kid sürüngeni seviyordu. Diyebilirdi ki Iggy bu dünyada sevdiği tek kişiydi. Ama demezdi. Annesinden bir yaş günü hediyesiydi. On bir yaşına basmasından önceki yaz, annesi onu evde yalnız bırakıp şimdi hâlâ kuaförlük yaptığı güzellik salonundan bir hafta izin almış ve yedi kadınla birlikte Yucatán’daki yaz dönümü güneş törenine katılmak için Meksika’ya gitmişti. Bu kadının yoga öğretmeninin düzenleyip yönettiği yıllık ruhani bir yeniden doğuş ritüeliydi ve Chichén Itzá’da Maya harabelerinin ana meydanında yapılıyordu. Dönüş yolunda Mérida’da bir geceliğine konakladıkları zaman bir sokak satıcısından yavru bir iguana alıp valizinde Amerika’ya kaçak sokmuştu. Yasa dışıydı ama grubundaki üç kadın –hepsi de anneydi– çocuklarına aynısından almıştı ve hiç biri gümrükte yakalanmadı çünkü yoga öğretmenleri hariç hepsi kırklı yaşlarda kadınlardı, grup halinde aynı şehre seyahat ediyorlardı ve Amerikalı seks turistlerine benziyorlardı, bir anlamda da öylelerdi çünkü hepsi Mérida’da Meksikalılarla yatmıştı.

Annesinin adı Adele’di, Kid’in biyolojik babasıyla evli değildi; adam büyük kasırgalardan birinin ardından çalışmak için kamyonetiyle kuzeyden gelmiş bir çatı ustasıydı, birkaç aylığına kadının erkek arkadaşı gibi bir şey olmuştu ama kadın Kid’e hamile kalınca çatı ustası memleketi olan Somerville, Massachusetts’e geri dönmüştü. Adele Kid’e babasının ismini söylemiş ama bundan başka fazla bir şey anlatmamıştı çünkü anlatacak çok şey yoktu ya da oğluna öyle söyledi. Bunun dışında baba kısa boylu, yakışıklı bir İrlandalıydı, komik bir aksanı vardı ve çok içiyordu. Çatı ustası gidip, Kid doğduktan sonra, Adele’in sürekli evinde kendisi ve Kid’le birlikte kalan sevgilileri oluyordu, birkaçı altı ay kadar kaldı ama hiçbiri Kid’e sahip çıkacak, eğitilmesinin ya da korunmasının sorumluluğunu üstlenecek kadar uzun süre yanlarında kalmadı. Adele kendisini isteyen erkeklere ihtiyaç duyuyordu ama kendisine ihtiyaç duyan erkek istemiyordu. Aslında kimsenin ona ihtiyaç duymasını istemiyordu – Kid’in bile, kendisi bunun farkında değildi sorsalar zaten inkâr ederdi. Adele oğlunu sevdiğine ve onun için bekâr bir annenin yapabileceği her şeyi yaptığına, gençliğini onun için feda ettiğine ve oğlunun akıbeti için kimsenin onu suçlayamayacağına inanıyordu.

Oğlunu büyütmesine yardım edecek, oğlana rol model olacak bir kocası olsaydı, durumun farklı olacağına inanır, sıkça da söylerdi bunu, ama çoğu erkek, en azından onun beğendikleri, şehrin kuzey ucundaki shotgun bungalow denilen tren kompartımanına benzeyen beton evini küçük oğluyla paylaştığını duyar duymaz, bir süreliğine yatak faslından ve ertesi sabah kahvaltılarını hazırlayacak birinin olmasından başka bir şeyle ilgilenmez olurlardı. Dışarda bir yerlerde, kızıl saçlı, hoş, otuz yaşlarında, sonraları kırklarında, muhteşem vücutlu, kendine ait evi ve düzenli bir işi olan, tek başına bir delikanlı büyüten bir kadınla evlenmeyi ümit eden erkekler vardı belki, ama Adele biriyle bile karşılaşmamıştı. En azından onu cinsel açıdan heyecanlandıran, hatta seksin yerini tutacak güzel şeylerden biri dediği, iyi bir mizah anlayışı olan kimseyle karşılaşmamıştı. Biri ya da diğeri olmadan –espri anlayışı ya da iyi seks– yaşayabilirim derdi, ama ikisi olmadan asla. Ama oğlu on sekiz yaşına girip orduya yazıldıktan ve evden ayrıldıktan sonra, bir gün aynaya baktı; ellisindeydi, kızıl saçlarına ak düşüyordu ve kalçalarının, belinin genişlemesine engel olamıyordu, ona ilgi gösteren kim olsa olurdu. İyi espri anlayışını unut. İyi seksi de.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.