Teneke

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Bir Anadolu kasabasında, çeltikçi ağaların yönetmeliklere karşı gelerek ektikleri çeltik sıtmaya neden olur. İdealist ve genç kaymakam tüm tecrübesizliğiyle, sıtmaya tutulan kasaba halkı adına ağalarla mücadeleye girişir. Ancak kaymakam kasabadan, ardından teneke çalınarak sürülür. Teneke idealizm ile baskın güç arasındaki mücadelenin romanıdır.

“Teneke kuruluş halindeki milli edebiyatımızın nefis bir örneği.”
Fethi Naci, Bir Romancı: Yaşar Kemal

“Yaşar Kemal şiirsellikle yaşanmışın tadını birleştiren büyük bir ustadır.”
Hubert Juin, Le Monde, (Fransa)

“Yaşar Kemal toplumcu olmakla birlikte, bir bakıma gerçekçi yöntemden uzak durmuş bir yazar. Kullandığı olağandışı olaylar, simgeleşmiş kişiler ve hayvanlar, mitos kalıpları, onun romanlarını destan, efsane ve halk hikayeleri geleneğine bağlar.”
Berna Moran, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış

“Baskı, zulüm ve yozlaşmışlığın çaresiz kurbanlarının içinde bulundukları kötü duruma karşı bir protesto.”
Derby Evening Telegraph (İngiltere)

Üç aydır kasabada kaymakam yok. Tahrirat katibi Resul Efendi vekillik ediyor. Onun da ha varlığı, ha yokluğu... Yaşlı, sümsük bir adam. Gölgesinden ürküyor. Bu adamla hiçbir iş görülemez. Nisan da geldi çattı. Çeltik ekmek için ruhsatiye müracaatları başladı. Tarla planları, tarla kiralamaları, su kavgaları, alışverişler, kazıklamalar, kazıklanmalar gırla gidiyor. İllevelakin kaymakam yok. Kaymakamın yerine bakan Resul Efendi de: “Çeltik işine burnumu sokmam. Valinin beni yerimden atacağını bilsem, burnumu sokmam. Sokmam da sokmam,” diyor. Diyor da başka bir şey demiyor.

Resul Efendi, bunca yılın Resul Efendisidir. Karışır mı böyle işlere! Altından ne çıkacağını bilmez mi? Çeltikçiyle, bu namussuzlarla aşık atılır mı, bu ırzı kırıklarla bir ipte oynanır mı, bilmez mi? Çeltikten dolayı, bunca yıl başına o kadar çok işler gelmiştir ki hesapsız. Mesela Sazlıdere köyünün yanındaki Okçuoğlunun çeltik ekmek istediği sahaya ruhsat verse, verse değil, çeltik komisyonunun kararına bir imza bassa yirmi bin lira rüşvet alabilir. Su içinde alır. Alır ama, burnundan fitil fitil geleceğini de bilir. Resul Efendi rahat yaşamak ister, mümkün mertebe... Yaş tahtaya basmamak için elinden gelen gayreti geriye komaz. Bilir ki çeltikçilerle iş görmek, itle bir çuvala girmek demektir.
Hiçbirisi değil de şu Karadağlıoğlu Murtaza Ağa çekilmez. Başa bela. Deyyusun biri. Resul Efendiyi nerede görse:
“Eee İrasul Efendi, İrasul Efendi, duyduk ki, gumisyona irest çekmişsin. Ruskatiyelere, imzanı basmıyormuşsun. Olur mu, İrasul Efendi? Biz seninlen baba dostuyduk. Eee İrasul Efendi... Kaymakam olmayınca İrasul Efendi, siz Abdurrahman Çelebi oluyormuşsunuz. Öyle duyduk İrasul Efendi.”
Resul Efendi de Murtaza Ağanın karşısında boyun kırar, el ovuşturur, her zamanki, herkese karşı, her yerdeki candan gülümsemesiyle gülümser:
“Ne yapalım, Ağam, sayenizde...” der, şapkasını hürmetlice çıkarıp geçer gider.
“Eee İrasul Efendi... Senin bu iyiliğin yok mu? Bu cana yakınlığın yok mu, adamın elini ayağını bağlayan bu değil mi, İrasul Efendi!”
Arkasından söylenen bu sözlere Resul Efendi döner yeniden, saygılıca şapkasını çıkarır:
“Sayenizde Ağa hazretleri...” der, yürür.
Neredeyse nisan çıktı çıkacak. Çeltik komisyonu toplantı üstüne toplantı yapıyor. Bir tek alana bile ruhsat verilmiş değil. Sıtma Savaş Doktoru da Resul Efendi gibi bir bela... O da yanaşmıyor imzaya. Korkuyor.

Bütün çeltikçiler, Resul Efendinin başında dönüyorlar, gece gündüz. Resul Efendi la diyor da illallah demiyor.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.