Sessiz Sahil

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Hoyrat bir ilkgençlikten ve kısa sürede bitmiş erken bir evlilikten sonra kendini yeni yeni bulmakta olan Evan ile babası emekli asker Charles Shepard’ın bindiği araba bir akşamüstü, bilmedikleri bir sokakta bozulur. Telefon etmek için zilini rastgele çaldıkları Drake ailesinin evindeki zorunlu misafirlikleri, Drake’lerin genç kızı Rachel ile Evan arasında hızla gelişen bir aşka yol açacak, iki ailenin kaderi sessiz ve kasvetli Cold Spring Harbor kasabasında kesişecektir.

Richard Yates, güçlüklerle dolu geçmişlere sahip, birbirlerine çaresizce bağlı bu iki ailenin fertlerini yakından izliyor; bir yeniyetmenin büyüme sancılarını ve utançlarını da, yalnız bir kadının sevgiye açlığını da aynı inandırıcılıkla anlatıyor. “Sessiz Sahil”, usta bir yazarın kaleminden çıktığını her sayfasında belli eden, unutulmayacak bir roman.

Evan Shepard’ın hoyrat ergenliğinin bütün üzüntüleri 1935 yılında, yani on yedi yaşındayken arabalara âşık olduğu zaman telafi edilmişti. Kendisinden zayıf oğlanlara durmadan zorbalık etmesinin, kızları aptalca biçimlerde gocundurmasının ve basit suçlar işlemek için giriştiği beceriksiz ve utandırıcı yöntemlerin kötü birer anı olmak dışında artık önemi yoktu. Arabayı hızla uzaklara, Long Island’ın pek çok yerine sürmekte büyük bir heyecan bulmuş ve el attığı bütün arabaların mekanik parçalarıyla kısa sürede yakınlık kurmuştu. Anne ve babasının oturduğu evin bahçe yolunda, toz toprak içinde bütün gün boyunca titizlikle bir arabayı parçalarına ayırır ya da bir araya getirirken, Evan’ın dünyayla ilişkisi kesiliyordu.

Pencerede durup onu güneşin altında tek başına çalışırken seyretmek, babası Charles Shepard’a hep keyif verirdi. Kimse bir yıl önce bu delikanlının kafasını toparlayıp aklını yararlı bir işe odaklamayı öğreneceğini tahmin edemezdi; hem bu, olgunluğun başlangıcı değil miydi? Bir insanın iradesini geliştirmesine ve hayattaki amacını belirlemesine yardımcı olan şey bu değil miydi?

Eh, tabii ki öyleydi; ayrıca hayatta –herhangi bir insanın hayatında– bir iradeye ve amaca sahip olmak için duyulan ağrılı ve büyük ihtiyaç, Charles Shepard’ın uzun süreli ve aciz deneyimleri sayesinde gayet iyi bildiği bir şeydi. Ordudan emekli olmuştu, hep bastırmaya çalıştığı şiirsel bir düşünme tarzı olan bir adamdı ve tutkusunun kapasitesi, çoğu zaman, 1918 ateşkes antlaşmasıyla yok olmuş gibi görünüyordu.

Orduevi dans partisindeki en güzel kızla yeni evlenmiş ve kızın onun için dua edeceğinden epey emin, coşkulu ve genç bir piyade teğmen olarak savaşın sona ermesinden üç gün sonra Fransa’ya ulaşmıştı – ve hayal kırıklığı öylesine büyüktü ki, birkaç subaydan da fazlası tahammül edemeyip ona bu konuda saçmalamamasını söylemek zorunda kalmıştı.

“Saçmalamıyorum,” demişti ısrarla, “saçmalamıyorum.” Ama gerçeklerden kaçış olmayacağını her zaman biliyordu; hatta mide bulandırıcı bir yarıda kesilmişlik hissinin hayatının geri kalanına musallat olacağından bile şüphelenmeye başlamıştı.

“Seni ebediyen seveceğimi bilmek bir yana,” diye yazdı karısına Le Havre’dan, “sanırım her şeye karşı güvenimi yitirdim. Dünyada çok az, çok çok az şeyin gerçekten bir anlam ifade ettiğine inanmaya başladım.”

Birleşik Devletler’e dönünce ve etrafı sevinçten bağırıp çağırarak ordudan ayrılmayı zar zor bekleyebilen adamlarla çevriliyken, Charles ani ve pek kimsenin tercih etmediği bir karara vardı. Kendisi için de hiçbir zaman açık olmayan nedenlerle, orduda kalmak için başvurdu.

Nedenlerin açık olmadığını her zaman bilmesinin bir sebebi, yıllar boyunca onları kafasında tekrar tekrar evirip çevirmek zorunda kalmasıydı; sanki üç bölümlü, küçük ve soluk renkli bir el kitabındaki yanıtlardı onlar: Ordu neredeyse bir meslek gibi görülebilirdi; evli bir adamın ve bir babanın her zaman ihtiyacı olan güvenceyi sağlıyordu; ve sonunda başka bir savaş daha çıkabilirdi. Bilinen en yaşlı üsteğmen olmak konusunda endişelenmesine neden olacak kadar uzun süre üsteğmen olarak hizmet etti. O yıllarda ona verilen neredeyse bütün görevler, ki bunlar büyük oranda isteği dışında görevlerdi, son derece bezdirici ofis işleriydi. Fort Devens, Fort Dix, Fort Benning, Fort Meade: Bütün garnizonlar diğerlerinden farklı olmak için cesur girişimlerde bulunuyordu, ama hepsi aynıydı. Ölümüne sadeydiler ve itaat varsayımı üzerine kurulmuşlardı. Subay Aile Lojmanı’nın sıkı sıkıya korunan mahremiyeti içinde bile, geceleri bile, insanın ne kendisi ne de karısı nerede olduğunu ya da neden orada olduğunu asla unutamazdı. Eğer hayatınızdaki her şeyin barış zamanındaki askeri faaliyetlerin sınırlarıyla uyumlu olması bekleniyorsa ve eğer karınız Grace Shepard kadar canlı ve neşeli bir kızsa, sinirleri dayanamayıp çöküntüye uğradığı zaman şaşırdığınızı asla dürüstlükle söyleyemezdiniz – insan kesinlikle korkardı, ama şaşırmazdı.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.