Peruk Gibi Hüzünlü

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Yalçın Tosun’dan çarpıcı bir ikinci kitap: "Peruk Gibi Hüzünlü"

Dostluk, arkadaşlık, sevgi, tutku, bağlılık ve keder... Bu duygular arasında mekik dokuyan, gönül kırıklıklarını ustalıklı bir sevecenlikle onarmaya çalışan bir kitap, Peruk Gibi Hüzünlü.

İlk öykü kitabı "Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler" ile adını duyuran Yalçın Tosun, kısa sürede ikinci baskısı yapılan bu kitabıyla 2011 Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü’ne de layık görülmüştü.

Öyküleri, edebiyat yazıları ve röportajları "Adam Öykü", "Notos", "kitap-lık", "Roll" ve "Radikal Kitap" dergilerinde yayımlanan Yalçın Tosun’un kitaba adını veren “Peruk Gibi Hüzünlü”adlı şiiri Mabel Matiz tarafından bestelenmiş ve sanatçının aynı adlı albümünde yer almıştı.

Muzaffer ve Muz

Son dersi kırmak benim fikrimdi. Ama bu sıcak Mayıs gününde kalabalık bir halk otobüsüne binerek hayvanat bahçesine gitmek Ali’nin aklına geldi. Ne zamandır yakınlık duyduğu, hayvanat bahçesinin en yaşlı şempanzesini görmek istiyordu. İşkolik babası ve neredeyse deli, kübist bir ressam olan annesinden bunaldıkça buraya gelip dertleşiyormuş bu şempanzeyle. Onun sakin ve umursamaz havaları hoşuna gidiyormuş.

Bundan birkaç hafta önce hayvanat bahçesine gittiğimizde beni Muzaffer’le tanıştırmıştı. Evet, şempanzemizin adı Muzaffer ’di ya da Ali öyle olmasını uygun bulmuştu. Vücudundaki kılların birçoğunu yitirmiş, neredeyse dişsiz, dünyanın en hüzünlü gözlerine sahip bir şempanzeydi bu. Orada olduğumuzu umursamaksızın, bakımsız kafesin en uzak köşesinde dünyayla ilişkisini en aza indirgemiş ve hareketsiz bir halde etrafına bakıyordu.

Otobüse bindiğimizde biletçinin yakınında boş bulduğumuz yerlere seğirttik ve zar zor da olsa yan yana sığabildik koltuklara. İkimiz de oldukça şişmandık aslında ama Ali’nin vücudu bana göre daha fazla umut vaat ediyordu. Boyu benden on santim kadar daha uzundu ve oldukça geniş omuzları vardı. (Sakallarının çıkmaya başlamış olmasından bahsetmiyorum bile.) Gene de bu özellikleri, kıçının benimkinden daha küçük olmasını sağlamamıştı. Otobüse bindiğimiz anda içerdekiler, belki sadece şişman ergenlere karşı kullandıkları o iğrenmeyle dolu yüz ifadelerini takınarak bizi baştan aşağı süzmüşlerdi. Ah bu bakışlar... Keşke ben de Ali gibi onları fark etmemeyi ya da etmez görünmeyi başarabilseydim.

Otobüs öbür yolcuları da alıp hareket ettiğinde etrafımı incelemeye başladım. Ali yine düşüncelere dalmıştı, biraz önümüzde ayakta bekleyen kızı fark edip etmediğinden emin olmak istedim. Yavaşça bacağımla bacağını dürttüm. Ali oralı olmadı, zaten kız çok güzel falan değildi. Hareketim buna benzer durumlarda ergen olmanın zorunlu kıldığı hareketlerden biriydi sadece, yapmasaydım bir şeylerin eksik kaldığını hissedecektim. Ama kafası cama dönük bir şeyler mırıldanan Ali’de karşılığını bulmadı.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.