Orpheus'un Şarkısı - Tanpınar’ın Romanlarında Aşk ve Kadın

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Tanpınar’ın romanlarında aşk ve yaratıcı yazıyı iç içe geçiren düşünceye göre bir sanat eseri ortaya koyabilmek sadece aşkla mümkündür. Ancak bu işlevini yerine getirebilmesi için ayrılıkla sonuçlanması gerekir. Tıpkı Orpheus efsanesinde olduğu gibi... Her sanat eserinin özünde Orpheus efsanesinin yattığını söyleyen Tanpınar da romanlarındaki aşk ilişkilerini kurgularken aynı mekanizmayı işletir. Erkek engellerle mücadele etmek yerine yarı yolda sevdiği kadından kopmayı, yani karanlığa bakmayı seçer ve bu “lezzetli acı”yı bir sanat eserine dönüştürmeye koyulur.


Bu yüzden Tanpınar’ın romanlarında sevilen kadınlara hiçbir zaman ulaşılamaz.

"Orpheus’un Şarkısı", Tanpınar’ın romanlarındaki Eurydike’lere odaklanarak yazarın aşk ve sanat arasında kurduğu ilişkiyi ortaya çıkarmayı amaçlıyor.

“Tanpınar’ın aşk ve kadın üzerine günlük, mektup ve denemelerinde dile getirdiği düşüncelerini romanlarında nasıl işlediği sorusuyla yola çıkmıştım. Okumalarımın beni getirdiği nokta, Tanpınar’ın aşk ve yaratıcı yazı arasında kurduğu ilişkiyi romanlarına da aynı şekilde aktardığını görmek oldu. Tanpınar, romanlarının eksenine koyduğu kadınları erkeğin yazma kapasitesini açığa çıkaracak bir aşk deneyimi için yaratmıştı.”

Tanpınar için ‘aşk romancısı’ denemese bile aşkı onun kadar etkileyici bir dille anlatan pek az yazar olduğu rahatlıkla ileri sürülebilir. Bazı okurlar üzerinde, özellikle kadın karakterlerin derin izler bırakmasının nedeni bu dil olmalı. Tanpınar’ın kadınları olağanüstü varlıklara dönüştürdüğü aşk hikâyelerinin büyüsüne kapılmayan çok az okur tanıdım. İtiraf etmeliyim ki ben de onlardan biriyim. Ama, deneyimlerimden öğrendiğim bir şey var: Sevdiğim mekânlar gibi sevdiğim kitaplar da her ziyaretimde ilk etkisini yitiren bir alışkanlık kazandıkça gözüm bu defa ‘başka şeyler’e takılıyor. Daha önce görmediğim, fark edemediğim ayrıntılar üst üste yığılmaya başlıyor. İlk okumaların etkisinden sıyrılınca, üstelik buna zalim bir ‘büyübozucu’ olan ‘akademik dikkat’ de eklenince Tanpınar’ın romanları benim için az çok böyle bir hal almaya başladı. Anlattığı aşk hikâyelerinde yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu seziyordum. Yazarın tapılırcasına sevilen kadın karakterler yaratmasına diyecek bir şey yoktu ama erkeklerin onları öyle rahat rahat bırakıp gidivermelerinde aşkın doğasına uymayan bir taraf olduğunu düşünmeye başlamıştım.

Hikâyelerin akışında olup bitenleri kabullenmemi güçleştiren bir aksaklık vardı. Nuran’la Mümtaz’ın ayrılığı beni ikna edemiyordu örneğin. "Huzur"dan söz ederken konu her açıldığında, aramızda hemen “Kim haklı?” tartışmaları başlayıveriyordu. Yaşadığımız hayatta da aşk makul bir seyir izlemiyordu elbette, ama bu durum Tanpınar’ın romanlarında öylesine dikkat çekici bir tekrara dönüşmüştü ki üzerinde konuşmadan edemiyordunuz. Soru çok basitti: Erkekler ne kadar derin, ne kadar vazgeçilmez bir tutkuyla sevdiklerini anlata anlata bitiremedikleri bu kadınları nasıl oluyordu da kolayca bırakabiliyorlardı? Sadece romandaki erkeklerin değil, okuyucuların da başını döndüren bu güzel, bu çok nitelikli, adeta gerçeküstü kadınlar için nasıl oluyordu da bir iki engel üzerinden atlayacak gücü bulamıyorlardı kendilerinde? Tanpınar’ın romanlarında, en azından benim için bu noktada bir sorun vardı.

Öyleyse bütün bu hikâyeleri bir araya getirmek, birbirini tekrar eden aşkları ve kahramanlarını topluca ele almak, aşk ve kadın temasının romanlarda anlam katmanını ve yapıyı nasıl etkilediğini incelemek fena olmayacaktı. Tanpınar’ın kadınlara dair oldukça irkiltici cümlelerle dolu günlüğünü okuduktan sonra bu konunun peşine düşmek daha da kaçınılmaz bir hal almıştı benim için. Yıllardır merakla yayımlanması beklenen günlüklerinde Tanpınar, aşk ve kadınlar üzerine öyle cümleler kuruyordu ki bunların ne kadarını romanlarına da yansıttığı araştırılmaya değerdi. Sevgili yazarımın dünyasına bir de bu açıdan yaklaşmayı deneyecektim ama konu yapılacaklar listemde bir süre daha bekleyeceğe benziyordu.

Oysa kimi zaman harekete geçmek için bir dış etken planları değiştirebiliyor. Bilgi Üniversitesi’nde “Tanpınar’ın Romanlarında Kadınlar” başlıklı seminer dersi vermem istendiğinde, Tanpınar’ın seveceği bir benzetmeyle söylersem, bunu ‘talihin oyunu’ saydım ve hiç tereddüt etmeden kabul ettim. Böylece daha fazla ertelemeden merakımı giderebilecektim. Eldeki bütün işleri bırakarak Tanpınar’ın romanlarını bu kez de aşk ve kadın odağında okumaya koyuldum.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.