Obur Zihin - Yiyeceklerle İlişkimizin Evrimi

PAYLAŞ
SATIN AL YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Amerikalıların tat körlüğünün, yaklaşık 75 yıl öncesine kıyasla bugün biraz azalmış olduğu söylenebilir. Televizyon karşısına kurulup yemek yemenin büyüsü bozuldu, hemen herkes fast food’un aslında çok da iyi bir şey olmadığını kabul ediyor ve tüketiciler en işlenmiş paket gıdalarda bile bir nebze olsun kalite veya doğallık arıyor. Amerika artık şöhret sahibi mutfak şeflerinin, gıda konulu yarışma programlarının, giderek çoğalan semt pazarlarının ve ömrünüz boyunca pişirebileceğinizden daha fazla tarif içeren yemek kitaplarının cirit attığı bir ülke.

Evrimsel biyoloji alanında çalışan antropolog John S. Allen, Obur Zihin’de yeme ve düşünme biçimimizin insan türünün kendine özgü doğal tarihini yansıttığı fikrinden yola çıkarak yiyeceklerle ilişkimizin evrimini araştırıyor.

Çıtır yiyecekleri neden çok severiz? Samoalı yolcular Yeni Zelanda’dan uçakla dönerken beraberinde en fazla hangi yiyeceklerden götürürdü? Yiyeceğin hayatımızda oynadığı rol, kalorilerin ve besin öğelerinin ötesine nasıl geçti?

“John Allen, yeme alışkanlıklarımız hakkında yeni fikirler şöleni düzenlemek amacıyla modern biyoloji ile evrimi harmanlıyor. Obur Zihin yiyeceklerin derin anlamı üstüne büyüleyici bir çalışma.” Richard Wrangham, Catching Fire

Hepimiz çıtır yiyeceklerin cazibesine zaman zaman kapılmışızdır. Mario Batali, yöresel İtalyan yemeklerinin yeniden yorumlandığı muhteşem (ve bir o kadar da pahalı) restoranlar işletiyor. Bu tür restoranlarda, çıtır (crispy) kelimesi menüde yer almak için biraz kaba kaçabilir. Ama garsonlar, bir yemeği tarif eder ya da günün özel yemeklerini sıralarken, bu kelimeyi her zaman rahatlıkla kul­lanabilir. Diğer yandan, fast-food restoranlara kişisel, incelikli ya da olağanüstü bir yemek deneyimi yaşamak için gitmiyoruz. Do­layısıyla bu gibi yerlerde sakıngan davranmaya gerek yoktur; çıtır kelimesi, müşterileri sipariş vermeye teşvik etmek için rahatça kullanılır. 1970’lerin başında Kentucky Fried Chicken, menüsüne yeni bir tavuk tarifi ekledi ve buna “Ekstra Çıtır” adını verdi. Bu pazarlama taktiği bir taşla iki kuş vuruyordu: Birincisi, tavuğun çıtır olmakla kalmayıp ekstra çıtır olduğunu açıkça belirtiyordu; ikincisi ise “Orijinal Tarif”in kendisinin de çıtır olduğu fikrini kaçınılmaz şekilde pekiştiriyordu (ne de olsa çıtır dışındaki hiçbir seçenek kabul edilemezdi).

Peki biz insanlar neden çıtır seviyoruz? Vazgeçilmez nitelik­teki yaşama, özgür olma ve mutluluğu arama haklarımız gibi çıtır yiyeceklerin cazibesi de tartışma götürmez görünüyor. Çı­tır yiyeceklerden herkes keyif alıyor görünür. Çıtır yiyeceklerin farklı mutfak kültürleri arasındaki sınırları kolaylıkla aşabilmesi de bunu destekliyor. Kültürel antropolog bir meslektaşım, Yeni Zelanda’dan Samoa’ya giden akşam uçağının her zaman Kentucky Fried Chicken koktuğundan yakınıyordu, zira Samoalı yolcular havalimanına giderken yolda KFC’ye uğrayıp akrabaları ve arka­daşları için tavuk stoğu yapıyorlarmış. Ya da patatesi ele alalım. Sanayi öncesi dönemde Yeni Dünya’dan Eski Dünya’ya yayılan patates, bu kök sebzenin (başta cipsler ve dondurulmuş patates kızartmaları olmak üzere) daha çıtır formlarının geniş çaplı üre­tim ve dağıtımını mümkün kılan teknolojiyle birlikte, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün ifadesiyle “hak ettiği yere geldi”. Öyle ki bu örgüt, 2008’i Patates Yılı ilan etmeyi uygun gördü.1 Patates, temel bir gıda ürünü olmaktan çıktığı ülkelerde bile çıtırlığı ve kolay erişilebilirliği sayesinde yaygın popülerliğini korumaya devam ediyor.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.