Narsisizm ve Yaratıcılık

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Narsisizm ve Yaratıcılık, yaklaşık 10 yıldır düzenlenen Psikanaliz ve Yaratıcılık Sempozyumunun 2014 İstanbul oturumunda sunulan makalelerden oluşan bir çalışma.

Freud’un 1914 tarihli “Narsisizme Giriş” makalesinin yüzüncü yıldönümünde düzenlenen sempozyumda sunulan bu metinlerde, psikanalizin en can alıcı temalarından biri olan narsisizmin yaratıcılıkla etkileşimi, yaratıcılığın sağaltıcı etkisi odakta.

Freud’un görüşlerinin sonraki yıllarda başka psikanaliz kuramcıları tarafından gözden geçirilerek geliştirilmesinde en temel katkılar kuşkusuz narsisizim konusu etrafında yapılmıştır. Ruhsallığın sağlıklı işleyişinde, simgeleştirme ve yaratma kapasitesinin ortaya çıkabilmesinde etkili olan, yaşamın ilk evrelerine ait süreçlerin kavranması ve kavramsallaştırılması klinik uygulamada yeni boyutlar açmıştır.  Narsisizm bu boyutuyla günümüzde hâlâ derinlemesine incelenmeyi hak eden en verimli ve can alıcı psikanaliz temalarından birini oluşturmaktadır.

Kimlik Sorunsalı, Silinme, Yok Olma ve Yaratıcılık

Bir başka bakış açısı, sanatçıların feragat, silinme, çözülme, kendiliğin dağılması, başka bir şeye dönüşme deneyimlerini temsillere büründürerek yaratıcılıklarını narsisist yaraların ve kırılganlıkların giderilmesinde kullandıkları örneklerde ortaya konmaktadır.

Bernard Chouvier “Fernando Pessoa, Boşlukla Tamlık Arasında Bir Yaratım” metninde Pessoa’nın edebiyat dünyasına manastır hayatına girer gibi girdiğini vurgular. Pessoa üzerine kitaplaştırılmış geniş bir çalışması da bulunan Chouvier, yazarın paradoksal anlamda hayatı hayattan vazgeçerek bulduğunu belirterek, onun yazma koşulunun kendine odaklanma olduğunu vurgular. Kendi iç kaynaklarının enginliğini keşfederek bir tür mistik keşişe, bir kahine dönüşen yazarın bunu bir feragat sayesinde gerçekleştirdiğini öne sürer ve bu feragatin narsisizm seviyesindeki amaçlarını araştırır.

Otobiyografinin resimdeki bir dengi gibi düşünebileceğimiz otoportrenin narsisist temellerini irdeleyen Nayla de Coster “Aynalı Otoportre: Kayıp Bakışın Peşinde” başlıklı metninde çözümlemelerini 1930 ve 1940’lı yılların çağdaş simgeci ressamlarından üçünün eserlerine dayandırır: Leon Spilliaert, Edvard Munch ve Francis Bacon. Winnicott, Pasche, Lavallée ve Roussillon gibi kuramcıların Benliğin inşasıyla ilgili hipotezlerinden yola çıkan de Coster “aynalı otoportreler”den yansıyan, çözülen, dağılan ruhsallık görünümlerine odaklanır. Tablo, fotoğraf gibi görsel yaratımların anne aynasının izini taşımaya devam ettiğini hatırlatan de Coster, “yaratıcının yarattığı görüntüde, kendini metaforik olarak, annenin yüzünde gördüğü gibi görene kadar” çalışmasını sürdürdüğünü vurgular.

Jean-Marc Talpin “Robert Walser’in Yapıtında Narsisizm ve Silinme” metninde üç roman ve binlerce küçük nesrin yazarı olan Robert Walser’in psikiyatri kliniğinde sonlanan yaşamıyla yapıtı arasındaki geçişleri gözler önüne serer. Narsisizmin temel arayışı olan ötekinin bakışında kendini aramaya dair sancılı süreçleri Walser’in yapıtındaki “silinme”, benliğin kaybolan sınırlarını yapıta ve yapıt vasıtasıyla dünyaya yansıtma temaları içinde ele alır. Talpin analizinde Walser’deki melankolik yas sorunsalını ve yazarın kurmacayla hayatı dönüştürme çabalarını ortaya koyar.

Irem Anlı Türk edebiyatından bir örnekle narsisist acının ve melankolik yasın ruhsallıkta hangi mekanizmalarla işbaşında olduğunu, çözülmenin nasıl gerçekleştiğini gözler önüne sermektedir. “Suat Derviş’in Kadınları ve Yansıtmalı Özdeşleşme” metninde Suat Derviş’in Fatma’nın Günahı romanını inceleyen Anlı, çözümlemelerini M. Klein’ın kuramına dayandırarak yansıtmalı özdeşleşmenin patolojik kullanımının bir örneğini sergiler.

Melis Tanık Sivri “Ana Mendieta’nın Kanayan Yarası: Ana Rahminden/Ana Vatandan Sürgünün Sanat Yapıtı Yoluyla Onarım Çabası” başlıklı metninde Küba asıllı, sürgün sanatçı Ana Mendieta’nın kendi bedenini kullanarak gerçekleştirdiği fotoğraf, yerleştirme ve filmler vasıtasıyla kayıp kimliğini ve anavatanını yeniden kurma çabalarını yorumlamaktadır.

Mendieta doğumu esnasında ölüm tehlikesi atlatmış ve erken dönem deneyimleri sancılı olmuştur. M. Tanık Sivri, sanatçının yapıtında bu ilk deneyimlerin ve sonrasında bunlara eklenen anneden, aileden, vatandan kopuş ve sürgün deneyimlerinin izdüşümlerini araştırır. Sanatçının kendi bedenini kum, toprak, çamur ve suyla bütünleştirerek fotoğrafladığı Silüet çalışmalarında nesneyle bütünleşme ve ardından nesnenin aslında bir öteki/özne olduğunu keşfetme deneyiminin izlerini sürer.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.