Lidyalılar ve Dünyaları / The Lydians and Their World

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi, ülkemizin arkeolojik zenginliklerini gündeme getiren Anadolu Uygarlıkları Sergi Dizisinin bir devamı olarak  “Lidyalılar ve Dünyaları” adlı sergiye ev sahipliği yapıyor. Sergiyle eş zamanlı olarak tam bir “Lidya ansiklopedisi” olarak tanımlanabilecek bir sergi kitabı yayımlandı. Lidya uzmanlarının kapsamlı yazılarına ek olarak bu görkemli uygarlığın günümüze ulaşan en değerli eserleri bu kitapta yer alıyor.

Lidya: Coğrafi Konum
Antik Lidya, nehir vadileri ve dağlardan oluşan orta Batı Anadolu’da, İsviçre veya Danimarka’nın yarısından biraz daha geniş ve Amerika Birleşik Devletleri’nin New Hampshire eyaleti ile yaklaşık aynı büyüklükte bir alanda konumlanmıştı. Lidya’nın topografyasına egemen olan, doğu-batı doğrultusunda uzanan dağ sıraları ve bir dizi değişken nehirlerdir. Bu nehirler kabaca 100-200 km uzunluğunda olup, Anadolu’nun alçak yaylalarından doğarak Ege Denizi’ne dökülmektedir. Bölgenin başlıca nehirleri Hermos (günümüzde Gediz Çayı) ve Kaystros’tur (günümüzde Küçük Menderes). İkinci nehir boyut olarak küçük olsa bile, Avrupa yazınında Asya’ya en erken atıfla ilişkilidir:

Kanatlı kuşlar, kazlar, turnalar,
uzun boyunlu kuğular nasıl sürü sürü,
Asya çayırlarında, Kaystros’un iki yakasında,
sallayarak kanatlarını kibirli kibirli,
nasıl uçarlarsa bir o yana, bir o yana,
çağrışarak yere konunca çayır çın çın öterse nasıl...
Kuzeye ve güneye doğru Lidya hududunu ya da sınırlarını oluşturan, nehirler ve dağ sıralarıydı: kuzeyde Kaikos Nehri (günümüzde Bakır Çayı) ve dağ dizisi, Lidya’yı Mysia’dan ayırırken; güneyde Meandros Nehri (günümüzde Büyük Menderes) Lidya’nın Karya ile sınırlarını belirlemekteydi. Doğu sınırları, Ege kıyısından kabaca 150-200 km uzakta ve batı sınırları bazı yerlerde sadece 10-25 km uzaktaydı. Bu sınırlar Lidya’yı sırasıyla Frigya’dan, İyonya’nın Grek topraklarından ve Aeolis’ten ayırmaktaydı.3

Lidya Döneminde Lidya, MÖ 7. ve 6. yüzyıllar
Lidya, dilleri (Hint-Avrupa dil grubunun Anadolulu bir alt-dalı), dinsel, sosyal ve sanatsal gelenekleri ile ayırt edilen bir Anadolu halkı olan Lidyalıların anavatanıydı. Altın ve gümüşün başlıca kaynaklarını kontrol altında tutan saldırgan hükümdarlığın kralları altında, Lidya güçlü bir devlet ve bir imparatorluğun çekirdeği halini alarak; 7. ve 6. yüzyıllarda 100 yıldan biraz daha fazla bir süre mevcudiyetini sürdürmüştür.
Lidya tarihinin başlangıcı, özellikle, MÖ 5. yüzyılda yazan Herodotos olmak üzere, antik Yunan yazarları tarafından bir peri masalı ve romantizm potpurisi olarak bildirilmiştir. Herodotos’a göre, Lidya MÖ Geç 2. ve 1. binyıllarda peş peşe gelen iki hükümdarlık tarafından 500 yıldan fazla bir süre yönetilmiştir. Daha erken Atyad Hükümdarlığı’nın ilk dönemlerindeki kıtlık, rapor edildiği üzere, Lidyalıların Etrüsklerin atası haline geldikleri İtalya’ya göçünü tetiklemiştir. Bu inanış daha antik dönemde şüphe uyandırmıştır ve bunun günümüz bilim dünyasında birkaç yandaşı bulunmaktadır. Ancak Lidya topraklarının MÖ 2. binyılda gerçekleşen Thera/Santorini patlamasının volkanik tefrası ile kaplanması, sıra dışı acil eylemleri harekete geçirecek ve akıllarda ortaklaşa uzun süre yer tutacak kıtlık koşullarını yaratmış olabilir. Sonraki Herakleidai Hükümdarlığı ise söylenildiği üzere Herakles ve Lidya Kraliçesi Omphale ya da ona hizmet eden hanımca kurulmuştur.
Üçüncü ve sonuncu Lidya Hükümdarlığı Mermnadai ve MÖ 680 ve 540 dolaylarında verasetle babadan oğula geçen bir sistemle ülkeyi yöneten kralları Gyges, Ardys, Sadyattes, Alyattes ve Kroisos ile Lidya tarihi ve kültürü halk masallarının sislerinden belirmeye başlamıştır ve Yunan kaynaklarının hayal gücünden sıyrılmasıyla inanırlılık kazanmaya başlamıştır, Yakındoğu metinleri ve büyük miktarda malzeme kültürüyle desteklenmiştir ve takviye edilmiştir; bunlardan sonuncusunda ayırt edici ve eşsiz özelliklere ulaşmıştır. Kral Gyges (MÖ 680-644 dolayları) ile başlayarak Lidya kralları, Kroisos Döneminde (MÖ 560-540 dolayları) doğuda Halys Nehri’ne (günümüzde Kızılırmak) kadar genişleyip en geniş uzamına erişen bir batı Anadolu imparatorluğu yaratmışlar ve yabancı güçlerle (Mısır, Mezopotamya, İran, Yunanistan) diplomatik ilişkiler kurmuşlardır. Lidyalıların Tmolos Dağı’nın kuzey yakasındaki vadi akıntılarından toplanan ikincil altından ve batı ve kuzeybatıdaki kaynaklardan gelen altın ve gümüşteki zenginliği, herkesçe bilinir olmuştur.
Lidyalıların Yunanlıları etkileyen kültürel başarıları, madeni para sisteminin icadını, dokuma ve değerli metal sanatını, kozmetik, müzik, atçılık, park ve bahçelerdeki usta işçiliklerini içermektedir. Madeni para sistemi dışındaki başarılar, neredeyse yalnızca Yunan yazınından bilinmektedir. Arkeolojik kayıtlar malzeme kültürünün daha uzun ömürlü ve somut formunu belgelemektedir ki bu kültürün kayda değer örnekleri, kireçtaşı ve mermer ile gerçekleştirilen kesme taş inşaatındaki etkileyici, heykeltıraşlık, metal işçiliği, seramik ve belki de fildişi oymacılığıdır. Bu muhtelif formlar ve Lidya malzeme kültürünün diğer yönleri (alfabetik yazı gibi) Yunan kültüründen hatırı sayılır derecede ödünç alma ve uyarlamanın söz konusu olduğunu doğrular niteliktedir (bakınız; Melchert, bu ciltte). Komşular arasında kültürel değiş tokuş olağandır (hatta kaçınılmazdır ancak derinlerde siyasi ve dini ayrımlar olabilir). Yine de Anadolu Lidyalılarının malzeme kültüründe Yunan modellerinin öne çıkması ve Sardeis’te çok miktarda bulunan ithal Yunan seramiği, Lidyalıların batı komşularına olan daha dinamik bir tavrına işaret etmektedir. Bu anlamda, sanat ve popüler kültürün malzemedeki yansımasını bir açıdan resmi politikasının tarihsel kaydında görmekteyiz: Yunan şehir devletleriyle diplomatik ilişkiler ve Yunan mabetlerine kraliyet tarafından cömertçe yapılan yardımlar (anakara Yunanistan’da olduğu kadar Anadolu’da da; bakınız Kerschner, bu ciltte).
Lidya’nın baş şehri Sardeis’ti: Lidya İmparatorluk ve bağımsızlık dönemindeki belki de tek şehriydi ki bu sit Lidya kültürüne ait arkeolojik kanıtların açığa çıkarıldığı temel yerdir (açığa çıkarma işlemi kontrollü kazılar ile gerçekleştirilmiştir). Sardeis Hermos Nehri vadisinin Tmolos Dağı (günümüzde Bozdağ) ile buluştuğu yerde Ege kıyısındaki Smyrna’dan (günümüzde İzmir) 75 km (47 mil) içeride konumlanmıştır. Ören yeri bugün, Manisa İli Salihli İlçesi’ne bağlı olan Sart kasabası ile birleşmektedir. Burada –Hermos Nehri’nin ovasından 300 m yükselen– yüksek, dik yamaçlı dağ eteği tepesi yerleşimin çekirdeğini oluşturmaktaydı: Hisar ya da Akropolis. Akropolü arasına alarak akan uzun ömürlü iki akarsu bulunmaktaydı ki bunlardan batıda olanı Paktolos (günümüzde Sart Çayı) idi. Antik yerleşim Akropolün kuzey yamacında yer alırken, temel olarak iki akarsuyun arasından ovaya doğru uzanmaktaydı. Yerleşim sınırlarını çevreleyen, özellikle iki çay yatağında, mezarlıklardı (en iyi bilineni Paktolos çayının iki yanındakilerdir). Antik dönemdeki parlak devrinde Sardeis, hemen kuzeyindeki ovayı kontrol etmiştir (Sardiane). Ovanın kuzey kesiminde, alçak kireçtaşı sırtlar elit tümülüs mezarlarının bulunduğu yerdi (günümüzde Bin Tepe); buranın hemen ilerisinde daha kuzeye doğru geniş bir göl Gyges Gölü ya da Koloë Gölü (günümüzde Marmara Gölü) uzanmaktadır.
Çevresel özellikler Sardeis’te yerleşimin başlamasında ve devam etmesinde muhtemelen bir rol oynamıştı. Bazı çevresel ögeler temel gereksinimleri karşılamış olmalıdır: Akropol hem bir sığınak (yazılı tarihte doğrudan bir taarruzla hiçbir zaman alınamamıştır) hem de müstahkem bir mevkiiydi; Paktolos Çayı ise güvenilir bir tatlı su kaynağıydı. Diğer ögeler yerleşim kurulduktan sonra değerli hale gelmiş olabilir: geniş ölçekli tarım kaynağını ve Anadolu’nun içleri ile Ege arasındaki iletişim koridorunu oluşturan nehir ovası, kereste, yakıt ve yüksek yaylarında yazın hayvanların otlatılması için Tmolos, ikincil altının sağlanması için Paktolos ve Tmolos’un kuzeyindeki dağ akarsuları.

(...)

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.