Latife Hanım

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Latife Hanım’ın hayat hikâyesi Türkiye’nin kadınlarının hikâyesidir.

O, artık siyah beyaz fotoğraf karesindeki unutulmuş kadın değil, trajediye dönüşen benzersiz bir aşkın da kahramanı. Zekâsıyla, fikirleriyle, piyanoda çaldığı ezgilerle Mustafa Kemal’i büyüleyen “İzmirli Kız”, Sorbonne’da hukuk okuyan, kadınların medeni ve siyasi hakları için yılmadan çalışan, modern Türkiye’nin yaratılmasında önemli bir rol oynayan, çağının cesur öncüsü.

Evliliği süresince eşinin yaveri gibi çalışan Latife Hanım kadınların adım bile atmadığı TBMM’ye seçilmiş bir mebus sıfatıyla girmek için mücadele verdi. İki buçuk yıl süren evlilikleri noktalanınca, entelektüel ve siyasi kimliği ile Türkiye’deki değişimin habercisi olarak izlenen Latife Hanım unutuldu.

“Mustafa Kemal Atatürk - Mücadelesi ve Özel Hayatı” ve “Halide Edib” kitaplarının yazarı İpek Çalışlar’ın kaleminden “Latife Hanım” yayımlandığında büyük bir yankı uyandırdı ve PEN Yazarlar Derneği Duygu Asena Ödülü’nü aldı.

Gözden geçirilmiş yeni baskısıyla, tamamı belgelere dayanarak titizlikle hazırlanan bu biyografik eser aynı zamanda Türkiye’nin kadınlarının hikâyesi.

1919 yılının sonbaharıydı. İzmir’de 15 Mayıs’ta başlayan Yunan işgali, Türklere kötügünler yaşatıyordu. Abluka altındaki Beyaz Köşk’ün önünde kapalı bir fayton durdu. İçinden zarif giyimli bir diplomat indi. Faytonda Fransız bayrağı asılıydı.

Evi gözetleyen Yunan askeri hızla Beyaz Köşk’ün bahçe kapısına ilerledi. Omzunda tüfeğiyle tehditkâr bir biçimde diplomatın önünükesti. Konsolos askere çıkıştı:
“Ben Fransız konsolosuyum. Muammer Bey’le briç oynamaya geldim.”
Nöbetçi Fransızca bilmiyordu, diplomat cebinden evrakını çıkarıp gösterdi.
Asker kenara çekildi. Zarif giyimli adam güllerle kaplı bahçeden aşağı inerken Beyaz Köşk’e hüzünle baktı. Muammer’i bir türlüFransız bayrağı asmaya razı edememişti. “Şam’dan gelen Türk aileler gibi yap sen de” diye ısrar etmişti. Fransız bayrağı asanlar Yunanların tacizinden kurtuluyordu.
Beyaz Köşk’ün kapısı daha zil çalınmadan açıldı. İzmir’in ünlütüccarı Uşakizade Muammer, dostunu kapıda karşıladı. Her zamanki gibi tiril tiril beyaz bir ceket giymişti. Kucaklaştılar. Konsolos, alışık adımlarla selamlığa geçerken valizleri gördü. “Hazırlanmışlar” dedi kendi kendine.
Uşakizade Muammer Bey, İzmir’in en nüfuzlu tüccarıydı. İşgal güçleri, önde gelen Türkleri saflarına çekmek için büyük baskı yapıyordu. Son dertleşmelerinde, Muammer Bey “Beni belediye başkanı olmaya zorluyorlar; sürekli ölüm tehditleri alıyorum” demişti. İkisi de masondu. Briç Kulübü’nde başlayan dostlukları işgal öncesine uzanırdı. Konsolos, İzmir Göztepe’deki Beyaz Köşk’e ikinci evi gibi girer çıkardı. Konsolos, Muammer’in Yunan işgalciler tarafından öldürülmesinden korkuyordu. Son görüşmelerinde bu düşüncesini ona da açmış, dikkatli davranması için defalarca telkinde bulunmuştu. Daha önce İzmirli Türk dostlarından bazılarına kaçmaları için yardım etmişti. İşler yolunda giderse, o gece Marsilya’ya hareket edecek gemiyle Muammer de ailesiyle İzmir’den ayrılacaktı. Uşakizadelerin kaçışı için hazırlattığı bilet ve pasaportları elindeki çantanın gizli gözüne yerleştirmişti.
“Makbule Hanım gidecek mi? Ne karar verdiniz?”
“Hayır” dedi Muammer. “Annem, ‘Yaşımın icabıdır, burada kalırım’ diyor. Yolculuk onun için Göztepe’de kalmaktan daha tehlikeli.”

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.