Kanın Sesi / Kimsecik 3

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Kimsecik, “dağları bekleyen” korkunun yıkıcı gücünün, üç kitaplık dev efsanesidir. Korku insanın benliğini parçalarken, bu insanlık durumundan büyük bir trajedi doğar. Ama çocuklar korkuya yenik düşmez, üstüne yürürler.

Üçlünün üçüncü kitabı Kanın Sesi’nde katliamların korkularıyla yürekleri dağlanmış çocuklar, insanlığın büyük macerasının devamıdırlar. Çocuk korkuya inat sevgiyi yeşertirken yol arkadaşı, kendini sürekli yeniden yaratan doğadır. 

“Yaşar Kemal dünyanın en büyük yazarlarından biridir.”
Harry James Cargas, St. Louis Post-Dispatch, (A.B.D.)

“Yaşar Kemal, insanoğlunun çektiklerini hırs dolu bir beceriyle anlatan yürekli bir yazardır. O, isyan ve öfkesini, insanlara karşı batı yazarlarında az görülen bir güvenle desteklemesini bilmiştir.”
New Statesman

Zero Hatun mağaranın söbe, karanlık, yarım kavak boyu uzunluğundaki kapısının önünde, kırmızı kayalığın ucunda, kalabalığın ortasında durmuş kucağındaki tortop olmuş kaskatı çocuğu ne yapacağını bilemiyor, sağa sola, ileriye, dümdüz ovanın bittiği Gavur dağına bakıyor, oraya dikilmiş, öyle durup duruyordu. Kalabalık da hiç kıpırdamıyor, gözlerini anasının kucağındaki çocuğa dikmişler bekleşiyorlardı. Anasının kucağındaki Mustafa gözlerini bir daha açtı, mağaranın kapısındaki kalabalığa baktı, sonra da kapadı. Gecenin ortasında, karanlığın içinde köyün üstüne çökmüş kırlangıçların sesleri kayalıklarda yankılanır, geceyi, dağları sallarken çocuk köyün ortasında köpeğiyle yan yana durmuş, büzülmüş, bekliyordu. Karanlık gittikçe koyulaşıyor, göz gözü görmez, dağlar kırlangıç sesleri uğultusundan bir inip bir kalkarken çocuğun gözlerinin önünde bir top kıvılcım patladı, Tırtıl Hüseyin Ustanın demirci ocağında patlayan kıvılcımlar gibi. Kıvılcımlar yandı söndü, yandı söndü, Mustafa kendisini kale boynunda, mağaranın üst başında buldu. Ayakları onu alıp mağaranın içine çekiyor, çocuksa oraya gitmemek için direniyordu. Ama ne kadar direnirse dirensin, ayaklarını bir türlü yenemiyordu. Mağara ağzını açmış soluklanıyor, bütün yöredekileri, kuş, kedi, ejderha, çıngıraklıyılan, ortalıkta ne varsa içine çekiyordu.
Mağaranın tam önünde de bir top kıvılcım patlamış, Memetle uzakta durup orada bu top top patlayan kıvılcımları korkularından iki kat olarak seyretmişler, mağara bir solukta yalım toplarını içine çekince de gözlerini kapatarak yere kapanmışlardı. Ateşböcekleri gene, kaleden aşağıya, sağdan soldan mağaranın önüne sağılıyor, mağara da yeri sarsarak soluklanıyor, karanlıkta harmanlayarak yağmur gibi kaleden aşağılara sağılan kıvılcımları bir çekişte kaynaştırarak içine alıyordu. Kıvılcımların arkasından Mustafa gitmek istemiyor, ayağını kayaya dayamış direniyor, mağara da durmadan soluklanıyor, onu içine çekiyordu. Onu bir yangın, bir yalım içine almış götürüyor, kelleleri koparılmış kedi yavruları miyavlayarak sağdan soldan kanlar saçarak kalenin burçlarından mağaranın ağzındaki kayaların üstüne dökülüyor, oralarda zıplıyor, oynaşıyordu kesik başlarından kanlar saçarak... Yukardan kedi yavruları yağıyor, Salmanın kanlar saçan hançeri kalenin yöresinde uçarak dolaşıyor, orada da Salmanın kesik başı, kesip köye gönderdiği Çobanbaşının kesik başıyla birlikte bir gözüküyor, bir yitiyordu. Kırlangıç seslerinin yerini kedi miyavlamaları aldı. Mağaranın önünde bir top ateşböceği kıvılcımı patladı. Mağara korkunç bir fırtına estirerek, yamaçtaki taşları yuvarlayarak ateşböceklerini içine çekti. Arkasından da Mustafayı aldı götürdü. Mustafa mağaraya girince mağaranın tavanına sıvanmış binlerce yarasanın soluğunu sırtında duydu. Mağaranın en dibine, kuytusuna gitti, oraya büzüldü, bir topak oldu, titremesi durdu, dondu, kaskatı kesilirken biraz ilersinde turuncu, uzun, saçaklı kuyruğunu savurarak uçan ak kuşu gördü, ak kuş bir anda bütün ışığını salarak mağarayı baştan ayağa aydınlattı, ortalığı gündüz gibi etti. Mustafanın aklından geçti, ak kuş, beni buradan kurtar, diyecekti, ağzı açılmadı.

 

 

 

Çocuğunu mağaranın dibinden almış, kaskatı çocuktan bir can belirtisi bekliyordu. Çocuğun gözlerini açıp kapadığını görmemişti. Kaskatı, hem de buz kesilmiş çocuğun koltuğunun altı sıcacıktı, demek ki oğlu yaşıyordu. Elini çocuğun yüreğinin üstüne koydu, çocuğun yüreği de kütür kütür atıyordu. Zero Hatun sevincinden deliye döndü. Daha mağaranın ağzında olduğu yerde durup duruyor, arada birde de dönüyor mağaraya bakıyordu. Mustafanın şu yeryüzünde en çok korktuğu yerin burası olduğunu anımsıyordu. Çocuk aşağıdaki yoldan geçerken, bu, kalenin düz kayalığına açılmış, dik yokuşun üstündeki karanlık ağızlı mağaranın önüne gelince, tek başınaysa alıyor yatırıyor, soluğu uzak tarlalarda kan ter içinde alıyor, bir daha da yönünü kaleye dönmüyordu. Tek başına değilse, mağarayı geçinceye kadar gözlerini kapatıyor, yanında bir kimse varsa titreyerek onun eline sarılıyordu. Köyde Mustafanın, bir gün bu mağaraya yaklaşırken, kayanın üstünde başı koparılmış beş kedi yavrusu gördüğünü, korkusundan dilinin tutulup hasta yattığını, bir daha da, ne pahasına olursa olsun oralardan geçmediğini herkes biliyordu. Bir de Zero, Salmanın Mustafayı bu mağaranın önüne getirip çocuğu korkudan çıldırttığını, o günden sonra da çocuğun ona can düşmanı kesildiğini de sezinlemiş, daha sonraları da Mustafa Salmanın ona yaptıklarını ya ağzından kaçırmış, ya da ateşliyken sayıklamıştı.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.