Kamyon - Seçme Öyküler - Sabahattin Ali

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Konya’dan çıkıp Beyşehir’e giden yolun başlangıcındaki dik yokuşu tırmanmaya başlayınca, herkes yanındaki ile veya çaprazlama ta öbür baştaki biriyle lafa koyuldu; birkaç kişi yalnız cıgara içip dumanını savuruyordu. Birbiri arkasına dizili tahta sıralarda oturmayıp yarım lira eksiğine en arkada yere çömelen ve kamyonun şiddetle sarsılan bu kısmında ikide birde, başlamak üzere olan uykularından fırlatılan köylüler, cıgara da içmeyerek, boş gözlerle bakışıyorlardı.

Değirmen

Hiç  sen bir su değirmeninin içini dolaştın mı adaşım?..

Görülecek  şeydir o... Yamulmuş duvarlar, tavana yakın ufacık pencereler ve kalın kalasların  üstünde simsiyah bir çatı... Sonra bir sürü çarklar, kocaman taşlar, miller,  sıçraya sıçraya dönen tozlu kayışlar... Ve bir köşede birbiri üstüne yığılmış  buğday, mısır, çavdar, her çeşitten ekin çuvalları. Karşıda beyaz torbalara  doldurulmuş unlar...

Taşların  yanında, duman halinde, sıcak ve ince zerreler uçuşur. Halbuki döşemedeki küçük  kapağı kaldırınca aşağıdan doğru sis halinde soğuk su damlaları insanın yüzüne  yayılır...

Ya  o seslere ne dersin adaşım, her köşeden ayrı ayrı makamlarda çıkıp da kulağa  hep birlikte kocaman bir dalga halinde dolan seslere?.. Yukarıdaki tahta  oluktan inen sular, kavak ağaçlarında esen kış rüzgârı gibi uğuldar, taşların  kâh yükselen, kâh alçalan ağlamaklı sesleri kayışların tokat gibi şaklayışına  karışır... Ve mütemadiyen dönen tahtadan çarklar gıcırdar, gıcırdar...

Ben çok  eskiden böyle bir değirmen görmüştüm adaşım, ama bir daha görmek istemem.

 

 

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.