Jivago Vakası - Kremlin, CIA ve Yasak Bir Kitabın Etrafında Dönen Savaş

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

1958’de Pasternak’a gönderdiği bir mektupta Camus şöyle yazıyor: “19. yüzyıl Rusyası olmasaydı ben bir hiçtim. Beni besleyen ve gücüme güç katan Rusya’yı sizin şahsınızda yeniden keşfettim.”

1956 yılında SSCB’nin Rus edebiyatının büyük şairi Pasternak’ın tek romanı “Doktor Jivago”yu ülkesinde yayımlatmasına izin vermemesi, ABD için eşi görülmemiş bir propaganda fırsatı yaratmıştı.

Peter Finn ve Petra Couvée’nin, romanın yayımlanmasında CIA’in oynadığı rolü gösteren belgelere ulaşmaları ve bunları büyük bir titizlikle incelemeleri sonucu ortaya çıkan kitap, bir casusluk serüveni heyecanıyla okunuyor. Bir edebi eserin, CIA ve KGB arasındaki kültürel propaganda ve istihbarat mücadelesine alet edilişini ayrıntılarıyla anlatan “Jivago Vakası”nda yasadışı yöntemlerle yürütülen gizli operasyonlar, paravan yayınevleri, kaçakçılık, sansür, bir aşk hikâyesi ve paranoya iç içe geçiyor.

“Kapsamlı araştırmalara dayanan, olgulara dair ayrıntılarda fevkalade titiz, yargılarında isabetli ve uzun süre boyunca alanında belirleyici olacak etkileyici bir çalışma.” - New York Review of Books

Pasternak ailesinin Moskova merkezindeki Volkhonka Caddesi’nde bulunan apartman binasının ön cephesine çarpan kurşunlar bir çatırtı sesiyle patlıyor, pencereleri delip geçiyor ve vızıldayarak alçıdan tavanlara saplanıyordu. Birkaç münferit çarpışmayla başlayan silah ateşi, gitgide yoğunlaşarak çevre mahallelerde süren kıyasıya sokak çatışmalarına dönüşmüş ve aileyi ikinci kattaki geniş dairenin arka odalarına sürmüştü. Ağır silahlardan açılan yaylım ateşinin sonucunda binanın arkasına bir şarapnel isabet ettiğinde burası da riskli bir yer halini almıştı. Volkhonka’ya çıkma cesaretini gösteren tek tük sivil, yan yan koşarak kendilerini bir saklanma yerinden öbürüne atmaktaydı. Pasternaklar’ın komşusu olan bir adam kendi penceresinin önünden geçerken kurşunlara hedef olmuş ve hayatını kaybetmişti.

25 Ekim 1917’de Bolşevikler, büyük ölçüde kansız bir darbeyle Rus başkenti olan ve Birinci Dünya Savaşı patlak verip de Alman kökenli isim tahammül edilemez hale gelene kadar Saint Petersburg adını taşıyan Petrograd’daki yönetimi ele geçirmişti. Öte yandan, devrimci lider Vladimir Lenin’e bağlı militanların, marttan beri iktidarda olan Geçici Hükümet’e karşı savaştığı süreçte diğer belli başlı merkezler burası kadar kolayca ele geçirilmemişti. Ülkenin ticaret merkezi ve ikinci büyük kenti olan Moskova’daki çatışmalar bir haftayı aşkın süredir devam etmekteydi ve Pasternaklar da kendilerini olayların tam ortasında bulmuşlardı. Ailenin yaşadığı apartman binası bir tepenin sırtına kurulmuş olan caddenin üzerindeydi. Dairenin cadde tarafındaki dokuz adet penceresi, Moskova Irmağı’nı ve Kurtarıcı İsa Katedrali’nin heybetli altın kubbesini gören panoramik bir manzaraya bakardı. Kremlin sadece birkaç yüz metre ileride, ırmak dönemecinin kuzey doğusunda kalmaktaydı. Arbat Mahallesi’nde bir oda tutmuş olan Pasternak çatışmaların başladığı gün tesadüf eseri ailesinin evine uğradığında kendini orada mahsur vaziyette bulmuş ve en sonunda, ailesi ve yaşça ondan küçük olan yirmi dördündeki erkek kardeşi Aleksandr ile birlikte komşularından birinin alt kattaki dairesine sığınmıştı. Telefon ve elektrik kesikti; su yalnızca arada bir ve kısa süreler boyunca musluklardan damla damla akmaktaydı. Boris’in iki kız kardeşi –Josephine ile Lydia– kuzenlerinin yakın bir yerdeki evinde benzer perişanlıktaki koşullarda sıkışıp kalmışlardı. Kızlar mevsime göre fazla ılık bir akşamda küçük bir gezintiye çıkmış ve bir anda büyük bir hızla boşalan sokakların bir o yana bir bu yana sallanarak ilerleyen zırhlı araçlarla doluverdiğine tanık olmuşlardı. Sokağın karşı tarafındaki bir adam tek kurşunla yere yığıldığında kız kardeşler kendilerini kuzenlerinin evine dar atmışlardı. Günler boyu, makineli tüfeğin dinmeyen sesi ve patlayan top mermilerinin gürültüsü “daireler çizerek dönen ebabil kuşlarının ve kırlangıçların çığlıkları” tarafından kesintiye uğramıştı. Ve sonra her şey başladığı çabuklukla sona ermiş, “hava arınıp tertemiz olmuş ve ortalığa insanı dehşete düşüren bir sessizlik çökmüştü.” Moskova, Sovyetler’in eline geçmişti.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.