Gogol Dönemi Rus Edebiyatı

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Ünlü Rus düşünce ve eylem adamı Çernişevski, “Gogol Dönemi Rus Edebiyatı”nda yer alan makalelerinde Gogol’ün ortaya çıkışını ve sahiciliğini Rus edebiyatında bir dönüm noktası olarak nitelemektedir. Çernişevski’ye göre Gogol’ün Rus edebiyatına getirdiği gerçekçi soluk adeta bir devrim niteliğindedir; Gogol’le birlikte Rus edebiyatı, Batı edebiyatlarının etkisinden sıyrılarak gerçek kimliğini kazanmaya başlamıştır. Yazar bu makalelerde ayrıca V. G. Belinski’nin Rus edebiyat eleştirisine yaptığı katkının altını çizmektedir.

“Bizim edebiyatımız... retorik olmaktan çıkarak sahici, doğal olmaya çalışmıştır her zaman. Gözle görülür ve devamlı başarılarla kendini gösteren bu arzu, edebiyat tarihimizin anlamını ve ruhunu da yaratmaktadır. Ve biz, hiç tereddüt etmeden, bu arzunun hiçbir Rus yazarında Gogol’de ulaştığı ölçüde başarıya ulaşmadığını söylüyoruz. Bu, sanatın, ancak her türlü idealin dışında, salt gerçekliğe yönelimiyle olabilmiştir; Gogol’ün büyük hizmeti budur ve bununla sanat anlayışını bütünüyle değiştirmiştir.”

Çernişevski’nin Gogol Dönemi Rus Edebiyatı adlı bu çalışması, keskin çizgilerle birbirinden ayrılan iki tarihsel dönemin –boğucu, ahlaken çürümüş, “karanlık yedi yıl” (1848-1855) ile sınıfsal çelişkilerin keskinleştiği, atılganlığın birçok alanda kendini gösterdiği, büyük olaylara gebe “altmışlı yılların”– sınırındaki Rusya’nın en önemli toplumsal ve edebi olaylarından biridir. Yapıtı oluşturan makalelerde, Gogol’ün Rus edebiyatına getirdiği gerçekçi soluğun bu alanda adeta bir ‘devrim’ olduğu vurgusu vardır. Rus edebiyatı, Çernişevski’ye göre, Gogol’le birlikte Batı edebiyatlarının etkisinden sıyrılarak gerçek kimliğini kazanmaya başlamıştır. Yazar, bu makalelerde N. A. Polevoy ve V. G. Belinski gibi iki farklı eleştirmenin eleştiri yöntemleri ve Rus edebiyatına bakışlarındaki ayrıma da geniş yer verirken, özellikle Belinski’nin Rus edebiyat eleştirisine yaptığı katkının altını çizer.

Çernişevski, Gogol’ün ortaya çıkışını, onun ‘sahiciliğini’ Rus edebiyatı için bir dönüm noktası sayar. Ve Gogol hakkında söylediği “Gogol, insanda aynı ruh haline sahip olma isteği uyandıran bir sevgiyi hak etmiş yazarlardandır, çünkü bu yazarların çalışmaları ahlaki ereklerin belirlenmiş bir yönüne hizmet etmektedir” sözleri, onun kendisi için de geçerli olan sözlerdir.

Nesnel gerçeklikten hiç kopmadan aydınlık bir ruh verdiği düşünsel yaratılarının merkezine her zaman insanı alan, zengin kültürel birikimi, etkin çalışmaları, ölü ve donmuş anlayışlarla mücadeledeki muhalif tutumuyla Rus kültürü ve devrim tarihi içinde Çernişevski’nin ayrı bir yeri vardır.

Yaşamın (nesnel gerçekliğin) yeniden üretimini sanatın özü olarak gördüğü, asıl kaynağının doğa ve insan olduğuna inandığı sanatın, halkın yaşantısından beslenmesi gerektiğini savunduğu içindir ki, Çernişevski, “saf sanat” ya da “sanat için sanat” anlayışını ödünsüz bir tutumla reddeder. Bütün insan eylemlerinin insanın mutluluğunu amaç edinmesinin önemini vurgular. Sanat, ona göre, ancak insana yabancılaşmadığı, nesnel gerçeklikle bağını koparmadığı sürece ‘yaşamın yeniden üretimini’ gerçekleştirebilir. Estetik anlayışını “güzellik yaşamdır” tezi üzerine temellendirirken de söylemek istediği, asla nesnel gerçekliğin idealize edilmesi değildir; bu söylemde hem güzellik, hem de çirkinlik, yani bir bütün olarak yaşam vardır.

Sanatın Gerçeklikle Estetik İlişkileri adlı uzmanlık tezi, devrimci sanat kuramının manifestosu niteliğindedir ve üniversitede tartışıldığında olay olmuştu. “... Sadece çağın ivedi gereksinimlerine denk düşen güçlü ve canlı düşüncelerin etkisi altında ortaya çıkan edebi eğilimler parlak bir gelişme gösterebilirler. Her çağın tarihsel bir sorunu, kendine özgü isterleri vardır. Çağımızın yaşantısı ve onuru, kendi aralarında sıkı bir bağ bulunan ve biri diğerini tamamlayan iki eğilim doğurmaktadır: İnsancıllık ve insan yaşamının iyileştirilmesi kaygısı” sözleri, bir bakıma onun sanat anlayışının özetidir.

Rus edebiyatının ve düşünce hayatının Batı’nın etkisinden kurtulması yönünde ciddi bir çaba göstermiştir Çernişevski. Puşkin’in kökü Rus toprağında ama dalları bütün dünyayı kucaklayan bir şair olması bağlamında, onun Rusya’ya söylediklerinin ancak bir şairin ağzından çıkabileceğini ve Rusya’nın Gogol’den duyduklarını ancak bir yazarın söyleyebileceğini önemle vurgular. Edebiyat, felsefe, eleştiri, sanat, estetik, politik ekonomi gibi geniş bir alandaki düşünceleri ve derinlikli çözümlemeleriyle 19. yy. Rus entelektüel yaşantısına damgasını vurmuş bir eylem adamıdır N. G. Çernişevski. Sovremennik (Çağdaş) ve Oteçestvennıye zapiski (Anayurt Notları) gibi edebiyat dergilerinin birer ‘okul’ olma işlevi kazanmalarında önemli rol oynamasının yanı sıra, Rusya’da bir “köylü devriminin” ideologu olarak da karşımıza çıkar. Çernişevski’nin serf-efendi ilişkisi temelinde şekillenen sınıfsal çelişkilere (ütopik de olsa) sosyalist bakışı, K. Marx’ın Rusya’daki ekonomik ve toplumsal sorunları çözümlemede onu önemli bir referans olarak görmesini sağlamıştır.

Tüm vatandaşlık haklarından yoksun bırakılarak kürek mahkûmiyetine çarptırılıp Sibirya madenlerine gönderilmesine, ömrünün yirmi yıldan fazlasını hapiste ve kürek mahkûmiyetinde geçirmesine karşın kalemi elinden bırakmamış, yaratıcı yetilerini estetikten felsefeye, romandan makaleye uzanan geniş bir yazınsal yelpazede ve yüreğini insan için ortaya koyarak kullanmıştır. Çernişevski, aydınlık, mutlu bir gelecek özlemini tarihsel iyimserliğiyle yoğurarak, edebiyatın, sanatın, özetle estetik yaratımın en soylu insan etkinliği olarak onu yücelteceğine, onurlu bir yaşamın öznesi kılacağına olan inancını hep diri tutmuştur.

Arif Berberoğlu

Bugün hakkında mitolojik çağ ya da Astrée1 ile ilgili anılar gibi, sadece muğlak, inanılması zor, ama kendi inanılmazlığı içinde olağanüstü anıların korunduğu geçmişte, Gogol’ün deyimiyle, bu derin geçmişte, eleştirel makalelere Rus edebiyatının ne denli hızlı bir gelişme gösterdiğine ilişkin düşüncelerle başlamak bir gelenekti. Bir düşünün (deniyordu bize), Jukovski henüz en parlak dönemindeyken, ortaya birden Puşkin çıktı; Puşkin, ölümüyle çok erken son bulan poetik etkinliğinin ancak yarısına gelmişti ki, bu defa Gogol çıktı ortaya birden. Ve böylesine bir hızla birbiri ardına gelen bu edebiyatçılardan her biri, Rus edebiyatını yeni bir gelişme evresine, her şeyden önce de bundan evvelki dönemlerin olanak tanıdığı eşsiz bir yüksekliğe taşıdı. Selskoye kladbişçe’yi Dikanka Yakınlarındaki Küçük Bir Köyde Akşamlar’dan, Svetlana’yı Müfettiş’ten sadece yirmi beş yıllık bir zaman dilimi ayırıyordu ve Rus edebiyatı bu kısa zaman dilimi içinde üç evre yaşadı; Rus toplumu akıl ve tinsel gelişme yolunda üç büyük adım attı ileri doğru. Geçmiş dönemlerde eleştirel makalelerin yazımı böyle başladı.

Bugünkü kuşakça anılmayı hak eden bu derin geçmiş, o kadar da uzakta kalmış bir dönem değildir ve bu geçmişe ilişkin söylenenlerde mümkün olduğunca Puşkin ve Gogol adlarının karşılaşması şart görülür. Fakat bu geçmişten sayılı yıllarla uzaklaşmış olsak da, o bizim için kesinlikle eskimiştir artık. Bugün Rus edebiyatıyla beslenen neredeyse bütün insanların olumlu tanıklıkları bizi buna inandırmaktadır; onlar, bizim bu dönemlerin eleştiri, estetik vb. ilkeleri ile düşüncelerinin ilerisine geçmiş olduğumuzu su götürmez bir gerçeklik olarak yineliyorlar. Geçmişin ilkeleri tek yanlı, düşünceleri temelsiz, abartılı ve doğruluktan uzak olmuştur; geçmiş dönemlerin bilgeliği, bugün bir safsata olarak görülmekte. –O dönemleri yaşamış insanların, hakkında bilgi sahibi olmadıkları– Rus edebiyatına yönelik gerçek eleştiri ilkeleri, gerçek anlamda bilgece görüşler, ancak Rus dergilerinde eleştirel makalelerin sürekli yer almaya başlamasıyla birlikte, Rus eleştiri sanatınca bulunup ortaya konur olmuştur.

Bu ikna sözlerinin doğruluğundan hâlâ kuşku duyulabilir, üstelik bu sözler kesinlikle hiçbir kanıt olmaksızın ifade ediliyor; ama gerçekten zamanımızın sözünü ettiğimiz o çok uzak geçmişten büyük farklılıklar gösterdiği, şüphe götürmez bir hakikat olarak kalacaktır. Bugün, örneğin, geçmişte yapıldığı gibi, edebiyatımızın hızlı gelişimine ilişkin görüşlerle eleştirel bir makale yazmayı deneyin, daha ilk sözcükten itibaren işin iyi gitmediğini hissedeceksiniz. Kendiliğinden kafanızda şöyle bir düşünce doğacaktır: Gerçek şu ki, Jukovski’nin ardından Puşkin, Puşkin’in ardından Gogol ortaya çıktı, bu edebiyatçılardan her biri Rus edebiyatına yeni bir şeyler kattı, içeriğini zenginleştirdi, yönünü değiştirdi; peki Gogol’den sonra edebiyatımıza getirilen yenilik nedir? Yanıt şu olacaktır: Gogolcü eğilim, edebiyatımızda bugüne dek yegâne güçlü ve verimli eğilim olarak varlığını korudu. Eğer Gogol’ün yapıtlarındaki düşüncelerle akraba düşünceler taşımayan birkaç orta düzey, hatta iki üç tane çok iyi yapıt anımsanacak olursa, bu yapıtlar, sanatsal değerlerine karşın, okur kitlesi üzerinde hiçbir etkisi, edebiyat tarihinde hemen hemen hiçbir öneme sahip olmadan kalmışlardır. Evet, Gogol dönemi bizim edebiyatımızda hâlâ varlığını sürdürüyor, zaten Müfettiş’in ortaya çıkışının üzerinden yirmi, Dikanka Yakınlarındaki Küçük Bir Köyde Akşamlar’ın üzerinden de yirmi beş yıllık bir süre geçti, böylesi bir zaman aralığından önce iki üç eğilim birbirini izlemişti. Bugün yalnızca Gogolcü eğilimin egemenliği söz konusudur ve biz yakın bir zamanda, “Rus edebiyatında yeni bir dönem başladı” diyecek durumda olup olmayacağımızı da bilmiyoruz.

Bundan açıkça görüyoruz ki, bugün, yapıtlarıyla edebiyatımızın gelişiminde yeni bir dönemi başlatan bir yazarın adına zor alışabileceğimize dair düşüncelerle, çok eski dönemlerde yazıldığı gibi eleştirel makalelerin yazılması mümkün değildir; içeriği daha derin, biçim olarak daha özgün ve mükemmel yapıtlarla artık başka bir şey yapılıyor, bu açıdan bugünün geçmişe benzemediğini kabul etmemenin olanağı yoktur.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.