Esrarengiz Bavullar

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Tobie Lolness ve Vango serilerinin yazarı Andersen ödülü sahibi Timothée de Fombelle’den gerçek ve hayal arasında, hayal gücüne ve aşka göz kamaştırıcı bir övgü niteliğinde harika bir macera romanı.

Prens Iliån artık varlığına kimsenin inanmadığı uzak bir ülkeden geliyordu. Masallara da perilere de inanılmayan tek yere, tek çağa sürgün edilmişti. Ancak gerçek aşkı Oliå’nın onu geride bıraktığı ülkesinde beklediğinden emindi. Ne olursa olsun geri dönmenin bir yolunu bulmalıydı...

Fırtınalı bir günde dünyamıza düşen Prens Iliån kendisini 1936 yılının Paris’inde bulur. Perle ailesine katılır ve kaybettikleri oğulları Joshua Perle’in adını ödünç alarak sürgün hayatına başlar.

Tarihimizin tuzağa düşürdüğü bu esrarengiz prens, ülkesine ve aşkına giden geri dönüş yolunu bulabilecek midir?

Timothée de Fombelle, “Esrarengiz Bavullar” kitabıyla 2017 Carnegie Medal’a aday gösterilen yazarlar arasındadır.

Bütün Krallıklardan Uzak

Onun eskiden bir peri kızı olduğunu kim tahmin edebilirdi?

Kulenin penceresinden, giysilerini yırtıp ip yaparak kaçmıştı. Periler surlardan aşağı böyle mi iner? Üstünde şimdi sadece uzun beyaz bir gömlek vardı, kaçtıktan sonra, ay ışığındaki bir çamaşır ipinden çaldığı. Geceleyin kumlarda koşuyordu. Önceki gün, bütün güçlerinden vazgeçmişti. Bütün öbür kızlara benziyordu şimdi. Yaşıtı kızlardan biraz daha şaşkın, biraz daha ateşli, biraz daha güzeldi.

Kumsal geniş ve beyazdı. Üstünde, ormanların karalığı, altında, denizin dalgaları, parçalanıp dağılan köpükler. Ve her yerde bu denizin sesi, gündüzden daha aydınlık ılıklığı gecenin.

Genç kız ıslak kumlarda koşuyordu. Ayakları batmıyordu kumlara, ama her sıçrayışta, bir su çemberi ve küçük yengeçler yayılıyordu. Bitip tükenmek üzereydi genç kız. Saatin kaç olduğunu bilmiyordu, geceyarısı her şeyin sona ereceğini biliyordu sadece.

Delikanlı ölecekti.

Daha dün, menzile daha çabuk varmak için, denizin köpükleri üstünden zahmetsizce kayabilir ya da ormanların üstünden uçabilirdi.

Bir gün önce bir periydi o.

Ama bu yüzden, bir gün önce, sevdiği kişinin kaderini paylaşamıyor, onunla yaşayıp onunla ölemiyordu. Dolayısıyla bütün sihirlerden arındı. En eski masallarda bile öylesine ender rastlanan bir vazgeçişti ki bu: Perilerin perilikten feragat etmesi.

Uzaklarda, ateş-geminin ışığı parlaklığını kaybetmişti. Onu karaya bağlayan, siyah kayalardan bir dalgakıranın ucunda, kızıl kızıl görünüyordu. Bakır kaplı bu geminin içinde, öbür krallıkların gemilerini, kayalıklara çarpıp parçalansınlar diye, buraya çekmek için koca koca ağaçlar yakılıyordu. Delikanlı azap çeksin diye işte buraya getirilmişti.

Bu kumluk alandan ateş-geminin kızıl gözüne kadar olan mesafe sonsuz gibi görünüyordu.

Genç kız şimdi, nefes nefese, su boyunca koşuyordu, kumsalın eğimiyle denizden gelen sıcak rüzgâr arasındaki bir koridora hapsolmuştu. Ayakları yaralanmış, soluğu kesilmiş, tenin ıstırabını keşfediyordu, bedenin güçsüzlüğünü, onca arzu ettiği insanlık durumunu keşfediyordu. Acı çekiyordu ama hiç pişmanlık duymuyordu.

Delikanlı gibi olmak istiyordu, onunla olmak istiyordu.

Çoktan geceyarısı olmuş muydu? Nasıl öğrenmeli bunu? Genç kız bakışlarını havaya kaldırdı, saati gökyüzünden anlamaya çalıştı, perilerin o efsanevi dakikliğinden kendinde eser kalmadığını görmüştü çoktan.

Genç kız ilk kayalara vardığında, ay denize daldı, kızın çalıntı gömleğinde fosfor gibi parlayan izler bıraktı sadece. Orada, dalgakıranın ucunda, ateşin ışığı daha kuvvetli görünüyordu ona. Gemi pek uzakta değildi artık. Taşlar ayakları altında yuvarlaklaşmaya, ısınmaya başlıyordu. Genç kız kayadan kayaya atlıyordu, kara çakıl yığını üstünde sıçrayan küçük beyaz bir yelken gibiydi, ateş-geminin parlaklığının cazibesine kapılmış. Kızdan önce açıktan geçen onca yelkenli için, bu ışık bir umut olmuştu. Genç kız da hazinesini, sığınağını, yaşamını burada bulmayı umuyordu. Ama bütün o gemiler gibi, yıkım oldu bulduğu.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.