Düş Yolcusu

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

“Düş Yolcusu”, çocukluğun renkli ve sınırsız dünyasında geçen, başkalarını anlamak ve büyümek hakkında, hem küçüklerin hem de büyüklerin keyifle okuyacağı bir kitap.

Yetişkinler, Peter Fortune’ı sessiz, hatta zaman zaman zor bir çocuk olarak biliyor: Uzun uzun gökyüzünü seyreden ve adı çağrıldığında işitmeyen bir çocuk olarak. Oysa Peter’ın bu halinin nedeni, dur durak bilmeden işleyen hayal gücü. Peter hayal kurmayı o kadar çok seviyor ki, gerçeklerin nerede bitip hayallerin nerede başladığını çoğu zaman birbirine karıştırıyor. “Düş Yolcusu”nda yer alan, birbiriyle bağlantılı yedi öyküde, Peter kendini bir kedinin, bir bebeğin ve bir yetişkinin bedeninde bulup dünyaya onların gözünden bakıyor; evde bir hırsızla, okulda da bir kabadayıyla karşı karşıya gelirken hayal gücünden yardım alıyor.

PETER'LA TANIŞMA

Peter Fortune on yaşındayken, büyükler bazen onun “zor” bir çocuk olduğunu söylerdi. Peter büyüklerin ne demek istediğini hiç anlamazdı. Kendini hiç de zor biri olarak görmüyordu. Ne bahçe duvarına süt şişeleri fırlatmıştı ne de kafasına ketçap sürüp kanıyormuş gibi numara yapmıştı. Büyükannesinin bileğini kılıcıyla çizmemişti de. Üstelik böyle şeyleri bazen kafasından geçirmediği söylenemezdi. Patates dışındaki sebzeleri, balığı, yumurtayı ve peyniri saymazsak, yemeyeceği bir şey yoktu. Tanıdığı çocuklardan daha gürültücü, daha pasaklı ya da daha aptal değildi. Kolay telaffuz edilen ve kolay yazılan bir adı vardı. Soluk ve çilli yüzü kolay akılda kalırdı. Tıpkı diğer bütün çocuklar gibi her gün okula gider ve bununla ilgili çok fazla oflayıp puflamazdı. Yalnızca kız kardeşine karşı, onun kendisine davrandığı kadar kabaydı. Polis onu tutuklamak için hiçbir zaman kapısına dayanmamıştı. Beyaz önlüklü doktorlar onu tımarhaneye götürmeye çalışmamıştı. Peter’a göre kendisi oldukça anlaşılır biriydi. Onu zor biri yapan şey neydi ki?

Peter, bunun ne demek olduğunu ancak yıllar sonra, kendisi de yetişkin olunca anlayacaktı. İnsanların onu zor biri olarak tanımlamasının nedeni, çok sessiz bir çocuk olmasıydı. Bu durum insanların canını sıkıyor gibiydi. Bir diğer sorun da kendisiyle başbaşa kalmayı sevmesiydi. Kuşkusuz bu her zaman böyle değildi. Hatta her gün için de geçerli değildi. Ancak çoğu günler odasında ya da parkta çimenlere uzanıp hayallere dalıp gitmekten çok keyif alırdı. Kendi başına kalıp, düşüncelerinin akışına kapılıp gitmekten mutlu olurdu.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.