Değişen Dünyada Bir Sanatçı

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Dünyaya bir ressamın gözünden bakmak, ayrıntılarda gizlenenleri keşfetmemizi sağlar. Masuji Ono, İkinci Dünya Savaşı’nda harabeye dönmüş şehrini ve artık sonuna geldiği yaşamını betimlerken, her bir cümlesi öyküsüne yeni boyutlar katıyor.

Anıların değişken aynasında kâh büyüyüp kâh küçülen, sürekli biçim değiştiren imgesinde Japon toplumunun geçirdiği değişimi özetleyen Ono, bu süreçte üstlendiği rolü günahıyla sevabıyla paylaşırken, gelenekle yeniliğin sonsuz bir çevrim içinde birbirini doğurup yok edişini müthiş bir incelikle resmediyor.

Geçmişten kopmak için verdiği savaşın hemen ardından bizzat aşılması gereken bir engele dönüşen insan, savaşın, ölümlerin, inançların ve değişimlerin akışına, hatta kendi öyküsüne ne denli hâkimdir?

“Değişen Dünyada Bir Sanatçı”, zaman nehrine kapılıp giden ömürlerimizin muhasebesi, her insanın taşıdığı kaygılarla umutların buluştuğu o ıssız yerden hayatın karmaşasına bir bakış.

 “Karakterlerin gerçek niyetleri daima incelikle ele verildiğinden, her biri ancak biz okurlar kadar ‘esrarlıdır’. Gerilim daima had safhadadır. İşte bu yüzden, Kazuo Ishiguro yalnızca iyi bir yazar değil, aynı zamanda mükemmel bir romancıdır.”
“The New York Times”

“Ishiguro, rüzgârın estiği yöne dönmek istese de itibarını yitirmenin ağırlığını hisseden bir adamın kendini haklı çıkarma çabasını, bahanelerini ve avuntularını inandırıcı bir dille aktarıyor.” “London Review of Books”

“Bu kitabı her okuyuşumda, Ono’yu –ve dünyayı– hafifçe değişen bir ışıkta görüyorum.” “Tan Twan Eng, Independent”

Ekim 1948

Yörede hâlâ “Tereddüt Köprüsü” diye anılan küçük ahşap köprüden buraya uzanan dik patikayı güneşli bir günde tırmanırsanız, birkaç adım sonra karşınıza çıkacak iki ginkgo ağacının tepesi arasından evimin çatısını görebilirsiniz. Aslında ev tepeye bu kadar hâkim bir konumda olmasaydı bile yakındaki öbür evlerden ayırt edilebilirdi; dolayısıyla patikayı çıkarken sahibinin hangi varlıklılar sınıfına girdiğini merak edebilirsiniz.

Oysa ben varlıklı bir adam değilim, hiçbir zaman da olmadım. Evin benden önceki sahibi tarafından inşa edildiğini ve o kişinin Akira Sugimura olduğunu söylersem, yapının etkileyiciliğine bir açıklama getirebilmiş olurum belki. Bu şehirde yeni olabilirsiniz elbette; bu yüzden Akira Sugimura adı size tanıdık gelmeyebilir. Fakat savaştan önce burada yaşamış kime sorsanız, size Sugimura’nın aşağı yukarı otuz yıl boyunca şehrin en saygın ve en nüfuzlu sakinlerinden biri olduğunu söyleyecektir.

Ben bunu söyledikten sonra siz tepenin doruğuna ulaşıp sedir ağacından yapılmış zevkli giriş kapısını, avlu duvarının çevrelediği geniş alanı, zarif kiremitli çatıyı ve manzarayı daha da vurgulayan incelikle oyulmuş mahya kirişini şöyle bir süzdüğünüzde, iddia ettiğim gibi mütevazı imkânları olan bir adamsam eğer, böyle bir mülke nasıl sahip olduğumu merak edeceksiniz. Aslına bakarsanız evi yok pahasına satın aldım, belki o zamanki gerçek değerinin yarısından bile ucuza. Bu da Sugimura ailesinin benimsediği –bazılarının belki de aptalca bulabileceği– son derece ilginç bir satış yöntemi sayesinde mümkün oldu.

Neredeyse on beş yıllık bir hadise bu. Durumumun her ay daha da iyiye gittiği o günlerde, karım yeni bir ev bulmam için ısrar etmeye başlamıştı. Her zamanki öngörüsüyle mevkiimize uygun bir ev sahibi olmamızın öneminden dem vuruyordu –bencillikten değil, çocuklarımızın hayırlı kısmeti için. Ona hak veriyordum, ama çocuklarımızın en büyüğü Setsuko henüz on dört on beşinde olduğundan, çok da üstünde durmuyordum. Yine de bir yıl boyunca, ne zaman uygun bir evin satılık olduğunu duyduysam fiyatını sordum, öğrendim. Akira Sugimura öldükten bir yıl sonra evinin satılığa çıkacağını haber veren, öğrencilerimden biri olmuştu. Öyle bir evi almam söz konusu olamayacağı için bunu öğrencilerimin bana her zaman besledikleri abartılı saygıya vererek öneriyi kulak arkası ettim. Fakat yine de konuyu soruşturdum ve hiç beklemediğim bir cevap aldım.

Bir öğleden sonra, Akira Sugimura’nın kızları olduklarını söyleyen iki mağrur, kır saçlı hanım ziyaretime geldi. Öyle seçkin bir ailenin şahsi ilgisine mazhar olmaktan doğan şaşkınlığımı dile getirince, kardeşlerin büyüğü soğuk bir edayla, sırf nezaketten ötürü gelmediklerini söyledi. Son aylarda müteveffa babalarının evini epey soran çıkmış fakat aile nihayetinde, dördü hariç, başvuruların hepsini reddetmeyi kararlaştırmış. Taliplerin dördü de karakterlerinin iyiliğine ve başarı ölçülerine göre aile üyelerince özenle seçilmişler.

Kadın, “Bizim en büyük önceliğimiz,” diye sürdürdü sözünü, “babamızın yaptığı evin onun da onaylayacağı ve hak ettiğini düşüneceği birine geçmesi. Elbette şartlar bizi işin mali boyutunu hesaba katmaya zorluyor, fakat bu kesinlikle ikinci planda. Sabit bir fiyat belirlememiz bu yüzden.”

Bu sırada, hiç konuşmamış olan küçük kardeş bana bir zarf takdim etti ve açarken ikisi de beni ciddiyetle süzdüler. Zarftan mürekkep fırçasıyla zarifçe yazılmış bir rakam dışında bomboş tek bir sayfa çıktı. Hayretle fiyatı düşük bulduğumu söyleyecektim ki, hanımların yüz ifadelerinden para konusunu açmamın hoş karşılanmayacağını anladım. Büyük olanı, “Fiyatı artırmaya çalışmanızın hiçbirinize yararı olmayacaktır. Biz yalnızca orada belirtilen tutarı talep ediyoruz. İsteğimiz, bu aşamadan sonra prestij için bir açık artırma yapmak” demekle yetindi.

Açıkladığına göre, geçmişim ve referanslarım konusunda ayrıntılı bir soruşturmaya –elbette diğer üç başvuru sahibinin yanı sıra benim de– razı gelmemi Sugimura ailesi adına istemek için gelmişlerdi. En münasip alıcıyı buna göre belirleyeceklerdi.

Alışılmadık bir prosedürdü, ama bana göre bir sakıncası yoktu; evlilik görüşmeleri de sonuçta benzer şekilde yürüyordu. Hatta bu köklü ve kapalı aile tarafından uygun bir aday olarak görülmem koltuklarımı kabartmıştı. Soruşturmaya rıza verip onlara minnetimi ifade edince küçük kız kardeş ilk kez bana doğru dönerek, “Babamız kültürlü bir adamdı, Bay Ono. Sanatçılara büyük saygısı vardı. Hatta sizin çalışmalarınızı da bilirdi” dedi.

Bunu izleyen günlerde ben de kendi soruşturmamı yürüttüm ve küçük kız kardeşin sözlerinin arkasındaki gerçeği öğrendim. Akira Sugimura sahiden sanatsever biriymiş ve birçok sergiye maddi destekte bulunmuş. Bu arada kimi ilginç söylentilerle karşılaştım: Anlaşılan Sugimura ailesinin önemli bir bölümü evin satılmasına toptan karşıydı ve bu yüzden şiddetli tartışmalar yaşanmıştı. Sonuçta mali baskılar nedeniyle satış kaçınılmaz hale gelmişti ve bu süreç için şart koşulan garip prosedür, evin elden çıkarılmasına karşı koyanlarla varılan uzlaşmanın bir parçasıydı. Bazı keyfî şartların öne sürüldüğü su götürmezdi, ama kendi adıma geçmişi böylesine seçkin bir ailenin duygularını anlamaya hazırdım. Fakat karım soruşturma fikrini beğenmedi.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.