Çukurova - Yaşar Kemal Edebiyatının Temelleri

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Barry Charles Tharaud Yaşar Kemal’in beş erken dönem romanı “İnce Memed 1”, “Ortadirek”, “Yer Demir Gök Bakır”, “Ölmez Otu”, “İnce Memed 2” üzerinde odaklanıyor. Fikir aşaması 1940’ların ikinci yarısında başlayan, yayımlanması ise 1950’lerin ilk yarısından 1960’ların sonuna kadar süren bu beş roman, Tharaud’a göre Yaşar Kemal’in büyük yakınlığa sahip olduğu ve zaman zaman kıyaslandığı Homeros’un destanlarıyla yarışabilecek bir edebi zenginlik oluşturmaktadır.

Tharaud Yaşar Kemal’in eserlerinin arkasında yatan felsefeyi, edebi teknikleri, gerek Doğulu gerek Batılı geleneklerden gelen etkileri sistematik ve derinlikli bir biçimde ele alıyor.

“Yaşar Kemal’in ülkesi, her zaman bir medeniyetler kavşağı olmuş ve olmaya devam etmektedir ve Yaşar Kemal yazdığı kırktan fazla cilt oluşturan romanlarında, hikâyelerinde, röportajlarında ve etnografya yazılarında bu kültürel hazineden, hem somut olarak hem sembolik olarak istifade eder. Bu yerel kültürel gerçekler tek başına, tepeden tırnağa kendi kişisel mekânıyla dolu olan bir yazara ilgi duymamızı sağlar, fakat böyle bir kültürel arka planın zenginliklerini dünya edebiyatının büyük bir yazarının kaynağı olan sembolik bir derin kavrayışla birleştirdiğimizde, o zaman onun eserleri –günümüzün aşırı kullanılan terminolojisiyle söylersek– gerçek anlamda küresel olur. Yaşar Kemal’in eserleri, insanlığın sürekli karşı karşıya olduğu varoluşsal sorularla doludur—bizi en nihayetinde kazanılamayacak fakat yapılması gereken mücadelelere girmeye iten, insan olmanın ne anlama geldiğine dair sorular. Yaşar Kemal, en büyük kaynaklarımız olan insan imgelemi ve onu ifade eden dil gibi insani kaynaklarımızın farkına varmamızı sağlar.”

Yaşar Kemal yirminci yüzyılın ortalarından yirmi birinci yüzyılın ikinci on yılına kadar dünya edebiyatının büyük ustalarından biridir. O, Doğu ve Batı medeniyetlerinin binlerce yıllık temellerine katkıda bulunmuş olan kültürel “tortu”nun (Yaşar Kemal’in kullanmayı sevdiği bir metafor) zengin olduğu modern Türkiye’de kültürel bir güçtür. 2012’nin baharında, arkeolojik kayıtlara göre bilinen en eski yerleşim yeri Türkiye’nin güneydoğusundaki Göbekli Tepe’de keşfedildi. Ondan önce de, başka bir Türk ören yeri olan Çatalhöyük, Tevrat’ta bahsi geçen Eriha ile birlikte bilinen en eski yerleşim yeri olarak tescil edilmişti. Yaşar Kemal’in ülkesi, her zaman bir medeniyetler kavşağı olmuş ve olmaya devam etmektedir ve Yaşar Kemal yazdığı kırktan fazla cilt oluşturan romanlarında, hikâyelerinde, röportajlarında ve etnografya yazılarında bu kültürel hazineden, hem somut olarak hem sembolik olarak istifade eder. Bu yerel kültürel gerçekler tek başına, tepeden tırnağa kendi kişisel mekânıyla dolu olan bir yazara ilgi duymamızı sağlar, fakat böyle bir kültürel arka planın zenginliklerini dünya edebiyatının büyük bir yazarının kaynağı olan sembolik bir derin kavrayışla birleştirdiğimizde, o zaman onun eserleri –günümüzün aşırı kullanılan terminolojisiyle söylersek– gerçek anlamda küresel olur. Yaşar Kemal’in eserleri, insanlığın sürekli karşı karşıya olduğu varoluşsal sorularla doludur – bizi en nihayetinde kazanılamayacak fakat yapılması gereken mücadelelere girmeye iten, insan olmanın ne anlama geldiğine dair sorular. Yaşar Kemal, en büyük kaynaklarımız olan insan imgelemi ve onu ifade eden dil gibi insani kaynaklarımızın farkına varmamızı sağlar.

İnsan imgelemi Yaşar Kemal’in eserlerinde temel bir temadır. Bazen eserlerinde onu, biçemsel olarak ve öykülerinin olay örgüsü vasıtasıyla sergilerken bile, tematik olarak irdeler. Daha sonraki eserlerinde Yaşar Kemal, dünya barışı önündeki engeller ile gezegenimizin ekolojik tahribatı gibi çağdaş krizlerle doğrudan yüzleşir, fakat ben bu kitapta, Yaşar Kemal’in, insan olarak hepimizin devamlı yüz yüze olduğu soruları irdeleyerek büyük bir yazar olmasını sağlayan erken dönem eserlerine dönmek ve edebiyatının temellerini incelemek istiyorum. Fikir aşaması 1940’ların ikinci yarısında başlayan yayımlanması ise 1950’lerin ilk yarısından 1960’ların sonuna kadar süren Yaşar Kemal’in ilk beş romanına odaklandım. Bu romanlar, şunlardır: 1953-54’te "Cumhuriyet” gazetesinde dizi halinde ve 1955’te kitap halinde yayımlanan "İnce Memed” 1 (İngilizce çevirisi, Edouard Roditi, 1961); "Dağın Öte Yüzü” üçlemesinin 1960’ta yayımlanan 1. Cildi "Ortadirek” (İngilizce çevirisi, Thilda Kemal, 1961), 1963’te yayımlanan 2. Cildi "Yer Demir Gök Bakır” (İngilizce çevirisi, Thilda Kemal, 1974) ve 1968’te yayımlanan 3. Cildi "Ölmez Otu” (İngilizce çevirisi, Thilda Kemal, 1977); 1969’da yayımlanan "İnce Memed” 2 (İngilizce çevirisi, Margaret E. Platon, 1972). Bu beş roman, Yaşar Kemal’in büyük yakınlığa sahip olduğu ve zaman zaman kıyaslandığı Homeros’un destanlarıyla yarışabilecek bir edebi zenginlik oluşturur. Yaşar Kemal’in Homeros ile yakınlığı konusunu derinlemesine ve detaylı olarak aşağıda 5. ve 9. Bölümlerde ele aldım.

Yaşar Kemal kapsam, derinlik ve edebi teknik açısından Homeros ile benzerlikler taşır. Homeros gibi Yaşar Kemal de yaratıcı kariyerine okuma yazma bilmeyen bir Anadolu ozanı olarak başladı. Gerçi, Yaşar Kemal’in bölgesi –Yaşar Kemal’in edebi kariyeri boyunca zenginleştirdiği– Türk dilinin en büyük zenginliğini kazandığı Anadolu’nun farklı bir bölgesiydi. Osmanlı Devleti’nin yirminci yüzyılın başlarındaki son yıllarında İstanbul’un “resmi” kültürü ile uzun bir gelenekten gelen ve hâlâ yaşamakta olan ağıtlar, türküler, destanlar gibi Anadolu’nun sözlü gelenekleri arasında az temas vardı. Örneğin, Yaşar Kemal hatıralarında ve eserlerinde spesifik olarak on altıncı yüzyıl Anadolu ozanı Karacaoğlan ve Çukurova’da zorla iskân ettirilen göçebe Türkmen aşiretlerinin isyanının bastırılmasını anlatan on dokuzuncu yüzyıl ozanı Dadaloğlu’ndan bahseder. Bu Türkmen aşiretleri, Osmanlı askeri güçlerinin Fırka-i Islahiye denilen asayiş tümenleri tarafından 1865’te zorla iskân ettirilmiştir ve bu olaya "İnce Memed” 1 ve Yaşar Kemal’in diğer romanlarında, özellikle 1971’de yayımlanan "Binboğalar Efsanesi"nde (İngilizce çevirisi, Thilda Kemal, 1976) büyük kültürel önem atfedilmiştir. Daha önceki yüzyıllarda sofistike hale gelmiş Fars ve Arap edebiyat geleneklerini bünyesinde barındıran imparatorluk merkezi İstanbul, esas itibarıyla, Anadolu’nun yaşayan sözlü halk kültürü geleneklerinden ayrıydı. Anadolu kültürünün göreceli izolasyonu Yaşar Kemal’in çocukluğunda, 1920’lerin ikinci yarısında ve 1930’larda, Atatürk’ün dil reformlarının sonucu olarak değişmeye başladı. Bu reformlar, yeni kurulmuş Köy Enstitüleri ve Halkevleri gibi eğitim kurumları ve sosyal kurumlarla desteklenmişti ve bütün bunlar, Anadolu dilinin ve kültürünün tanınmasına imkân sağlayacak kapıları açmıştı. Yaşar Kemal’in ilk kitabı, 1943’te Adana Halkevi tarafından yayımlanan ve Toros Dağları ile Çukurova Ovası’ndan derlenen Anadolu ağıtlarının yer aldığı bir derlemeydi. Bu dil reformları ve kurumları kökleştiğinde, yirminci yüzyıl Türk edebiyatının iki büyük ismi –büyük Türk şairi Nâzım Hikmet ve büyük Türk romancısı Yaşar Kemal– Anadolu’nun zengin sözlü lehçelerinden yararlanan sofistike bir yazılı edebiyat yarattı.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.