Çeviri Neden Önemlidir?

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

“Virtüoz” İspanyolca çevirmeni, edebiyatçı, akade-misyen Edith Grossman çevirinin kültür ve düşünce tarihi içindeki yeri, önemi, sorunları ve güçlükleri üstüne bilgi ve deneyimlerini paylaşıyor bu kitapta. Yalnız çeviriyle ilgilenenlere değil, diller, düşünceler, kültürlerarası ilişkiler üzerinde yeni ufuklar edinmek isteyenlere de ışık tutuyor. Grossman “Çevirmen yazar mıdır?” sorusunu kuşku bırakmayacak bir kesinlikle yanıtlıyor: “Evet, yazardır!”

Yazınsal çevirinin süregelen önemi üzerine tutkulu ve kışkırtıcı bir durum incelemesi. - London Review of Books

Grossman ve benzerleri bizi aydınlatmaya devam ediyor. [Grossman ele aldığı konuyu] heyecanla keşfe çıkıyor ve sabırla açıklıyor. - New York Times Review

Aralarında Gabriel García Marquez, Mario Vargas Llosa, Carlos Fuentes ile Antonio Muñoz Molina’nın da olduğu Latin Amerikalı ve İspanyol çağdaş yazarların yapıtlarının İngilizce çevirmeni olarak tanınan Edith Grossman uzun yıllara yayılan başarılı çevirmenlik uğraşını 2003 yılında tamamladığı “Don Quijote” çevirisi ile taçlandırmıştır. Latin Amerika edebiyatı üzerine doktora tezi yazmış olan Grossman, bir dönem yaptığı öğretim üyeliğini kendisini tamamen edebiyat çevirisine adamak için bırakmıştır. Ancak zaman içinde üniversitelerde misafir öğretim üyesi olarak bulunup edebiyat çevirisi alanındaki deneyimlerini uygulamalı ve kuramsal bir perspektiften öğrencilerle paylaşmıştır. “Çeviri Neden Önemlidir?” adlı bu kitap Grossman’ın Yale Üniversitesi’nde edebiyat çevirisinin doğası, özellikleri, günümüzdeki konumu ve önemi, benimsediği amaçlar ve etkiler, içerdiği güçlükler ve hazlar üzerine yaptığı üç konuşmanın metninden oluşmaktadır. Grossman bu kitap için ayrıca İspanyol Altın Çağı şiirlerinin çevirilerini inceleyen bir bölüm daha yazmıştır. Bu bölümdeki şiir çevirisi tartışmaları 16. yüzyıl İspanyolcası ile modern İngilizce arasındaki farklılıklar ve aktarım sorunlarına odaklandığından ve söz konusu şiirlerin Türkçe çevirileri de bulunmadığından, bu bölümü yayınevinden gerekli izni alarak, kitabın çevirisine dahil etmedik.

Amerika Birleşik Devletleri’nde her yıl yayımlanan kitaplar arasında çeviri kitapların oranı yaklaşık % 3 iken bu oran ülkemizde % 50’yi geçmektedir. Neredeyse çeviri ile yaşayan bir toplum olmamıza rağmen hayatımızı belirleyen ve yönlendiren bu etkinlik üzerine çok fazla düşünmüyoruz. Özellikle de edebiyat çevirisi alanında aktif olarak yer alan çevirmen, editör, yayıncı ve okurların deneyimlerini düşünsel bir bağlam içinde tartıştıkları çalışmalarla pek karşılaşmıyoruz. Bu nedenle farklı ülkelerdeki çeviri gerçeklerini geniş bir yelpaze içinde ele alan Grossman’ın edebiyat çevirisi üzerine söyledikleri bizim için son derece önemlidir. Özellikle de çevirmenlerin, yayıncıların, eleştirmenlerin ve okurların çeviriye nasıl yaklaştıklarına odaklanan tartışmaların bizim çeviri dünyamızda da bu tür sorgulayıcı ve yetkin çalışmalara esin kaynağı olmasını ümit ediyoruz.

Ayşe Ece
Şubat 2016

Bu makalelere bir giriş yazarken öncelikle eğitim hayatımla ve dolaylı yoldan olsa da beni çevirmenlik mesleğini yapmaya yönelten koşullarla ilgili içinde rastlantının da payı olan birkaç önemli anımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Gençliğimde, daha lisede öğrenciyken, yazılı metin çevirmeni olmayı amaçlamıyordum. Birkaç dil öğrenmeyi istediğimi, sözlü çevirmen olmanın da zaman zaman aklımdan geçtiğini anımsıyorum. (Bu iki meslek arasındaki farkların ne olduğunu tam olarak bilmiyordum, ancak sözlü çevirmenlik bana daha heyecan verici bir meslek gibi görünüyordu, ne de olsa sık sık çıkılan yolculuklar, egzotik yerler, önemli olaylar ve Birleşmiş Milletler’deki tüm dünyayı sarsacak konferanslarla ilişkiliydi.) Pennsylvania Üniversitesi’nde öğrenciyken birden yön değiştirdim ve gelecekte edebiyat eleştirmeni ile yine bu alanda bir akademisyen olmayı istediğime karar verdim. Ancak öğrencilik dönemimde basit görünen şiirlerin çevirisinin de kolay yapılacağına ilişkin o yanlış varsayıma kapılıp Juan Ramón Jiménez ile doğru anımsıyorsam Gustavo Adolfo Bécquer’in birkaç şiirini üniversitenin edebiyat dergisinde yayımlanmak üzere İngilizceye çevirdim. Bu arada akademik kariyer için gerekli olan çalışmalara başlamış, lisansüstü programlara yazılmıştım. Konu olarak kendime Ortaçağ ve barok dönemlerin İber Yarımadası şiirini seçmiştim, önce Galiçyaca-Portekizce yazılmış aşk temalı lirik şiirlere, sonra da Francisco de Quevedo’nun sonelerine odaklanmıştım. Pablo Neruda’nın ve hemen arkasından César Vallejo’nun şiirleriyle tanıştıktan sonra ise konumu değiştirdim, artık çağdaş Latin Amerika şiiri üzerine çalışmayı istiyordum. (Aslında bu soluk kesici şiirleri öğrencilik yıllarımda geç sayılabilecek bir dönemde keşfettim. Latin Amerika edebiyatında Meksika Devrimi’nden sonra yazılmış herhangi bir kitabı ülkenin öteki ucundaki Berkeley’ye gitmeden önce okuduğumu anımsamıyorum.) Özellikle Neruda’nın Residencia en la tierra (Yeryüzünde Konaklama) adlı kitabındaki şiirlerinden öylesine etkilendim ki meslek seçimimde farklı bir yön benimsemem gerektiğine karar verdim ve böylece hayatımın akışı tamamen değişti. Bu kitap sayesinde sanki hayatımda ilk kez şiirin günümüz dünyasında ne tür olanaklara sahip olabileceğini görmüştüm. Aslında bu kitap her şeyden önce Latin Amerika edebiyatının dünya edebiyatları arasındaki merkezi konumunu gözler önüne seriyor ve bu edebiyatın etkileme gücünün yaratılıp yaygınlaştırılmasında çevirinin oynadığı önemli rolü gösteriyordu. Ders vermeye lisansüstü eğitimim sırasında başladım, yeniden doğu yakasına yerleşip New York Üniversitesi’ne kaydolduğumda artık tam zamanlı olarak ders veriyordum. Bu dönemde çeviri üzerine değil de daha çok yazmayı planladığım tezim üzerine düşünüyordum. Günün birinde (eskiden Center for Inter-American Relations [Amerika Kıtası Ülkeleri Merkezi], şimdi ise American Society[Amerika Topluluğu] olarak bilinen kuruluşun yayın organı olan) Review adlı derginin editörlüğünü yapan arkadaşım Ronald Christ benden Borges’ten önceki kuşaktan olan Arjantinli yazar Macedonio Fernández’in bir öyküsünü çevirmemi istedi. Ona çevirmen değil, eleştirmen olduğumu söyledim. Arkadaşım da sözlerimde haklı olduğumu, ama bu öykünün iyi bir çevirisini yapabileceğimi düşündüğünü söyledi. Öykünün sıra dışılığıyla ünlü yazarına ve çeviri sürecinin doğasına duyduğum meraktan çeviriyi yapmaya karar verdim. Çeviriye başladıktan sonra çeviri yapmaktan düşündüğümden çok daha fazla keyif aldığımı ve üstelik bu keyifli işin evde de yapılabildiğini keşfettim. O dönemde evde yapılabilen bir iş bana çok çekici gelmişti, çevirmenliğin bu yönünü hâlâ çok sevdiğimi söyleyebilirim.

Macedonio’dan yaptığım “The Surgery of Psychic Removal” adlı öykü çevirisi Review’da 1973 yılında yayımlandı. O tarihten itibaren uzun bir dönem şiir ve düzyazı çevirisini düzenli sayılabilecek aralıklarla ikinci işim olarak yaptım, asıl işim olan üniversitedeki öğretim üyeliğine de devam ettim. 1990 yılında ise tüm zamanımı çeviri yapmaya ayırabilmek için ders vermeyi bırakmaya karar verdim. Daha sonra birçok kez misafir öğretim üyesi olarak ders verdim. Ders vermediğim dönemlerde sınıfta olup öğrencilerle konuşmayı özlüyorum ama ana odak noktam ve meslek önceliğim uzun yıllardır yalnızca çeviri oldu. Bu alanda çok da şanslı biri olduğumu söyleyebilirim; çünkü İngilizceye kazandırdığım yapıtların her birini tek tek beğendim, çoğunu çok sevdim ve çok uzun yıllardır çeviri yapıyor olmama rağmen çevirinin çözülmesi güç bilmeceler ve sorunlarla dolu, ilginç ve gizemli bir uğraş olduğuna da hâlâ içtenlikle inanıyorum.

Çeviri neden önemlidir? Bu sorunun yanıtı o kadar geniş, karmaşık bir alanı kapsıyor ve benim kalbimde öylesine özel bir yeri kaplıyor ki bu konudaki yaklaşımımı sunmak için örtük anlamlar içeren bu soruya yeni bir soruyla karşılık vererek sorgulamaya dayalı öğretim yöntemini kullanmaya karar verdim. Bu geleneksel ve belki de yüzyıllar öncesinden günümüze geldiği için kadim olarak nitelenebilecek yöntem, bir konunun çözülemeyecek derecede karmaşık olduğunu gösterir ve her eğitmenin bildiği gibi en azından ufak da olsa bir tutarlılık pırıltısı taşıyan, kabul edilebilir bir yanıtı bulana dek soruyu yönelten kişiyi bir süre oyalamanın hatta onun zihnini karıştırmanın da etkili bir yoludur. Bu geleneksel taktiği ben şöyle kullandım: Sorgulamanın odak noktasını değiştirdim ve çevirinin neden önemli olduğu sorusunun yanında, gerçekten önemli olup olmadığı ve eğer önemliyse kimlerin bu durumun farkında olduğu sorularını da yönelterek çıkış noktasındaki soruyu parçalara ayırdım. Elde ettiğimiz yanıtlar kuşkusuz soruların soruluş biçimlerine göre farklılık gösterirler: Örneğin; çeviri etkinliği çevirmenler, yazarlar ve okurlar için neden önemlidir? Yayıncıların çoğu ve kitap eleştirmenleri için ise çeviri neden önemsizdir? Çevirinin farklı dillerdeki edebiyat gelenekleriyle nasıl bir ilişkisi vardır? Dünyadaki uygar hayata katkısı nedir? Bu farklı sorulara yanıtlar oluşturma çabası içinde öncelikle edebiyat çevirisini kuşatan kimi çetrefilli, sürekliliği olan ve hiçbir zaman yanıtlanamayacakmış gibi duran soruları ele alacağım. Klişeleşmiş bir soruyla başlayacağım: Edebiyat çevirisi mümkün müdür? Sonra edebiyat çevirisinin gerçekte ne yaptığı ve edebiyat evreninde nasıl bir yer kaplaması gerektiği sorularına geçeceğim.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.