Babalar, Analar ve Oğullar / Cevdet Bey ve Oğulları - Sessiz Ev - Kırmızı Saçlı Kadın

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Orhan Pamuk Külliyatının ilk cildi Delta’da

Edebiyatın klasik ve şimdiden klasikleşmiş adlarının külliyatlarını okurla tek ya da birkaç ciltte buluşturan Yapı Kredi Yayınları’nın Delta dizisi Orhan Pamuk külliyatının ilk cildiyle okur önünde. Turgenyev’in edebiyatta kuşaklararası ilişkileri işleyişe yepyeni bir boyut kazandıran romanı Babalar ve Oğulları adıyla da selamlayan Babalar, Analar ve Oğullar cildinde Pamuk’un aile ve kuşaklararası ilişkiler konularını Türkiye tarihi ile iç içe ele alan ilk iki romanı Cevdet Bey ve Oğulları ve Sessiz Ev’in yanı sıra konunun bir ilk aşk deneyimi çerçevesinde Batı-Doğu kültür tarihlerinin psikolojik kuyularına dek inen ve satış rekorları kıran son romanı Kırmızı Saçlı Kadın da yer alıyor.

Ayrıca Babalar, Analar ve Oğullar cildi hem yeni hem de Pamuk romanlarını yeniden okuyacak meraklı okurları için tüm romanların Dizin maddeleriyle farklı bir okuma deneyimi ve kolaylık sağlamanın yanı sıra, ilk iki romanın sonunda Pamuk’la yapılmış söyleşilerden daha önceki kitaplarında yer alan seçilmiş bölümlere de yer veriyor. Cildin bu açıdan okur için en önemli kazanımıysa, Pamuk’un kendisine Kırmızı Saçlı Kadın çerçevesinde basında en çok sorulan sorulara verdiği cevaplara ekledikleriyle oluşturduğu kapsamlı Sonsöz-söyleşi…

Cevdet Bey ve Oğulları
Cevdet Bey dışarı çıktı. Kapının önündeki sandalyelerden birine, doktoru bekleyen öteki hastaların yanına oturacaktı, caydı. Eczanenin içinde aşağı yukarı yürüdü. Sonra, bir kenara çekilip sinirli sinirli sigara içmeye başladı. Tezgâhın arkasında eczacı, elindeki bir kâğıda bakarak bazı tozları birbirine karıştırıyor, çırağı da küçük bir terazide bir şeyler tartıyordu. Eczacı karıştırdığı tozları bir şişeye koyarak şapkalı bir adama verdi. Bu sırada içeri iri yarı, göbekli ve neşeli bir adam girdi ve şampanya sordu. Eczacı onu tanıyarak gülümsedi, şişelerin durduğu köşeyi gösterdi. Şampanya şişelerinden bir kule yapılmıştı. Bu kulenin yanında da maden suyu şişelerinden yapılmış bir kule daha vardı. Şişman adam bu şişelerin etiketlerini zamanı ve parası olan insanların rahatlığıyla okuyor, seçiyordu: Evian, Vittel, Vichy, Apollinaris. Cevdet Bey birden, ta Fransa’dan gelen bu suları, sonra içkileri, bir masanın üzerinde duran Tobler çikolatalarını, bugün sis yüzünden dükkânına geciken Eskinazi’nin de yediğini düşündü. “Sonra, o konaklarda yaşayan paşalar da bunlardan atıştırıyor! Ben ne yapıyorum? Ben çalışıyorum, evleneceğim. Ağbim hasta, ama öleceği yok, turp gibi. Ermeni kadın. Benim ticaretten sevmeye vaktim kalmadı. Beklemek ne sıkıcı! O camın üzerinde ne yazıyor? Tersinden de okuyabilirim: Müstahzarat-ı Tıbbiye-i Ecnebiye... Öteki de Tıbbiye-i Osmaniye.” Tombul ve güleç adam şişeleri seçti, ayırdı, uşağını yollayarak aldırtacağını söyledi. “Evine gidip onları içecek. Hep birlikte yiyecekler, içecekler, gülüşecekler... Ben de evlendikten sonra... Ethem-Pertev Kuvvet Şurubu, Krem Pertev... Hâlâ bitmedi mi bu doktorun işi? Kapı açılınca hemen içeri gireyim de... Atkinson Kolonyaları... Katran Hakkı Ekrem öksürük şurubu. Hünyadi Yanoş Müshilleri... Bir kere küçükken ishal olmuştum da, ölüyorum sanmıştım. Kimse de öleceğimi düşünmemişti. Ya ölseydim! Hayır! işte kapı açıldı!”
Cevdet Bey kadınla çocuğuna çarparak bir hamlede içeri girdi. Söylediklerine inanmadan, “Hasta kötü. Lütfen acele edin, ölebilir!” dedi.

Sessiz Ev
Merdivenleri birer birer indiğini duyuyorum. Bu saatlere ka­dar sokaklarda ne yapıyor acaba? Düşünme Fatma, iğrenirsin. Ama gene de merak ederim. Kapıları iyi kapadı mı acaba sin­si cüce? Umurunda değildir ki! Hemen yatağına yatacak ve hizmetçinin soyundan geldiğini kanıtlamak için bütün gece horul horul uyuyacak. Dertsiz, tasasız uşak uykusuyla uyu bakalım cüce, uyu da bana kalsın gece. Ben uyuyamam. Uyu­yacağımı ve unutacağımı düşünürüm, ama yalnızca beklerim uykuyu, bekledikçe boşuna beklediğimi anlar beklerim.
Bu senin uykun kimyasal bir olaydır, derdi Selâhattin, her şey gibi uyku da anlaşılabilir bir olaydır Fatma, bir gün suyun formülünün aş iki o olduğunu buluverdikleri gibi uykunun formülünü de buluverecekler. Tabii bizim hımbıllar değil, gene ne yazık ki Avrupalılar bulacak bunu ve o zaman kimse yorgunluğunu alsın diye bu gülünç pijamaları giyip, gereksiz çarşaflar ve senin çiçekli gülünç ve aptal yorganlarının ara­sına girip boş yere sabahı beklemeyecek. O zaman bir küçük şişeden bir bardak suya her akşam üç damla damlatıp içmek bizi deliksiz bir uykudan sabah yeni uyanıvermişiz gibi dip­diri ve taptaze yapmaya yetiverecek. O zaman bize kalan o uykusuz saatlerde neler neler yapabileceğimizi düşünebiliyor musun Fatma, düşünebiliyor musun o uykusuz saatleri?
Düşünmeme gerek yok Selâhattin, biliyorum: Tavana ba­karım, düşüncelerden biri beni alıp da götürsün diye tavana bakar bakar ben beklerim, ama uyku gelmez.

Kırmızı Saçlı Kadın
Aslında yazar olmak istiyordum. Ama anlatacağım olaylardan sonra jeoloji mühendisi ve müteahhit oldum. Okuyucularım, hikâyemi anlatmaya başladım diye olayların sona erip arkada kaldığını da sanmasınlar. Hatırladıkça olayların içine daha çok giriyorum. Bu yüzden sizlerin de peşim sıra baba ve oğul olmanın sırlarına sürükleneceğinizi hissediyorum. 1985’te Beşiktaş’ın arkalarında, Ihlamur Kasrı’na yakın bir apartman dairesinde yaşıyorduk. Babamın Hayat adlı küçük bir eczanesi vardı. Eczane haftada bir sabaha kadar açık kalır, babam nöbet tutardı. Nöbetçi olduğu gecelerde babamın akşam yemeğini ben götürürdüm. Uzun boylu, ince, yakışıklı babam kasanın yanında yemeğini yerken ilaç kokusunu koklayarak dükkânda durmayı severdim. Otuz yıl sonra bugün, kırk beş yaşımda ahşap dolaplı eski eczanelerin kokusundan hâlâ hoşlanıyorum. Hayat Eczanesi’nin çok müşterisi yoktu. Babam nöbetçi olduğu gecelerde o zamanlar moda olan taşınabilir küçük bir televizyona bakarak vakit öldürürdü. Bazan da babamı, ziyarete gelen arkadaş- larıyla alçak sesle konuşurken görürdüm. Siyasi arkadaşları, beni görünce konuşmayı bırakır, benim, tıpkı babam gibi yakışıklı ve sevimli olduğumu söyler, sorular sorarlardı: Kaçıncı sınıfa gidiyordum, okulu seviyor muydum, ileride ne olacaktım? Siyasi arkadaşlarının yanında babamın huzursuz olduğunu gördüğüm için dükkânda fazla kalmaz, boş sefertasını alır, soluk sokak lambalarının ve çınar ağaçlarının altından yürüyerek eve dönerdim. Evde anneme, babamın siyasete meraklı arkadaşlarından birinin dükkânda olduğunu söylemezdim. Çünkü annem, babamın başının yeniden belaya gireceğini ya da durup dururken gene bizi bırakıp gideceğini düşünerek endişelenir, babama ve arkadaşlarına sinirlenirdi. Ama babamla annemin aralarındaki sessiz kavgaların tek nedeninin siyaset olmadığını da fark ederdim. Bazan uzun süreler küsüşürler, aralarında neredeyse hiç konuşmazlardı. Belki de birbirlerini sevmiyorlardı. Babamın başka kadınları, pek çok başka kadının da onu sevdiğini seziyordum. Bazan annem başka bir kadın olduğunu benim anlayacağım bir şekilde konuşurdu. Annemle 10 babamın kavgaları beni çok hüzünlendirdiği için onları düşünmeyi, hatırlamayı kendime yasaklamıştım.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.