Ayışığında Şamata

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Ayışığında “Çalışkur” adlı öyküsünden Haldun Taner’in oyunlaştırdığı ve ilk kez 1977’de sahnelenen Ayışığında Şamata, yazarın deyişiyle, “yazarın koşullanmaları ile seyircinin bambaşka koşullanmaları arasındaki zıtlığı bir fars havası” içinde yansıtır.

Ayşegül Yüksel’in bu oyunla ilgili değerlendirmesi şöyledir:
“Taner, “Ayışığında Şamata” ile, “Lütfen Dokunmayın”dan bu yana sürdürdüğü toplumdaki yanlış koşullandırmaları irdeleme ve doğru olarak algılanması gereken gerçekleri maskeleyen “yalan” balonlarını delme eyleminin bir başka çarpıcı örneğini vermektedir.

“Ayışığında Şamata”, Taner’in tüm oyunlarının temel çıkış noktasını oluşturan tersinleme yaklaşımının tam verimle değerlendirildiği, oyunculara, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’nda olduğu gibi büyük olanaklar tanıyan, güldürücü ve düşündürücü bir oyundur.”

“Ayışığında Şamata” ilk kez 1977’de İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları tarafından, Zihni Küçümen’in sahne düzeni, Mehmet Abut’un müziğiyle sahnelendi. Oyun, yazarın ünlü “Ayışığında “Çalışkur”” öyküsünün doğrudan bir uyarlamasıdır; öykünün çarpıcı özellikleri sahnede daha da çarpıcı boyutlar kazanmıştır. Yine bir Anlatıcı tarafından sunulan oyun, Moda’daki görkemli Çalışkur Apartmanı’nın kişilerinin birinin doğum gününün kutlandığı, ayışığına boğulmuş bir gecede apartmanda ve çevrede olan bitenleri iki perdede iki kez yineleyerek, iki ayrı bakış açısından dile getirir.

Oyunda iki kez anlatılan öykünün, iki ayrı perdede yansıyan karşıt bakış açıları doğrultusunda değişim gösteren belli başlı oyun kişileri şunlardır: Mahallenin bekçileri Recep ile Zülfikar; apartmanın kapıcısının karısı Saime; apartmanın sahibi, ünlü işadamı Cemil Çalışkur, eşi Suzan ve doğum gününü kutlayan kızları Beyhan; üç üniversiteli genç, Ömer, Özer, Özcan; komşu Pop İsmet ve baldızı Sevim; yaşlı Hicabi Bey; Dr. Epkem; aile dostlarından Jale ile eşi Hidayet; Amerika’ya yerleşmiş bir karı-koca, Aygen ve Erol; Çalışkurlar’ın akrabası bir genç, Müntekim (Müştak); apartman yöneticisi Paşa; yürüyüş yapan işçiler; sokakta apartmanın girişine yakın bir yerde oturup söyleşen işçi kökenli iki yavuklu: Melahat ve Nuri...

“Ayışığında Şamata”, yine yanlış koşullandırmalar üstüne yazılmış bir oyundur. Bu kez, Taner’in deyişiyle, “yazarın koşullanmaları ile seyircinin bambaşka koşullanmaları arasındaki zıtlığı bir fars havası”2 içinde yansıtır.

Oyunun ilk perdesinde oyun kişileri yazarın bakış açısından verilir. Eleştirel gerçekçi bir yaklaşımla sunulan olaylar dizisi içinde bekçi Zülfikar, kapıcının karısı Saime’yle düşüp kalkar. Cemil para yapma yolunda her fırsatı değerlendiren kurnaz bir işadamı, karısı Suzan boş kafalı bir süs bebeği, kızı Beyhan şımarık, düşünceleri ve davranışları tutarsız bir genç kızdır. Pop ismet kaçak mal satan bir butiğin sahibidir; aynı zamanda metresi olan baldızı Sevim durmadan yurtdışına çıkarak İsmet’in butiğine kaçak mal yetiştirir. Özer, Özcan ve Ömer, cinsellikten başka bir şey düşünmeyen, ağzı bozuk, günlerini boşa geçiren, tuzu kuru üç delikanlıdır. Hicabi, dürbünle komşularını gözetleyen yaşı geçmiş, işi bitmiş bir gülünç erkek artığı, Müntekim dinsel tutucu, dar kafalı bir gençtir. Dr. Epkem “sosyete”nin önde gelen “kürtaj” uzmanı; Paşa, “di-sip-lin” yoluyla her sorunun üstesinden gelinebileceğine inanan bir kişidir. Erol ile Aygen ise Amerika’da geçirdikleri yıllar içinde kimlik değişikliğine uğramış, toplumlarına yabancı düşmüş bir gülünç karı-kocadır. Melahat ve Nuri yakında evlenmeyi düşleyen, parasal sorunlarını çözmeye çalışan işçi sınıfından iki gençtir; Çalışkur Apartmanı’nın önünde Ada vapurunun gelmesini beklerken hem söyleşir, hem sevişirler.

Toplumun varsıl kesiminden insanların yaşadığı bu çevrede, bireysel çıkarcılığın, kadın-erkek ilişkilerinde yozluğun, şımarıklığın, ikiyüzlülüğün, umursamazlığın egemen olduğu yaşama, duyma, düşünme biçimleri sergilenir. Kişiler arasındaki konuşmalar ve ilişkiler toplumun ve insanın gülünç, çirkin, acı verici gerçeklerini gösterir. Gece yürüyüş yapan işçilerin “işadamı” Cemil’in apartmanının önünde gösteri yapmasıyla işçi kesiminin, oyunda anlatılan kesime olan tutumu da somut olarak dile getirilir. Öykü, kapıcının karısı Saime’yle –görev saatinde– sevişerek dışarı çıkan bekçi Zülfikar’ın ve öteki bekçi Recep’in, duvar dibinde oturmakta olan Nuri’yi ve Melahat’i yakalamalarıyla sürer. Daha önce işçiler gösteri yaparken, korkudan şaşkına dönen apartman kişileri, bu kez aslan kesilirler ve Nuri’yle Melahat, kendi benzer davranışlarını unutan bu kişilerin çoğunun öfkeli desteği ile karakola götürülür. Melahat ve Nuri, iki yoksul yabancı oldukları için suçludurlar. Onların suçlanmasıyla, bekçisinden apartman sahibine, bu zengin çevrenin tüm ayrıcalıklı kişileri temize çıkmıştır sanki.

Şakacı bir yaklaşımla da olsa, yoğun bir düzen eleştirisi içeren birinci perdenin sonunda oyuncular alkışa çıkarlar. Ancak, çeşitli kesimlerden seyirciler oyuna çeşitli tepkiler getirirler; oyun çok açık saçıktır; törelere aykırıdır, çirkin olaylara yer vermektedir, “anarşi” öğeleri içermektedir, mantığa ve gerçeklere aykırıdır ve bütünüyle yanlış bir oyundur.

Oyunun ikinci perdesi, birinci perdede yer alan kişi ve olayların bu eleştiriler göz önüne alınarak ve çeşitli seyircilerin yazarınkinin tam karşıtı olan bakış açıları bir araya getirilerek biçimlendirilir. Bu kez para canlısı işadamı Cemil, yurtsever, özverili bir “patron”, eşi Suzan olgun, düşünceli bir eş, Beyhan tutarlı bir genç kızdır. Özer, Özcan ve Ömer, banttan profesörlerinin anlattığı dersi bıkıp usanmadan dinleyen fizik tutkunu genç adamlar; Pop İsmet’in baldızı Sevim “gönüllü hastabakıcı” olan sıkma baş bir genç kızdır. “Röntgenci” Hicabi, astronomi tutkunu saygıdeğer bir yaşlı kişiye; “kürtajcı” Epkem, Türkiye’nin ancak nüfus artışı ile kalkınacağına inanan, saygın doğum doktoru Epkem Cangetir’e dönüşmüştür. Dinsel tutucu Müntekim, ikinci perdede yerini hoşgörülü bir ailede yetişmiş, ileri düşünceli Müştak’a bırakır. Erol ile Aygen ise yirmi yıldır Amerika’da olmalarına karşın toplumlarındaki gelişimi yakından izleyen, Türkçeyi kusursuz biçimde konuşmalarıyla herkesi şaşırtan, yurt özlemiyle yanıp tutuşan, Amerika’ya yerleştikleri için yerinen iki sevilesi insandır. Birinci perdenin “di-sip-lin” tutkunu, apartman yöneticisi Paşa ise, şimdi sorunların çözümünü “di-ya-log”da arayan, hoşgörülü bir kişidir. Kapıcının karısı Saime, ağızlıkla sigara içen soylu bir “hanımefendi”; Zülfikar, görevini aksatmayan, nazik, özverili bir bekçidir; Saime ile arasındaki ilişki son derece saygılıdır. Cemil’in işçileri ise o gece, onlara “babalık” yapan patronlarının kızlarının doğum gününü kutlamak için gelirler; böylece Çalışkur ailesinin ve yakın çevrelerinin yaşama biçiminin “halk” tarafından da onaylandığı belirginleşir. Oyunun iki yabancısından Melahat, ablası “randevuevi”nde çalışan bir yosma, Nuri ise bıçkın bir “sabıkalıdır” bu kez. Onları “uygunsuz” durumda yakalayan, “kahraman” bekçi Zülfikar, Nuri tarafından bıçaklanır.

Oyunun ikinci perdede anlatılan öyküsünü tamamlayan sondeyişte ise olaylar, “melodram” türünün gerektirdiği, orta sınıf törelerine uygun tüm duygu ve düşünceleri doğrultusunda “mutlu son”a ulaştırılır:
Koro:
Hasılı ey seyirciyi kiram, fenalık her zaman cezasını görür.
İyilik, önünde sonunda mutlaka mükâfat bulur.

Böylece” Ayışığında Şamata”nın ilk perdesinde, tüm sorunların çözümsüz kaldığı “istenmeyen gerçekler”, ikinci perdesinde ise seyircinin yürekten benimsediği “yalanlar” sergilenir.

Taner, “Ayışığında Şamata” ile, “Lütfen Dokunmayın”dan bu yana sürdürdüğü toplumdaki yanlış koşullandırmaları irdeleme ve doğru olarak algılanması gereken gerçekleri maskeleyen “yalan” balonlarını delme eyleminin bir başka çarpıcı örneğini vermektedir.

Sahne gereçlerinin (ay) ve müziğin (Beethoven’in “Ayışığı Sonatı” üstüne çeşitlemeler) oyunu sürekli olarak yorumladığı, teknisyenle Anlatan’ın bir olup yer yer oyunun dışına çıktıkları, seyircinin sahnedeki olayı değiştirme yolunda eyleme giriştiği “Ayışığında Şamata”, Taner tiyatrosunun, “açık biçim” olanaklarını en uç düzeyde değerlendiren ürünlerinden biridir.

Oyunun iletisini, birinci ve ikinci perdede yer alan kişiler ve onların başlarına gelenler değil, aynı kişilerin ve olayların birbirine karşıt olarak biçimlendirildiği iki perde arasındaki çelişki oluşturmaktadır. Taner, oyunun ikinci perdesini, yaşamı ve toplumu, orta sınıf değerlerini hep geçerli kılan “pembe gözlükler” arkasından izlemeye alıştırılmış seyircinin seçimleri doğrultusunda yeniden yazarken, kişiler ve olaylar bağlamında ilk perdeyle oluşan karşıtlığın doğal güldürücülüğünü, özellikle dil kullanımında yaptığı değişikliklerle destekleyerek, çeşitli ilişkileri ve durumları abartma yoluyla gülünçleştirerek, ikinci perdenin baştan sona “mantıksız” ve “gerçek dışı” görünmesini sağlamıştır.

“Ayışığında Şamata”, Taner’in tüm oyunlarının temel çıkış noktasını oluşturan tersinleme yaklaşımının tam verimle değerlendirildiği, oyunculara, “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı”nda olduğu gibi büyük olanaklar tanıyan, güldürücü ve düşündürücü bir oyundur.

Ayşegül Yüksel

Açılış Sahnesi

(Ayışığı sonatı belirli yerlerde verilecektir.)

(Sahne yarı karanlık, teknisyenler dekorları yerleştirmektedirler. Anlatan son aksesuar kontrolü yapar. Sahne sekiz ayrı lokaliteye bölünmüştür. Önde 3, orta planda 2, onun arkasında 2, en geride 1 yükselti. Oyuncular kulisten ikişer üçer kişilik gruplar halinde gelirler. Aralarında konuşmaktadırlar. Kimisinin dekoru, kimisinin oyun için giysisi elindedir. Bir prova havası laubaliliğindedirler. Aralarındaki gürültü, bir konuşma gürültüsüdür; fakat kelimeler pek anlaşılmaz. Kenarda bir piyano durmaktadır. Oyunculardan biri bunun yanına yaklaşır, tek parmakla bildiği bir melodiyi, Zühtü’nün melodisini çıkarmaya çalışır, çıkarır da. Bir arkadaşı güler, biraz sonra, çalan fosnot yapar, sonra bırakır, yerine gider. Kişiler yerlerine yerleştikten sonra, sahnelerinin tipik bir pozunu alır ve donarlar. Her biri yerlerine yerleşip bu donmayı yapınca, arkadan beyaz bir ışık belirir. Böylece sekiz lokaliteye yerleşmiş oyuncular, çeşitli pozlarda donmuş olarak siluet şeklinde görünürler. Oyun boyunca oyuncular, bu sahne üzerinde bu lokalitelerde duracaklardır. Aktif olarak kendileri hareket ediyor veya konuşuyorlarsa beyaz ışık altında görüleceklerdir ama kendilerinden söz edilen figürler yine bu konuşma sırasında kendi lokalitelerinde yeşil ışık altında görüleceklerdir fakat konuşmayacaklardır. Hareket edebilirler. Rejisör bu konuda daha ayrıntılı bilgi verecektir. Anlatan orta yere geçip siluetin genel görünümünü gözden geçirir. Oyuncular, kostümlerini tam giymiş olarak yerlerinde donmuş bulunmaktadırlar. Anlatan söze başlar.)

ANLATAN: Şu işe bak, ayı unuttuk. Hem Ayışığında Şamata’yı oynuyoruz hem ay yerinde değil.
(Arka planda teknisyenin seslendiği duyulur.)

TEKNİSYEN: Ayın repliğini senden alacaktım ya, ağabey. Provada değiştirmedik mi? “Maltepe sırtlarından doğuverdi.” Replik bu.

ANLATAN: Tamam. Tamam. Kafa mı bıraktınız bende! (Anlatan önünü ilikler. Ön sahnenin ortasına gelir. Nokta ışık onun bulunduğu yerin soluna inmiştir. Meydancıyı arar, sağına geçer, sonra ortada durur. Anlatan bozulmuştur. Boğazını temizler. Seyircilere hitap eder.) Hoş geldiniz sayın seyircilerimiz. Sizlere bu akşam Haldun Taner’in Ayışığında Şamata adlı oyununu sunmakla gurur duyarız. Efendim Çalışkur, altı katlı, lüks bir apartmandır. Şimdi onun sakinlerini tanıtacağız.

(Anlatan, ışıkçıya, efektçiye seslenir.) Efekt: Yaz gecesi sesleri.

(Efekt olarak ağustosböceği sesleri. Denizde giden bir takanın motoru ve uzaktan yankılanan tek tük sesler duyulur.)

(Anlatıya başladığını belli eder bir tonda) Ay, iri ve toparlak, Maltepe sırtlarından doğuverdi. (Bu replik üzerine arka dekorda ay yaylı bir oyuncak gibi sol köşede belirip bir kavis çizip sağ köşede bir yerde durur. Bu mekanik bir hızda ve komik efekt bırakacak şekilde olmalıdır.)

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.