Ay ile Yıldız Ayrı Düşünce - Juan Rulfo edebiyatı üstüne bir okuma

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Juan Rulfo edebiyatı üstüne bir okuma “Ay ile Yıldız Ayrı Düşünce”

Juan Rulfo, “Pedro Páramo” adlı romanı ve “Ova Alev Alev / Kızgın Ova” adlı öykü kitabıyla dünya edebiyatında yer etmiş, Türk okurunun da uzun süredir yakından tanıyıp sevdiği etkileyici bir yazar.

Ahmet Hamdi Tanpınar, Walter Benjamin, Sâdık Hidayet üstüne denemeler yazan Oğuz Demiralp Meksika’da bulunduğu sırada bu kez Juan Rulfo’nun eşsiz dünyasını keşfe çıktı, edebiyatının gizlerini okumaya çalıştı.

Bir 20. yüzyıl klasiği sayılabilecek “Pedro Páramo” Oğuz Demiralp’in yorumlarıyla okunduğunda günümüz Türkiye’siyle kesişen noktalar iyice açığa çıkıyor. Bu bakımdan, “Ay ile Yıldız Ayrı Düşünce” için, Meksika-Türkiye sınırında gezinen son derece güncel, bir ölçüde “siyasal ve yazınsal” bir kitap da denilebilir.

Reisi Bitiren Yeis

Meksika’ya gideceğimi söyleyince roman sever arkadaşım “Juan Rulfo’nun ülkesine gidiyorsun. Büyük yazar. Hele Pedro Páramo yok mu!” dedi. Hiç işitmemiştim. Bozuntuya vermedim. Ertesi gün Rulfo’yu aramaya çıktım. İlk kitapçıda buldum Pedro Páramo’nun Süleyman Doğru çevirisini. Bununla kalmadım. Celal Üster ve Tomris Uyar’ın 1960’ların sonunda Juan Rulfo çevirdiklerini bulguladım. Ben daha yeni ayrımına varıyordum. “Bir de yazın bilir geçinirsin” diye lâfı sokuşturuverdi Mustafa Kesret. Çaktırmadım ama ondan çok kendime sinirlendim. Birden, belleğimin derinliklerinden yazın meleği Bilge’nin sesi yükseldi: “Neleri okumadığımı söylesem, şaşarsın!” Biraz yatıştım. Okur vicdanımı sözde rahatlattım. Hiç değilse kafamı Pedro Páramo’yu okuyabilecek hale getirdim. Gel gör ki, yolculuk telaşı yüzünden ilk okumam pek üstünkörü oldu. Sonra neler oldu neler! Aylar geçti kitabı yeniden elime alıncaya kadar. Dikkatlice okumaya çalıştım. Kitabı aslıyla neredeyse satır satır karşılaştırarak yeniden okudum. Hani derler ya: büyülendim! Bir kuyu gibi beni çekti bu kitap, bir zamanlar Kör Baykuş’un çekmiş olduğu gibi. Onun gibi yalın ve gizemli bir roman. Kısa ve çarpıcı. Onun gibi yerli, bölgesel görünümlü ve evrensel içerikli. Mustafa Kesret “Büyütme oğlum!” dedi ama daha sonra yan okumalarım sırasında öğrendim. Koskoca Carlos Fuentes “Meksika’nın en iyi romanı” demiş. Gabriel Garcia Marquez de Pedro Páramo’yu okuyunca çarpılmış, bir daha bir daha okumuş. Bana inanmazsınız diye, Marquez’in Rulfo ile ilgili bir yazısından büyükçe bir bölümü Türkçeye iyi kötü çevirip koydum yazdıklarımın sonuna. Uzmanlarına bakılırsa, ne Yüzyıllık Yalnızlık’ı ne de Latin Amerika’nın ünlü büyülü gerçekçilik akımını Pedro Páramo olmadan düşünmek olanaksız. Latin Amerika yazınının dünyaya nam salma süreci, o “boom” akımı, her şey onunla başlamış. Bunu söyleyerek Mustafa Kesret’i susturdum ama kendimi susturamadım. Mutlaka bir iki satır ka ralamalıyım. Hayır, hayır! Mustafa Kesret’e inat, satırların arasına dalmalıyım.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.