14. İstanbul Bienali

PAYLAŞ
SATIN AL YORUM YAZ
İçindekiler

Sanat Dünyamız’ın 149. sayısının içeriğinde:
14. İstanbul Bienali, 56. Venedik Bienali, Sharjah Bienali 12, Ressam Ferit Apa, Ressam Arif Buz üzerine metinler;
British Council’ın görsel sanatlar yönetmeni Emma Dexter ile söyleşi; Türkçede ilk kez yayımlanan, Roland Barthes’la fotoğraf üzerine yapılmış iki söyleşi dahil birçok değerlendirme yer alıyor.  Necmi Sönmez küratörlüğünde süregelen “fragMENtaTION” dizisinin bu sayıdaki konuğu sanatçı Lale Delibaş. Delibaş “Kapanmayan Yaralar” başlıklı çalışmasıyla derginin 14 sayfasını bir yapıta çevirdi. Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık’ın Galatasaray’daki binasının yenileme çalışmaları başladı. Faaliyetlerimiz yeni binamızda daha da artarak devam edecek.

EDİTÖRDEN
  • 14. İstanbul Bienali - Mine Haydaroğlu

    10.10.2015. ANKARA.
    BARIŞ İÇİN ORDAYDILAR. ASLA UNUTMAYACAĞIZ.

    AĞUSTOS AYINDA SANAT, KÜLTÜR İNSANI NAZAN İPŞİROĞLU'NU KAYBETTİK. SAYGIYLA, SEVGİYLE ANIYORUZ.
    149. SAYIMIZIN İÇERİĞİNDE; 14. İSTANBUL BİENALİ, 56. VENEDİK BİENALİ, SHARJAH BİENALİ 12, RESSAM FERİT APA, RESSAM ARİF BUZ ÜZERİNE METİNLER; BRITISH COUNCIL’IN GÖRSEL SANATLAR YÖNETMENİ EMMA DEXTER; TÜRKÇEDE İLK KEZ YAYIMLANAN, ROLAND BARTHES’LA FOTOĞRAF ÜZERİNE YAPILMIŞ İKİ SÖYLEŞİ DAHİL BİRÇOK DEĞERLENDİRME YER ALIYOR. 

    YAPI KREDİ KÜLTÜR SANAT YAYINCILIK’IN GALATASARAY’DAKİ BİNASININ YENİLEME ÇALIŞMALARI BAŞLADI. FAALİYETLERİMİZ YENİ BİNAMIZDA DAHA DA ARTARAK DEVAM EDECEK:
  • Bir Suluboya Ustası: Ferit Apa - Erdal Ateş

    Ferit Apa’yla tanışmam Ankara Tenis Kulübü’nde açtığı sergi ile oldu. İncelikli kişiliği beni etkilemiş bu sanatçının resim tutkusunu da o gün sezmiştim. Ressam bir dostumun evinin duvarında Apa’nın bir suluboyası vardı. Dostuma ne zaman gitsem bu küçük suluboya resmini büyük bir beğeniyle izlerdim. Bazen yanıma dostum da gelir birlikte bu resme dair güzel şeyler söylerdik. Dostum gibi ben de suluboya resmi sevmem. Ama Apa’nın eserleri farklıydı. Kısa bir süre sonra sanatçıyla dost olduk. O doksan dört yaşında bense otuz iki yaşındaydım. Gaziosmanpaşa’daki evine her gittiğimde büyük bir heyecanla yaptığı suluboyalarını getirip önüme dökerdi. Tıpkı yeni oyuncaklarını arkadaşına göstermek isteyen bir çocuğun sevinciyle. Tek tek büyük bir keyifle birlikte inceler kimi çalışmaları için fikrimi paylaşırdım. Söylediklerim hoşuna giderdi. Konu konuyu açardı. Bu yaşlı dostumla sohbet etmekten büyük keyif alırdım. Pek sevmediğim suluboyayı bana az da olsa sevdirmişti. Sevdirmişti ama ben yalnızca kendisinin çalışmalarını seviyordum.

    Apa, ilk mezunlarından olduğu, Gazi Üniversitesi’nde kısa süre sanat eğitimcisi olarak çalıştı. Ardından o dönem Türkiye’nin en büyük matbaalarından birini kurdu: Doğuş Matbaası. İş yaşamının yoğunluğu resim yapmasına olanak vermiyordu. Ama o sevdiği suluboya resimleri yapmayı vakit buldukça sürdürdü. Şöyle demişti bana bir gün: “Küçük suluboya kutusunu cebinize koyup her yerde resim yapabilirsiniz.” Evet, suluboyanın bu kolaylığı onu bu resim tekniğine yöneltti. Kutuyu çıkarıp bir parça kâğıda her yerde resim yapabilirdi. Öyle de yaptı.

    Devamı bu sayıda...

Fotoğraf Üstüne Roland Barthes'la Söyleşi - Angelo Schwarz-Roland Barthes-Guy Mandery-Roland Barthes
FragMENtaTION 21 - Lale Delibaş
  • 14. İstanbul Bienali ve İstanbul’a Konumlanma Stratejileri - Rana Öztürk
    14. İstanbul Bienali, benim için bienalin açılış günlerinde Rumeli Feneri’ne yapılan bir tekne turu sırasında, tartışmalı 3. Boğaz Köprüsü’nün artık tartışma götürmez şekilde Boğaz’ın iki yakasında yükselen bacaklarından uzanan parçalarının birbirine kavuşmaya doğru ilerleyen görüntüsüyle başladı. İnşaatın bitmesiyle Asya ve Avrupa kıtaları bir kez daha birbirine bağlanırken İstanbul’un hızla değişen kentsel, yerleşimsel, ulaşımsal, çevresel ve ekolojik yapısında dalga dalga yayılacak bir dizi değişimlere tanık olacağız. Boğaz’ın, giderek yerleşimin azaldığı kıyıları boyunca ilerleyip tam da Karadeniz’e açılmak üzereyken bu inşaatla kesintiye uğraması, keyifli bir turistik Boğaz gezisinden pek de farklı sayılmayacak bu tekne gezisinde sert bir dramatik etki yaratıyor. Teknenin asıl varış noktası olan Rumelifeneri’nde Lawrence Weiner’ın sadece denizden izlenebilen ve fener üzerine yapılmış bir sembolden ibaret Ramak Kala (2015) işi, sembolün muğlaklığına karşın işin adında dille kurgulanan anlamıyla konumlandığı yerle oldukça doğrudan bir ilişki kuruyor. Böylelikle, 1.5 saatlik yol sonunda bienal işi olarak sadece bir sembol görmesiyle hayal kırıklığı yaşayan izleyici, dönüş yolunda Boğaz’ın sularında ilerlerken bienalin coğrafi referanslarıyla daha yoğun bir şekilde baş başa kalıyor: Boğaz, tuzlu su, Karadeniz’den Marmara’ya ve ardından Akdeniz’e ulaşan bir deniz hattında, doğu-batı, kuzey-güney ekseninde İstanbul.

    Devamı bu sayıda...

56. Venedik Bienali'nden Notlar - Mine Haydaroğlu - Nazlı Pektaş
British Council Görsel Sanatlar Yönetmeni Emma Dexter ile Söyleşi - Esra A. Aysun-Emma Dexter
Sharjah Bienali Üzerine Notlar - Merve Ünsal
  • Kahvede Ayvalıklı Bir Zille - Gültekin Emre
    Heinrich Zille’nin (1858-1929) Berlin’deki bir kahvede etli butlu kadınlarla tombul erkeklerin ve de çocukların günlük yaşamlarından kesitler sunan, mutlaka bir öyküsü olan çizimlerini, fotoğraflarını sergileyip sergilemediğini bilmiyorum, ama Arif Buz’un otuz yıllık Çağdaş Çayevi’nde kırık çizgilerden oluşan bir sergi açtığını haber alınca, hemen gidip gördüm. Ayvalık’ın bir zamanlar gözde, hatta merkezi sayılan, şimdilerde ise At Arabacılar Meydanı olarak bilinen ve at arabacıların müşteri bekledikleri, Perşembe günleri kurulan geleneksel semt pazarının tam göbeğindeki mekânda Arif Buz’un çizimlerini, resimlerini yaptığı, sergi açtığı kahve. Kahvenin en ucundaki masaya oturup meydandan gelip geçenleri gözleye gözleye küçük, dikdörtgen kartonlara çiziyor annesinin elinden tutmuş çocuğu, simitçileri, alışveriş torbalı yaşlı kadınları, belleri iyice bükülmüş bastonlu erkekleri, bisiklete binen çocukları, sokak satıcılarından alışveriş yapanları, boyunlarına asılı torbadan yem yiyen yorgun atları... Kahve üç sokağa bakıyor. Hemen yanı başında bir çeşme var atların ve insanların su içtiği. Arif Buz, kahvede çay içenleri, birbiriyle sohbet edenleri, uyuklayanları, uzaklara dalıp gitmişleri, yaşam yorgunlarını... da yıllardır gözlemliyor, sonra da çiziyor gördüklerini, içine iyice sindirdiklerini. Ayvalık’ın günlük yaşamının kalbi At Arabacılar Meydanı’nda atıyor denebilir. Bu meydandan yansıyan telaşlı, bezgin, düşünceli, kaygılı, günlük yaşamın küçük pencerelerinden görülenleri yorgun insanların ruh hallerine durmadan bakıyor Arif Buz; kendince öyküler oluşturuyor ve çok fazla ayrıntıya girmeden anlık görünümleri sabitleştiriyor çizimlerinde: Gürültülü sokağın, hareketli meydanın, düşünceli atların, yüklü at arabalarının, sokak satıcılarının... ruhunu, dünyasını, yaşamını gözler önüne seriyor çok yalın, yani az ve öz çizgilerle.

    Devamı bu sayıda...

Bir Resim Bin Söz / Ses - Tufan Erbarıştıran
Memur ve Mecbur: Derviş Zaim'in "Cenneti Beklerken"inde Velázquez'in "Las Meninas"ı - Oktay Orhun
Protocinema, 5533 ve Mehmet Dere "Payback" Sergisi - Mine Haydaroğlu-Mari Spirito - İlhan Ozan
Hermeneutik Yüce Anlamın Estetik Sembolleri - Necmi Karkın
Manzara ya da Patika: Fotoğrafın 176 Yılda Dönüşen Dili Üzerine Notlar - Laleper Aytek

Abone olmak için idealdergi@idealkultur.com adresine mail atabilir ya da 05559811838 - 02125288541 numaralı telefonları arayabilirsiniz.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.