Toplu Oyunları 4 - Aşk Evlerden Uzak / Rahvan Giden Atlılar / "Yaşamak" Bunlardan Fazla Bir Şey... / Ya Da "İstanbul-Sofya"

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Özel hayatlar tarihte de, bugün de ne kadar özeldir, özel kalabilir? Aşk Evlerden Uzak, iç içe geçen üç ayrı aşkın ve üç yılın hikâyesi. Aşkın var olamayışına dair Ankara geleneğinde bir yılan hikâyesi. Rahvan Giden Atlılar, bir yanıyla iki adamın çok özel hayatları, diğer yanıyla Osmanlı’nın Batılılaşma serüvenine dair bir yeniden okuma. Eyüp’teki kapatılmış bir kahveden, Ihlamur Kasrı’ndaki bir ecel odasına giden yol. İstanbul-Sofya, aşk yüzünden Türkiye’yi terk eden bir adamla trende karşılaştığı bir Bulgar’ın hikâyesi. On sekiz saatlik bir yolculuğun kısa oyun formatında özeti. Bu üç oyun, zamanlarla hayatların iç içe olduğu “yoksunluk” manzaraları sunmaktadır.

      (Mevsim, 2. Sahne’ye kıyasla bir sonraki yılın yaz sonu. Güzel bir sabah aydınlığı. Balkon kapısı açık. Tüller hafif hafif dalgalanır. BULUT önde, ADİL ile SEYLAN, onun arkasında içeri girerler. Sol kapıdan salona gelmişlerdir. Evin diğer odalarını gezmeyi bitirmişler, salona tekrar göz atmaktadırlar.)


BULUT : Gördüğünüz gibi fevkalade bir daire. Fazla bir şey dememe gerek yok. Her şey gözlerinizin önünde.
SEYLAN : İçeri taraf da fena değil, evet. Ama banyonun fayansları çatlamış birkaç yerde. Jakuzi eski model. Sauna da çok dar.
BULUT : Fin saunası, tamamen sedir ağacından. Rahatça alıyor iki kişiyi.
ADİL : (Gülümseyerek...) Ne o? Sanki denemiş gibisin koç?
BULUT : Yok Adil Bey, estağfurullah. Ondan değil. Ama zaten iki kişilik olduğu belli. Uzanılacak yer.
SEYLAN : Ona daracık diyorum ya zaten. İki kişilik dediğiniz yere, bir kişi ancak sığar Bulut Bey. Adil tek başına yeter orayı doldurmaya.
BULUT : Hanımefendi valla sizden önce burada yaşayanlardan böyle bir şikâyet gelmedi sauna konusunda. Kullandılar, memnun kalmışlar. Merak etmeyin.
ADİL : İyi dedin de koçum, bizden önce kim oturuyordu burada?
BULUT : Burası üç aydır boştu. Temizletip kapatmıştık. Ev sahibi şimdi kiraya vermemizi istedi, biz de isteğini yapıyoruz... Şu şömine pek kullanılmıyor. Tabandan ısıtmalı olunca kimse ihtiyaç duymuyor herhalde. Ayrıca sanırım pek fazla romantik insan da kalmadı günümüzde!..
ADİL : Yav üç ay neden boş durdu?
BULUT : Önceki kiracılar o kadar kirayı peşin ödemişlerdi zaten. Gene gelebilirler diye, her ihtimale karşı boş tuttuk. Son âna kadar hakları vardı sözleşmeye göre. Zaten yıllık kiralıyoruz biz burayı.
ADİL : Biz de yıllık peşin ödeyeceğiz işte.
BULUT : Sözleşmenin koşullarından birisi bu... Ayrıca, bu gökdelende oturanların çoğu yabancı. Alt katlarınızda hep yabancılar var neredeyse. İtalyanlar, İngilizler, Amerikalılar, Fransızlar, yan dairede Rus bir karı koca. Bir de Japon ailesi var, hemen çaprazınızda. Genelde konsolosluklarda çalışıyorlar.
SEYLAN : Birleşmiş Milletler’de daire tutuyoruz desenize!
BULUT : Hem bu Amerikan mutfak da resmen hayat kurtarıyor. Ev hanımları için büyük kolaylık.
SEYLAN : Ben ev hanımı değilim Bulut Bey. Antikacıyım.
ADİL : Bizim işlerden bir kısmına da hanım bakar. Yıldız Galeri onun. Benimki otomobil galerisi, onunki sanat galerisi! Haliyle ben, ondan çok kazanıyorum! Ama Seylan hak’katen işini iyi bilir. Demedi deme. Seninle sıkı bir pazarlığa oturur burası için, ona göre.
BULUT : Benim halledebileceğim bir mesele olsa, elimden geleni yaparım; ama, bu evin kira bedeli belli, istenen depozito da öyle. Yani, inanın elimden bir şey gelmez!.. Ayrıca aşağıdaki dev alışveriş merkezi, bütün Ankara için büyük nimet, biliyorsunuz. Herkes ta şehir dışından bile buraya gelip alıverişini yapıyor. Halbuki siz, asansör düğmesine basınca orada olacaksınız.
ADİL : Ona Seylan sevinsin! Bak koçum önce açık açık şunu söyleyeyim, bizden iyi müşteri bulamazsın. Biz bir yıllığına tutacağız burayı. Aslında TRT yolu üzerinde bir villa yaptırıyoruz, koç. Daha bitmesine yedi-sekiz ay var. Bakarsın daha da erken biter, erken boşaltırız burayı. O zaman fazladan ödediğimiz kira da ev sahibine kalacak. Yani bizden uygun kimse olmaz buraya. Başkası olsa ya garsoniyer tutar burayı, ya da kerhane işletir burada.
BULUT : Hayır Adil Bey, sizden önceki kiracılar da çok aklı başında, saygıdeğer insanlardı. Yani ne garsoniyerdi burası, ne de başka bir şey. Zaten böyle ebeveyn banyolu, konuk yatak odalı, 250 metrekarelik garsoniyer tutmaz kimse. En azından, sevgilisi Hollywood yıldızı değilse!
SEYLAN : Elektrik kesintilerine karşı jeneratörü filan var değil mi?
BULUT : Olmaz olur mu? Binanın her türlü konforu düşünülmüştür. Elektrik kesildiği an devreye giren ‘kapalı devre kesintisiz güç sistemi’, su kesilmelerine karşı, şu ön taraftaki büyük depo. Aklınıza gelecek her türlü sistem mevcut burada. Yani bütün şehirde hayat dursa, kıyamet kopsa, burada emniyette olursunuz.
SEYLAN : Desenize dünyada kıyamet kopsa, yalnızca bu gökdelende oturanlar sağ kurtulacak!
BULUT : (Yakınındaki bir tahtaya vurup, kulağını çekerek...) Allah korusun!
SEYLAN : (Alaycı...) Ne yani kurtulmasınlar mı?
BULUT : Hayır canım! Kurtulsunlar da, kıyamet kopmasın! Yani o manada yaptım ben onu.
(Dış kapı çalınır.)
BULUT : Yanlış bastılar herhalde. Bir bakayım.
ADİL : Yok, bizim baldız gelecekti.
(BULUT, kapıyı açmak için çıkar.)
SEYLAN : Adamın yanında başlama gene! Başkalarının yanında hep böyle yapıyorsun. Pazarlığı sen yapsana! Beni öne sürme!
ADİL : Öf be Seylan! Kavgasız, dırdırsız bir bok yapamıyorsun gülüm yav.
SEYLAN : Bak böyle saçma sapan konuşma, vallahi adamın yanında kıyamet koparırım şimdi.
ADİL : (Uyarıcı tonda...) Seylaan!
(BULUT, yanında ESRA ile içeri girer.)
ESRA : Aa abla çok ‘trendi’ bir ev, çok hoş!.. Tam da en büyük alışveriş merkezinin üzerinde.
(SEYLAN, kaşıyla gözüyle “Söylediklerini abartma!” gibisinden işaret eder kız kardeşine. ESRA kendisine gelir.)
ADİL : Buyur bakalım baldız! Sevdin demek?.. Baldız da bizimle yaşıyor. Burada üniversiteye başlayacak. Esra bu Bulut, emlakçı.
SEYLAN : Daha doğrusu, emlak danışmanımız.
ESRA : Memnun oldum.
BULUT : Ben de! (El sıkışırlar.)
SEYLAN : Gel bakalım Bulut, kira meselesi konusunda ayrıntılı bir konuşalım seninle!
BULUT : Açıkçası Seylan Hanım, kira ile ilgili her şeyi konuştuk. Yapabileceğimiz belli. Gerçekten bu konuda başka bir şey yapamam, kusura bakmayın!
SEYLAN : Yaparsın yaparsın! (Koluna girip BULUT’u içeri doğru götürürken...) Bak aslında bu civarda birçok ev gezdik. İlk defa bir ev bu kadar içime sindi açıkçası. Anlayacağın bu evi istiyorum.
(İçeri girerler.)
ADİL : Nasıl? Beğendin mi?
ESRA : Çok güzel!
ADİL : Senin kadar güzel değil ama!
ESRA : Bırak güzeli müzeli de, şu manzaraya bakalım! Buradan acayip güzel görünüyor! (Balkona yönelir; ADİL de peşinden. Balkonda bir görünüp bir kaybolarak yaptıkları konuşmalar işitilir.)
ESRA : Alışveriş merkezinin güzelliğine bak!
ADİL : Artık oradan çıkmazsın!
ESRA : Ayy şu kule!
ADİL : Gülüm hayatında hiç mi kule görmedin?
ESRA : Görmez olur muyum?
ADİL : E, o zaman ne heyecanlanıyorsun? En son ben göstermedim mi?
ESRA : Adil valla iterim seni şuradan, o olur!
ADİL : Yok ya! Çok korktum! Neymiş o öyle ‘trendi’ ev? Bak bakalım, bu da ‘trendi’ mi?
ESRA : Dur şimdi gelirler! Aa çek şu elini ya! Adil diyorum bak! Ya bıraksana, karşıdan bir gören olsa rezalet! Aşkım hadi ama... Yapma yaa!
(Konuşurlarken gözden yiterler.)

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.