Topaç

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Karabasan... Sadece bir adım uzakta.

Sevginin, dostluğun, hoşgörünün, aşkın vehatta cinselliğin neredeyse tamamen ortadan kalktığı, doğası ve doğal kaynaklarıyla birlikte vicdanını da tüketmiş bir toplum, bir umutsuzluk diyarı...Böyle bir toplum, bu kör uykudan uyandırılabilir mi? Kimsesiz çocukların sokaklarda katledilmesine bilegöz yummuş insanlar, duygularına yeniden kavuşmanın sızısına ve utancına dayanabilir mi?

Gülayşe Koçak, edebiyatımızda az rastlanan“kara-ütopya”nın etkileyici bir örneğiyle karşımızda: İrkiltici dili ve kötülüğe dair tahayyülleri zorlayan hikâyesiyle, akıllardan çıkmayacak bir roman “Topaç”.

“Gülayşe Koçak, bugünün kötü mirasını devralan çok da uzak olmayan bir gelecekte ve tanımakta hiç de zorluk çekmeyeceğiniz bir mekânda geçen, tehlikeli uzay yaratıklarından daha yırtıcılaşmış insanların yarattığı bir karabasana sokuyor okuyucusunu! Karabasanı yaratan, anlatılan olaylar kadar, o olayların zaten her an yanı başımızda, her an yaşanabilir olmaları.” - Ömer Türkeş

Şaşkınlığımı hâlâ üzerimden atamamışken, birilerine bir suçun hesabını verir gibi, birkaç dakika önce olanları kafamda tekrar canlandırıyor, yaptıklarımı kendi kendime açıklamaya çalışıyorum. Bir kere, şu anda gerçekten kafes içinde değilim. Gerçekten Hiskov almadım.

Gözlerimi aralayarak parmaklarımın arasından bakıyorum. Çıplak gözlerim, pusun içinden bir an belirir gibi olan buğulu güneşin şiddetine tamamen hazırlıksız; bir iki adım sendeliyorum, yürek atışlarım hızlanıyor:
Gerçekten özlüksüzüm. Özlüğümü gerçekten aşağıya attım demin.

Böylesine bir aydınlığa alışkın olmayan gözlerimin hiçbir şey göremez olmasıyla, sanki yeniden... flaşlar! Flaşların patladığı o anın dehşeti! Bir saliselik anımsama, donukluğumun buzlarında bir saliselik kırılma. Hesapta olmayan şeylerden.

Ama bakmalıyım. Bakabilmeliyim.

Kafamdaki uğultuyu duymamaya çalışarak binadan aşağıya yeniden bakmayı deniyorum ürkekçe. Dikenli tellerin bu yanına, elbette ki. Ne olur, ne olmaz.

Kuşbakışı. Dar, uzun bir cadde. Sıra sıra yüksek, eski, kirli apartmanlar. Kimisinin önünde, kaldırımda plastik çiçekler, kimisinde plastik ağaçlar. Bir zamanlar renkleri daha canlıydı kuşkusuz, çiçeğe ve ağaca daha çok benziyorlardı; şimdi isten ve pislikten garip, çamurumsu bir renk almışlar; birileri üzerlerine deterjanlı su püskürtse hiç de fena olmayacak. Ama nerde! Hangi su! İki tane de gerçek, hem de yaşayan ağaç, birbirlerine sokulmuşlar; etrafları sıra sıra dikenli tellerle çevrili. Ölmek üzereler. Yerlerde, binaların duvarlarında ne çok kahverengi leke var... Hani sokakları özel aletlerle temizlemişlerdi? Kakaları temizleyebilmişler ama kan izleri kolay kolay çıkmıyor demek ki.

Sokağın ucunda, eskiden kalma kimi mahallelerde olduğu gibi, bir ibadethane. Epeydir çağırezgi falan çalındığını duymuyorum.

Köşede, tam benim oturduğum apartmanın dibinde, bir zamanlardan kalma bir SM – şu artık demode olan, eski tip sarılma makinelerinden. Çok şükür, hiçbir zaman o derece düşmedim... Makinenin sadece modeli değil, kendisi de çok eski, paslı ve belli ki feleğin çemberinden geçmiş. Artık ona bile ihtiyacı kalmamış kimsenin. En son, bunlar kullanılırken yani, yaşlılar çok rağbet ediyorlardı. Yok mallaki, ben her zaman, bulundukları dönemde, pahalı da olsa canlısını tercih ettim. Bir Dokunmacı bunlara bin basar.

Diğer köşede, her Malkeist mahalleye yaraşır şekilde bir anıtkabircik. Bir süredir buranın hoparlöründen de Büyük Mallakaç’tan pasajlar okunmaz oldu.

Ama asıl, sokaklara kuşbakışı baktığımda fark ediyorum son yılların dramatik değişimini, hem de olanca dehşetiyle: Binaların yıllardır boyanmamışlığı, bakımsızlığı ve pisliği hiç sorun değil. Her birinin işaretli oluşu da... Ama aralarındaki boşlukları dolduran, dev, metal örümcek ağlarını andıran eklentiler, tüyler ürpertici. Her binanın her katının her cephesine son yıllarda monte edilen, eski yangın merdivenlerini andıran bu dış merdivenler, genel çirkinliği katmerliyor. Merdivenler yer yer birbirine değiyor; birbirine girmiş, kördüğüm olmuş metal bir iplik yumağı... Çoğu pas içinde. Merdivenlerin yaygınlığı ve yoğunluğu, genel bir grilik yaratıyor. Alt katlarda oturanların bazıları plastik merdivenle yetinmiş.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.