Düzenin Şeyleri, Tanzimat’ın Kelimeleri - 19.Yüzyıl Osmanlı Reform Politikasının Karşılaştırmalı Bir Araştırması

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Yoğunlaştırılmış bir reform politikasının hüküm sürdüğü 19. yüzyılın ortalarında Osmanlı bürokrasisi, imparatorluğun etnik ve dini gruplarından yeni bir kavram oluşturmaya başladı. Düzenin ebedi bir döngü içerisinde bozulup yeniden kuruldu­ğu yolundaki Osmanlı anlayışı daralarak radikalleşti: Osmanlı tebaası “modernleştirilecek” ve “medenileştirilecekti”. Osmanlı İmparatorluğu’nun bir Balkan vilayeti olan Kuzey Arnavutluk ile bir Arap vilayeti olan Cebel-i Lübnan’da uyguladığı po­litikanın karşılaştırılmasını kapsayan bu çalışma, Osmanlı araştırmaları alanında milliyetçi kaygılardan kaynaklanan bölgelere ayrılarak parçalanma sorununun da aşılmasına katkıda bulunacaktır.

Kuzey Arnavutluk ve Cebel-i Lübnan’ın böyle bir karşılaştırmaya konu olmalarını mantıklı kılacak bazı coğrafi ve demografik ortak noktaları vardır. Bunların birin­cisi, denize kıyısı olan dağlık bölgelerden oluşan ve dış etkilerin girişini kolaylaştır­makla birlikte merkezi otoritenin kurulup sürdürülmesini güçleştiren arazileridir. İkincisi, etnik ve dini bakımdan heterojen olan nüfuslarıdır. Ancak dinleri farklı ve birbirine düşman olan bu topluluklar, etnisite ve hemşehrilik bağlarıyla birbirlerine bağlı olabilmekte ve bu özellik, çatışmaların çözüme kavuşturulmasında önemli bir rol oynamaktadır. Üçüncüsü, kabile hayatı ile şehir hayatı arasındaki tezattır. Dördüncüsü, reformlar yoluyla idaresini homojenleştirmeyi hedefleyen Osmanlı İmpa­ratorluğu ile mevcut heterojenliğin doğurduğu çatışmaları körüklemek emelinde olan Avrupalı büyük devletler arasındaki mücadeledir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasının üzerinden geçen yüz yıla yakın zaman zarfında her iki coğrafyada kurulan ve yukarıda söz edilen etnik ve dini çatışmaları çözüme kavuşturmayı bir türlü başaramayan devletlerin mevcudiyetlerini halen sür­dürmesi ve bu çatışmaların dünya siyasetinin başlıca sorunlarından biri olması, bu çalışmanın değerini ve günümüz için önemini bir kat daha artırmaktadır.

Bu kitabın amacı, başta Güneydoğu Avrupa ve Arap dünyası olmak üzere Osmanlı bölgeleri hakkındaki karşılaştırmalı araştırmaların teşvikine katkıda bulunmaktır. Böylesi çabaların ne kadar başında olduğumuzu, siz okuyucuların bu kitabı okurken karşılaşacağı kifayetsizlikler belgelemektedir.

Bu çalışma 2002 yılında Bamberg Otto-Friedrich Üniversitesi tarafından doçentlik tezi olarak kabul edildi ve 2004’te Hans-Löwel Vakfı’nın Yeni Yetişen Bambergli Bilim İnsanları için Bilim Ödülü’ne layık görüldü.

Kitabın ortaya çıkışında pek çok kişi bana destek oldu. Klaus Kreiser bölüm başkanlığını yürüttüğü Bamberg Üniversitesi Türk Dili, Tarihi ve Kültürü Anabilim Dalı’nda asistan olduğum dönemde bana en iyi çalışma koşullarını sağladı ve araştırmanın ilerlemesi için bıkıp usanmadan tavsiyelerde bulundu. Ayrıca Paul Dumont, Bert Fragner, Rotraud Wielandt ve Reinhard Zintl’e de bu çalışmaya gösterdikleri ilgiden dolayı teşekkür etmek istiyorum. Bamberg’deki arkadaşlarım Tim Epkenhans, Ralf Elger, Michael Friederich, Roxane Haag-Higuchi, Hakan Karateke, Semih Tezcan ve Ines Weinreich zahmetli düzeltme işlerini üstlendiler ve sayısız öneride bulundular. Yardımları için ayrıca Nathalie Clayer ve Wilfried Krings’e teşekkür ediyorum. Hans-Jürgen Kornrumpf ve “Perry-Castañeda Map Collection and University of Texas at Austin” haritalar konusunda bana çok yardımcı oldular. “Wiener Zeitschrift für die Kunde des Morgenlandes” İngilizce bir makalenin bölüm olarak bu kitapta basımını onayladı.

Başbakanlık Arşivi ve çalışanları İstanbul’daki iki yılım boyunca hiçbir isteğimi geri çevirmediler. Hatice Aynur’a ve bilhassa, yorulmak bilmeyen Yücel Demirel’e Osmanlıca eski el yazmalarının okumasıyla bana yol gösterdikleri için teşekkür ediyorum. Manfred Sing özenle dizini hazırladı. Carmen Kraus son derece titiz bir çalışmayla bu kitabı baskıya hazır hale getirdi.

Münih Güneydoğu Enstitüsü’nden (Südost-Institut München) Konrad Clewing beni bu çalışmanın Güneydoğu Avrupa Çalışmaları (Südosteuropäische Arbeiten) dizisinde yayımlanması için teşvik etti; dizinin yayım sorumluları Edgar Hösch ve Karl Nehring’e bu kitabı uygun gördükleri için teşekkür ediyorum.

Ailem kitabın ortaya çıktığı yıllarda çalışmamı yüzde on zora soktuysa da yüzde doksan ilham kaynağı oldu. Bu nedenle bu kitabı onlara adıyorum.

Maurus Reinkowski
Freiburg im Bresgau, Mayıs 2005.

Zamanın akışının yüzyıllara bölünmesi –ki son derece haklı olarak, böylesi bir dönemlendirmenin göreceliği, hatta keyfiliği vurgulanmaktadır– anlaşılırlığıyla tekrar tekrar dikkat çeker. 20. yüzyıl, bugün henüz görebildiğimiz kadarıyla, kısa bir yüzyıldı. 1914 yılında başlayıp 1991’de sona erdi, yani sadece seksen yıl kadar sürdü ve günümüz gözlemcilerinin gözünde bir “aşırılıklar” çağıydı. Buna karşın 19. yüzyıl, 1789 tarihli Fransız Devrimi’nden 1914’te Birinci Dünya Harbi’nin patlak verişine dek sürdü. Osmanlı İmparatorluğu için 19. yüzyıl en uzun ve muhtemelen en ızdıraplı yüzyıldı. Kökleri ta 18. yüzyıla kadar uzanıyordu. Rusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında 1774 tarihinde yapılan, Çarlık Rusyası’nı Osmanlı İmparatorluğu için sonraki on yıllık dönemlerde üstün nitelikli bir düşman ve en büyük tehdit olarak tescil eden Küçük Kaynarca Antlaşması, bu dönemin başlangıcı olarak kabul edilebilir. Osmanlı İmparatorluğu’nun muhafazası için uzun soluklu ve umutsuz bir mücadelenin verildiği 19. yüzyılda Osmanlılar, “şüphesiz kurbanların dünyasına aitti”. 18. yüzyılın sonunda Osmanlı Devleti Avrupa’nın (başta açıklayamadığı) köklü askeri gücüyle ekonomik potansiyelinin farkına varmıştı. 18. yüzyılın sonunda Sultan III. Selim Avrupa’yı örnek alarak ilk askeri birlikleri kurdu. Bunu izleyen birkaç onyılın ardından orduda yeni bir düzenlemenin tek başına yeterli olmadığı ortaya çıktı. Yönetim mekanizmasının merkezileştirilmesi ve katılaştırılması, eğitim sisteminin modernleştirilmesi ve ekonomik performansın yükseltilmesiyle artık devlet ve cemiyette reform şarttı. 1839 yılında "Tanzimat" adlı, imparatorluğun tüm bölgelerinde hayata geçirilmesi hedeflenen tedbir ve kanunların oluşturduğu birkaç onyıl süren bir devir başladı. İlk ve asıl Tanzimat –bir Osmanlı ‘reform politikası’ sonraki on yıllık dönemlerde de mevcuttu– 1870’li yıllarda son bulur. Üç büyük Tanzimat siyasetçisinin sonuncusu olan Âli Paşa’nın 1871’deki ölümü ya da –ki bu en sık rastlanan sınırlandırmadır– 1876 yılında ilk Osmanlı meclisinin açılışı ve Sultan II. Abdülhamid’in tahta çıkışı, bu dönemin sonunu teşkil eden noktalar olarak görülebilir.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.