İlham Vermek, İlham Almak...

PAYLAŞ
YORUM YAZ
İçindekiler

EDİTÖRDEN

  • İlham Vermek, İlham Almak... – Mine Haydaroğlu

    PARİS’TEKİ MUSÉE NATIONAL PICASSO’NUN DİREKTÖRÜ LAURENT LE BON’UN, BİR SÖYLEŞİDE “BU MÜZEYİ FARKLI KILAN NEDİR?” SORUSUNA VERDİĞİ CEVAP ŞÖYLE: “PİCASSO MÜZESİ, BÜYÜK BİR SANATÇI İÇİN KÜÇÜK BİR MÜZE OLMANIN AVANTAJLARINI TAŞIYOR. GÜNÜMÜZDE İNSANLAR YAKINLIK, YÜREĞE TEMAS İSTİYOR. BU BANA TÜRK YAZAR ORHAN PAMUK’UN DÜŞÜNCELERİNİ HATIRLATIYOR. İSTANBUL’DA MASUMİYET MÜZESİ’Nİ KURARKEN PAMUK LOUVRE, CENTRE POMPIDOU VEYA MOMA GİBİ BÜYÜK MÜZELERDEN FARKLI BİR ŞEYLE KARŞILAŞMAK İSTEYEN İZLEYİCİLERİN YAŞAMLARINA KAFA YORMUŞ. İZLEYİCİLER KENDİLERİNE BİR HİKÂYE ANLATILSIN İSTİYORLAR.” https://alainelkanninterviews.com/laurent-le-bon/
    İLHAM, İNSAN RUHUNU BESLEYEN EN GÜZEL DUYGULARDAN BİRİ. ÜSTELİK BESLEMEKLE BIRAKMAYAN, YAPMAYA, ÜRETMEYE, OLMAYA DA TEŞVİK EDEN SOMUT KUVVET, İÇ IŞIK.

    BU DUYGUYA ELİNİZDEKİ 158. SAYI (MAYIS-HAZİRAN) ÖZELİNDE DE BİR GÖZ GEZDİRİRSEK:
    NAZLI PEKTAŞ’IN HAZIRLADIĞI “BELLEK/EMEK” DİZİSİNİN KONUĞU MEHMET ERGÜVEN OPERADAN VE RESİMDEN BESLENİYOR.
    BURAK KABADAYI KAVRAMSAL SANAT YAPARAK DÜŞÜNCELERİ VE DUYGULARI SINIYOR.

    GÜLTEKİN EMRE, ŞAİRLERDEN İLHAM ALAN RESSAM MEHMET GÜLER’E BAKIYOR; BEHÇET NECATİGİL, GOETHE GİBİ ŞAİRLERİ TEKRAR OKUMAYA TEŞVİK EDİYOR.

    ELGİZ KOLEKSİYONU VE MÜZESİ SANATÇILARIN HEYECANINI TAŞIYOR.

    SANAT ESERLERİ DEPOLAMA VE SERGİLEME MERKEZİ ARTFACTORY’DE DİLA KABAKCI ESERLER VE MEKANİZMALAR ARASINDAKİ SÜREÇLERE İŞARET EDİYOR.

    İSMET DOĞAN’IN SANATIYLA CAN BATUKAN’IN METNİ BİRBİRİNİ YANSITIYOR, BUNA BAŞKA YANSIMALAR DA KATILIYOR.

    İSTANBUL MODERN’İN “LİMAN” SERGİSİ KENTİN, UZAKLARLA İLİŞKİLERİN GEÇMİŞ VE BUGÜNÜNÜ DALGA DALGA ESİNTİLERİYLE GEZDİRİYOR.

    SEDAT PAKAY-JAMES BALDWIN, NEW YORK-İSTANBUL YÖRÜNGESİNİN TUTKULU AKTÖRLERİ.

    EDİZ EVRENOS, AHMET GÜNTAN’IN DİZELERİYLE SANAL DÜNYANIN GERÇEK DUVARLARINA RESİM YAPIYOR.

    PARİS’TEN YÜZLER(D)E FATMA TÜLİN BAKIYOR.

    ELİF AYİTER’İN AVATARLARI SANAL DÜNYA SECOND LIFE’TAN SAYFALARA, MEKÂNDAN MEKÂNA TEKRARLARA BAKIYORLAR.

    İLHAMLA BESLENEN HEYECANLARIN VE YAPITLARIN BOL OLMASI DİLEĞİYLE, İYİ BAHARLAR.

    ***

    20 NİSAN 2017’DE KAYBETTİĞİMİZ USTA SANATÇI YÜKSEL ARSLAN’I SAYGIYLA ANIYORUZ.

  • Mehmet Ergüven: Müziğin Renginden, Yazının Sesine - Nazlı Pektaş

    SANAT TARİHÇİ NAZLI PEKTAŞ’IN HAZIRLADIĞI VE TÜRKİYE’DE SANATA, KÜLTÜRE EMEĞİ GEÇMİŞ ÖNEMLİ İSİMLERLE BULUŞMALARDAN OLUŞAN “BELLEK/EMEK” DİZİSİNİN BU SAYIDAKİ KONUĞU YAZAR VE SAHNE YÖNETMENİ MEHMET ERGÜVEN.

    Mehmet Ergüven, Sesle Renk Arasında düşünceler üreten bir yazar ve sahne yönetmeni. 1974 yılından itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde makale ve denemeleri yayımlanıyor ve sanatçı kitaplarında sanatçılar ve yapıtları hakkında kapsamlı yazılar yazıyor.

    Ergüven, Ankara Devlet Konservatuarı?’na devam ettikten sonra, Münih Devlet Müzik Akademisi’nde şan ve sahne yönetmenliği eğitimi görüyor. 1982-2012 yılları arasında İzmir Devlet Opera ve Balesi’nde sahne yönetmenliği yapıyor. Aralarında Macbeth, Faust, Fidelio, Falstaff, Herkül, Medea, Uçan Hollandalı, Don Giovanni, Figaro’nun Düğünü, Deli Dumrul, Gılgamış vb olmak üzere çok sayıda operayı sahneye koyuyor, Midas’ın Altınları adlı operanın librettosunu yazıyor. Bugüne kadar, Yoruma Doğru, Görmece, Davetsiz İzleyici, Sırdaş Görüntüler, Nevhiz ve Bakışlar gibi görsel sanatlar üzerine odaklanan otuza yakın kitabı yayımlanıyor. Mehmet Ergüven, sanat kuramı ve günümüz Türk resmi hakkında yazdıklarıyla; felsefe, edebiyat, müzik ve görsel sanatlar arasında güçlü ilmekler atıyor. Akıcı ve anlaşılır dili ve sanat tarihi ile günümüz sanat üretimi arasında yaptığı karşılaştırmalar, görme meselesi üzerine yazdıkları bir yandan hâlâ tam olarak yazılmamış ülkemiz resim sanatı tarihi için önemli bir boşluğu dolduruyor. Öte yandan da sanatçılar hakkında akademik araştırma yapan öğrenciler için sık sık başvurulan kaynak oluyor.

    Devamı bu sayıda...
  • Liman nereye açılır? - Huo Rf

    SANATÇI HUO RF, İSTANBUL MODERN’DE AÇILAN “LİMAN” SERGİSİNİ DEĞERLENDİRDİ.

    İstanbul Modern’in “Liman” başlıklı sergisi 27 Ocak 2017’de açıldı, 4 Haziran’a kadar devam ediyor olacak. İstanbul Modern’in çevresi bir süredir inşaat halinde. Aynı lokasyonda bulunan M.S.G.S.Ü. Resim ve Heykel Müzesi’nin yeni mekânının inşaatı bir hayli uzun süredir devam ediyor. Ardından gündeme gelen Galataport, Karaköy rıhtımı ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi arası kentsel dönüşüm projesi, çevreyi bir inşaat sahasına dönüştürdü. Bu dönüşüm projesi kapsamında, Mimar Sedat Hakkı Eldem’in yönetiminde inşa edilen Antrepo ve Hangarlardan geriye sadece İstanbul Modern’in binası kaldı. Fakat İstanbul Modern’in, 4 Haziran’a kadar süren “Liman” sergisi sonrasında geçici süreyle taşınması ve taşındıktan sonra mevcut binasının yıkılması, yerine de yeni bir müze binası yapılması planlanıyor. Bir izleyici olarak müzenin “Liman” sergisinin halihazırdaki binasındaki son sergisi olduğunu bilmek ve verdiği duyguyu ifade etmek çok kolay değil. Sanırım taşınmak veya yıkılmak kavramlarının her insandaki karşılığı biraz da olsa burukluktur, anılardır. Türkiye’nin ilk özel Modern Sanatlar Müzesi olarak 12 yıldır hakkı yenilemez katkılar sağladı İstanbul Modern. Eğitim programları, seminerleri, konuşma programları, sanatçılarla izleyici buluşmaları, daimi koleksiyon sergileri, süreli sergileriyle birçok izleyiciye ulaştı. Şahsen unutamadığım sergilerinden biri “Suyun Bir Arada Tuttuğu” mekânla özdeşleşmiş şekilde hafızamda kalacak Haziran’dan sonra.

    Devamı bu sayıda...
Kavramsal Sanatta Dikkat Çekici Bir Dinamizm: Burak Kabadayı - Kültigin Kağan Akbulut
Fatma Tülin: “Yüzler, Fısıltılar” - Burcu Pelvanoğlu
Elgiz Müzesi: Koleksiyondan Müzeye Çağdaş Sanat İçin Kayıtlar - Nazlı Pektaş
fragMENtaTION 29Entre chien et loup - Elif Ayiter
  • İsmet Doğan: Sanatın Tehlikesi - Can Batukan

    İSMET DOĞAN’IN “MELEZ ANLATILAR/BEN BİR BEDENİM” İSİMLİ SERGİSİ 31 EKİM- 3 ARALIK 2016 TARİHLERİ ARASINDA HASKÖY İPLİK FABRİKASI’NDA YER ALDI. CAN BATUKAN SANATÇIYI VE ESERLERİNİ DÜNDEN BUGÜNE FELSEFİ VE EDEBİ BİR BAKIŞLA YORUMLADI.

    Aynı - ayna... Ovid’in Dönüşümler?’i: Narsis ve Eko.

    Aynada tekrar ve tekrardan çıkış. Tekrarın içinde farkı aramak. Ve tehlike: aynada hapsoluş. Sanatçının hapishanesi türlü türlü olabilir: Delilik, yalnızlık, içki ya da kendini tekrar. Kendine ayna tutma zor iş ama bunu bir oyun haline getirmek belki yabanlığı öldürür. Sanatçının kendini ele veren mahremi: ilk yapıtlarda kırılgan biçimde kendini gösteren kutsallık ve saf (içkin)lik.

    “Ben bir bedenim” demiştir sanatçı. Ama yalnızca bir beden olsaydım bu cümleyi kuramazdım. Ben bir makine, ben robot! Leibniz üzerinden gidersek Monadoloji madde 17’ye göre düşünen ve hisseden mekanik parçalardan oluşan dev bir bedenin içine giriyoruz.1 Burada parçalar ve çarklar olmalı. Et ve kemik. Ten (chair) ise görünmez bir yerlerde ya da ruhun bölümlerinde gizli olabilir. Penceresiz monadlar arzunun yöneliminde algıları birbirine bağlar.

    Thomas Mann’ın dediği gibi “ölümü yaşar, yaşamı ölürüz”. Ama ne olarak? Aristoteles ve Spinoza’dan yola çıkarak ruh/beden bileşik tözü diyebiliriz. Esasen ruh ya da amacı kendi içinde olan varolan (entelekheia) da diyebiliriz. Veya özel bir biçimde bir ve çokluğu içeren monad. Ben bir bedensem eğer bana daha çok organ verin. Doldurun içimi işlevle.2 Ve bu işlevler beni yaşatacak biçimde olsun: “the soft machine”.3 Ben yumuşak bir bedenim ve bir makineyim. Ben işlevleri henüz tümüyle çözülememiş olan, Doğa’ya ait olduğunu düşündüğüm bu yığına yine onunla bakıyorum. Beden esas itibariyle bir hayvandır. Tıpkı ruhun bir bölümünün olduğu gibi.4 Aklın karşıtı olan, aklın düşmanı olan bedendir. Öyleyse ben, işlevleri henüz tümüyle çözülememiş olan bu şeyin içinde başka bir akıldan kendime ait olarak tanımladığım aklıma bakmaktayım: logos’a.

    Devamı bu sayıda...
Dila Kabakcı ile söyleşi: Artfactory ve "Bedende Dualite" sergisi - Mine Haydaroğlu - Dila Kabakcı
İstanbul Dolayımı: Sedat Pakay’ın “James Baldwin: From Another Place” Belgeseli - Oktay Orhun
  • Orhan Peker’den Mustafa Pilevneli’ye “Vay benim kırık kalbim” - Ömer Faruk Şerifoğlu

    SANAT TARİHÇİ ÖMER FARUK ŞERİFOĞLU, RESİM TARİHİMİZİN ÖNEMLİ İSİMLERİNDEN ORHAN PEKER’İN SANAT AŞKINI VE İKİ SANATÇI ARASINDAKİ DİYALOĞU; ARKADAŞI RESSAM MUSTAFA PİLEVNELİ’YE GÖNDERDİĞİ MEKTUPLAR VE PİLEVNELİ’NİN TANIKLIĞI İLE KALEME ALDI.

    Orhan Peker (1927-1978) çağdaş resim sanatımızın hiç şüphesiz en önemli isimlerindendir. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyesinde yetişmiş, 51 yıllık yaşamına, birçok başyapıt sığdırmış, Türk resminin özgün ve değerli sanatçılarından biri olmuştur. 1978’de vefatıyla, arkasında resimleri kadar değerli bir başka mirasla her zaman övgüyle söz edilecek, örnek gösterilecek bir sanatçı kimliğinin adı olarak sanat tarihimizdeki yerini almıştır.

    Ressam Mustafa Pilevneli’ye dair kitap hazırlığı sürecinde, Orhan Peker’le karşılaşacağımı biliyordum. Pilevneli’nin, Orhan Peker’in çok yakını ve onun serüvenini en içerden bilenlerden biri olduğuna, okumalarım esnasında birçok kez rastlamıştım.

    Devamı bu sayıda...
Şiir Resim Buluşması ya da Mehmet Güler’in Resimlerindeki Görsel İmgeler - Gültekin Emre
Bir şiirden duvar fotoğraflarına ve dijital grafitilere: Ediz Evrenos - Ahmet Güntan - Ediz Evrenos
Suretini Yitiren Zaman Salvador Dalí: Eriyik Saatler - Recep Süğlün

 

Abone olmak için idealdergi@idealkultur.com adresine mail atabilir ya da 05559811838 - 02125288541 numaralı telefonları arayabilirsiniz.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.