Toplu Öyküler II - Adalet Ağaoğlu

  • Toplu Öyküler II - Adalet Ağaoğlu
PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Toplu Öyküler II, Ağaoğlu'nun, ilk öykülerinde izlediği toplumsal gerçekçi tutumdan büsbütün kopmadan, giderek bireyin varolma mücadelesi sorunsalına yöneldiği öykülerini içeriyor. Hadi Gidelim ve Hayatı Savunma Biçimleri adlı kitapları bir araya getiren bu toplamdaki izlekler, büyük şehirde var olma savaşı veren ve "hayatı savunma biçimleri" bulmaya çalışan bireye odaklanıyor. Ağaoğlu'ndan yeri, zamanı, toplumu, bireyi, özneyi, nesneyi, dili ve anlatım biçimlerini kurcalayan, parçalayan, birleştiren, etken ya da edilgen kılan sesi gür öyküler...

Yokuş aşağı iniyor yine. Islak çimlerin kokusunu hiç kaçırmadan, yokuş yukarı tırmanan araçların yoğun egzoz dumanı kokusunu hiç kaçırmadan; hepsini oburlukla yutarak. Üç sokak daha iniyor. Aşağıda, küçük alanın ucunda duruyor. Karşıya geçmeyi bekliyor: Az önce birşey oldu. Burda değil. Beşinci sokağın başında. Olup olmadığından kuşku duyulacak kadar çabuk; aynı oranda küçük birşey. Ayağının altında kuru bir dal kırıldı. Yürümediği halde. Kurt köpeği. Green Water. Araba. Landrover. Çıt. Namlu. Çıt. Yeni bir irkilme. Trafik polisinin sert, kesin düdüğü. İki kez. "Geç, uyuma!" diyor düdüğün ardından da. Bir türlü zamanında yanıp sönmeyen lâmbaların yarattığı kargaşadan usanmış: "Oyalanmayalım, oyalanmayalım!" diye haykırıyor. Alanı, bu kaskatı sesin buyruğu altında, adımlarını yeniden sol-sağ, sol-sağ atmakta olduğunu sandıran takırtılarla geçti. Ağzında bir kuruluk. Dili damağına yapışıyor. Giderilmesi artık bir ân bile bekletilemez o deli susuzluk. Adımlarını düzeltiyor. 06 SL 62., yok, 92., değil, 29., son rakam okunamadan, uzun, büyükçe, tavanı kara, tuğla rengi, silahın boyaları dökülmüş, astarı yer yer çürük ayva renginde. Evin kapısını açıp kapatırken, yeni bir Ôçıt' sesiyle: Bu neydi? Bir fotoğraf. Dondurulmuş silik bir film karesi, orasından burasından devinmeye başlıyor. Elini kolunu sallayarak çıkıp gelen, hesabını vermeden çekip giden bulanık yüz. Topuzunda iki tarak. Kunduz avcısı. Usul adımlarla, kollayarak yaklaşan, kunduzu ürkütmeyen, namluyu doğrultan; olmadı, çek; kuru dalları kırarak, ardına bakmadan... Neyse, diyor, iyi yürekli Belediye zabıta memuru, bu sefer yalnız camlar kırıldı. Bir de çayları dağıtan çocuğun eli kopmuş. Büyüme çağında, büyümesi durmuş, ortalama bir el --soğuktan çatlamış, güneşten kararmış,-- bir türlü konacak yer bulamıyor; ortalıkta dolanıyor. Koptuğu yerde parlak kayışlı bir kol saati. Tek bir zamanı gösteren. Patlamanın olduğu ânı... Tetik iki kez çekildi.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.