Toplu Öyküler I - Adalet Ağaoğlu

  • Toplu Öyküler I - Adalet Ağaoğlu
PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Çağdaş edebiyatımızın uzun soluklu yazarı Adalet Ağaoğlu'nun romanlarından sonra öykülerini de toplu halde yayımlandı. Toplu Öyküler I, yazarın "edebiyatta toplumsal gerçekçilik" tartışmalarına yeni bir boyut kazandıran, anlatımı en az anlatılmak istenen kadar önemseyen ilk öykülerini içeriyor. Yüksek Gerilim ve Sessizliğin İlk Sesi adlı kitapları bir araya getiren bu toplamdaki izlekler; kentin küçük mahallelerinden kırsala, büyük şehrin değişen profilinden siyasetin değişmeyen yüzüne dek geniş bir menzilde dolaşıyor.

Kompartımandaki herkes, benden çok önce binmişti trene. Belki üç, belki beş saat önce. Yaşlı adamın anlattıklarına ilgi duymamalarına şaştım doğrusu. Beni oyalıyor. Ben sadece dinler görünmüyorum, dinliyorum. Böylece zaman daha hızlı geçiyor. Trende bir yer bulmaktan duyduğum sevinç hemen azalmamış oluyor. Tek şey tedirgin ediyor beni: Ak saçlı anlatırken, kendi kendine bir soru sorması gerektiğinde ya da birşeyin üstüne dikkati çekmek istediğinde yanında oturan, sarılığa tutulmuş olduğunu sandığım yaşlı adamı dürtüyor. Adamcağız o zaman hafifçe bir sıçrıyor, oğlu olduğunu sandığım delikanlı da yerinden şöyle bir kımıldıyor her seferinde. Berikinin ölmemiş olduğunu anlayıp içi rahatlıyor, ama hasta adamcağızın uyandırılmış bulunmasına da canı sıkılıyor. Bu durum sık sık yineleniyor. Delikanlı, galiba bir kez yer değiştirmeyi denedi, fakat hem ak saçlının sözünü kesemediği, hem de tüy sakallının her sıçrayıştan sonra hemen yeniden ölüme ya da uykuya kaymış olduğunu gördüğü için, bir aralık bulup tasarısını gerçekleştiremedi.

"... Derken efendime söyleyeyim. Mudurnu'nun oralarda bir kaçakla arkadaş olduk. Ben bölüğü bulsam kaçağı hemen teslim edeceğim ya, vurur murur diye hiç belli etmiyorum. Sanki kendim de kaçakmışım gibi yapıyorum. Adam beni sırtında bile taşıdı, nemelâzım. Öyle dermansız kalmışım canım, ne diyorsunuz... İkide bir oturu oturuveriyorum. Kaçak, basıyor bana küfürü bir yandan, yine de bırakmıyor, taşıyor beni. Bölüğümü aradığımı söyleyemediğim için, ister istemez köyüme, evimin kapısına kadar götürdü beni. Katıra nasıl ağladığımı o da gördü yaa... Neyse, ben de onu az saklamadım. Bölüğü bulsam teslim edecektim tabii. Bulamayınca, eh o kadar da kahrımı çekmiş, biz sakladık bunu. Kaç ay sonra bölüğün, köyün arkasında, Aktepe'de olduğunu duydum. Ulan evi basarlar masarlar da... En iyisi, kuşanıp gittim. Giderken, bizim arkadaşa, mecburiyet oldu, söyledim. Böyle böyle ahbap, dedim. Kuşanıp gittim. Bölükte beni öldüm sanmışlar. Artık işte lâf kavuttuk. Ne deyim, ölebilirdim de canım...

--Yarın köye baskın maskın olur. Sen git. Ben de buyum, demiştim kaçağa.

Sonra essahtan da bizim köye baskın için emir geldi. Bizim evi bile bastık. Bir yandan da diyorum, efendime söyleyeyim, ister misin bu herif bana inanmasın ya da nasılsa kendi evidir, basmaz, en emniyetli yerdir, diye gitmemiş olsun? Ahırlarımıza ne dalıp çıkıyoruz ya, bende hep kaçağı bir köşede buluverme korkusu. Gözleri de çakır çakırdı bunun. Karanlıkta bile hemen belli eder kendini. Eh efendim, ne bileyim değil mi, kalır kakılır da buralarda... Anama kaş göz ediyorum. Gitti mi, demeye getiriyorum, anlamıyor. Geç anlardı rahmetli. Zaten gözlerinden biri de iyi görmezdi. Eee öteki, bizimki deseniz taze gelindir. Onca candarmanın, askerin içine çıkamaz. Çıksa da yüzü gözü dürülü; anlaşabilirsen anlaş.

Herif yok, gitmiş neyse... Bir "ohhh" çektim efendime söyleyeyim. Bizim damda, ahırda ne yakalanmadı ya, artık nerde yakalanırsa yakalansın... Biz o gün, o gece köyde tam dokuz kaçak yakaladık. İçlerinde bizimki de vardı. Bazen derim, efendime söyleyeyim:

--Ulan kaçak olacağına kaçak kovalasaydın, senin de bir madalyan olurdu şimdi..."

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.