Bir Sen Yakınsın Uzakta Kalınca

  • Bir Sen Yakınsın Uzakta Kalınca
PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

2001'de Yalnızlık Gittiğin Yoldan Gelir, yavaş ama emin adımlarla okuruyla buluşmuştu. Selçuk Altun, bir ilk kitap yazarı olmanın sıkıntısını çok yasamamış ve, çok sayıda okuruyla tanışmıştı. Bu kitap "dünyanın en iyi yazarı kim" sorusu etrafında, Türkiye'de romanı yazılmamış bir sınıftan birisinin, bankacı kahramanımız Sina'nın etrafında kurmuştu örgüsünü. İkinci roman da, bir anlamda devam niteliğinde. Yine ayni kahraman bu kez çok daha yoğun bir kurguyla, "dünyanın en iyi ressamını" arıyor.

Kapı ziline dokunur dokunmaz, kayaları döven okyanus dalgalarının kasetlenmiş gürültüsü 41. kata yayılınca ürpermiştim. Kapı lütfen açıldığında mavi robdöşambrı içindeki ince, uzunca boylu ve elli küsur yaşlarında göstermeme inadındaki esmer komşumun Barcelonalı futbolcu Pep Guardiola'ya mı yoksa Queen grubunun yarımkan İranlı müteveffa solisti Freddy Mercury'ye mi benzediği ikilemini yaşadım. Kolumdan tutup yavaşça içeri çekerken, T.B.M.M. üyelerinin yüzde yetmişinden, Doğu Anadolulu türkücülerin yüzde doksanından daha az yanlış bir Türkçeyle, "Merhaba yeni komşum, nasılsın bakalım?" diyerek beni şaşırtma sürecini başlatmıştı. "Önce kapı zilindeki adın ve soyadınla beni meraklandırdığın için hoşlanmaya başladım senden, Sina İnsan! Adının son harfi yokedilirse İngilizce 'günah', soyadına 'e' harfi eklenirse 'deli' sözcükleri varoluyor. Şahane. 'Günah' ve 'deli' ne yüksek olgular ve yarısına ulaşabilsen bile az yol katetmiş sayılmazsın. Özümün adına gelince, Azeri kökenli annem Kemal, babam Rıza'da inat edince büyükbabamın ültimatomuyla Bihzad adına kurban edilmişim. Annem, 'Fazla üzülme İran'ın yetiştirdiği en önemli nakkaşla adaşsın' derdi. Adım Farsçada 'doğuşu iyi kişi' anlamına gelse de ben özellikle ölümümün kötü olmamasını arzularım" paragrafını ve ardından üç ay bile sürmemiş olsa da yoğun birlikteliğimiz boyunca söylemini, Richard Burton tınılı dramatik bir İngilizceyle seslendirecekti. Sağ kolum tahammül ötesi bir süre çekiştirilerek, dubleks dairenin stratejik bölümlerinde hızla gezdirildim. Duvarları ve tavanı gökmavisi boyalı ve düz lacivert ikiz yer halısıyla kaplı salona yönlendirildiğimde; kendimi önce postmodern bir dev akvaryum, sonra aykırı bir kaptan köşkünde buluvermişçesine başımın döndüğünü duyumsadım. Duvarlara karşılıklı asılmış dört engin tablonun ikisinde cesur yelkenliler boz/yeşil dalgalarla dövüşürken, diğer ikisinde lacivert dalgalarla flört ederek süzülüyordu. Montague Dawson (Britanyalı, 1895-1973) imzalı tabloların, Osmanlılar'ın da gözdesi Ayvazovski yapıtlarından daha sarsıcı olduğuna karar verdim. Duvar dibine sıralanmış mavi ahşap kaplı vitrinlerde antika usturlab, çeyrek-daire, kadran ve mikroskoplar diziliydi. Orta masası yerine mavi sarmal standın üzerine bir buçuk metre boyunda açık mavi camdan bir ispermeçet balinası kondurulmuştu. Moby Dick kabilesinin sanata kurban edilmiş işbu ferdi öfkeyle açtığı ağzındaki korkunç dişlere rağmen hınzırca sırıtıyordu. Salonun sol köşesinde, duvar mavisine uyumlu tonda separatörle kotarılmış, karanlık oda dokulu bir bölüm mü vardı? Photo-cell özellikli gizli kapısından içeri alındığım loş ve serin odacıkta, üç değişik boyutta deniz akvaryumuyla karşılaşmıştım. İlkinde 600 volt elektrik salgılama becerili dört elektrikli yılan balığı vardı. Komşu köşedeki müzik kutusu endamlı akvaryumda yaşamlarını sürekli başaşağı yüzerek devam ettiren nazlı karides balıkları (garnadus) bulunuyordu. Karar verdiklerinde, amuda kalkmış balerinler gibi ailecek kırıtarak akvaryumun öbür ucuna yüzüyor, yolculuk bittiğinde böbürlenerek camdan dışarısını izliyorlardı. İçinde minik bir sualtı koruluğu bulunan son akvaryumda çıtkırıldım denizatları, sürekli saklanma çabası içindeydiler. Üst kattaki yalın yatak odasında, herhalde mavi renk suyla doldurulmuş, dev bir su yatağı ön plana çıkıyordu ve başucundaki alçak mavi sehpanın üzerinde Letters of Vincent Van Gogh (Vincent Van Gogh'un Mektupları) başlıklı kitabı görür gibi oldum. Alman ressam Wilhelm Kuhnert'in (1865-1926) arka duvara sığdırılabilmiş heybetli tablosunda, bir mağara ağzında uyuklayan dişi aslanın yanı başındaki erkeğinin tehditkâr bakışlarının etkisi tüm odayı sarmıştı. Seccade boyutlu mavi ve lacivert ipek halıların bittiği duvar dibindeki kapalı mavi dolapta müzik ve video sistemi gizlenmiş olmalıydı. Duvarlar usta fotoğrafçı Howard Schatz'ın Waterdance (Su Dansı) başlıklı kitabında sahne almış dev fotoğraflarla süslenmişti. Pastel ve siyah-beyaz renkli yapıtlarda profesyonel balerinler su altında çırılçıplak dans ediyordu.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.