Zorro Karlar Altında

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Kendini ararken aşkı bulmak…

Zorro bir kurtarma köpeğidir. Çığ altında kalan Luca’yı donmak üzereyken karların altından kurtarır. İkinci hayatına bir köpek sayesinde başlayan ve yaşıtlarından farklı ilgileri, merakları olan delikanlı için bu tanışıklık ona yeni kapılar aralar.

Mary de yaşıtlarından farklı, hayvanlara ve doğaya büyük bir sevgiyle bağlı bir genç kızdır. Veterinerlik Fakültesi’nden arta kalan zamanlarda gönüllü olarak bir hayvan barınağında çalışmaktadır.

Bu iki gencin kendilerini arama, bulma hikâyeleri köpekler sayesinde çakışır.

“Zorro Karlar Altında”, bol ödüllü İtalyan yazar Paola Zannoner’den etkileyici bir gençlik romanı…

Gözlerini açtı... Karanlıktı. Nerede olduğunu biliyordu, karın altındaydı. Hareket edemiyordu, sanki üzerinde koskoca bir kaya parçası onu eziyordu. Hayattaydı, nefes alıyordu. Bağırdı, yardım istedi; fakat sesi onu hapseden toprağın duvarlarına yapışıp kaldı. Hiç olmazsa, pantolonun cebinde duran cep telefonunu alabilseydi, fakat kar bacaklarını kuşatmış, vücudu sanki deli gömleğiyle sıkı sıkı bağlanmıştı. Şu hale bak, sarılıp sarmalanmış bir mumyaya dönüşmüştü işte, hâlâ nefes alan bir mumyaya... Kayıyordu, kendine haddinden fazla güveniyor, kar kaykayının üzerinde, köknarların arasında zikzaklar çiziyordu, olağanüstüydü. Binlerce kayağın çizdiği ve artık buz, su ve çamurdan bir bulamaca dönmüş pistin ötesinde, özgürdü. Üçgen yaptıkları kayaklarıyla aşağıya inen ahmaklardan, hani o yanlarından geçtiğinde korkudan ölüp arkandan bir dolu bağıran ve soluğu beyninde boza pişirmeye çoktan hazır tesis çalışanlarının yanında alıp seni şikâyet eden o ahmaklardan uzaktı. Siz snowboardcular sürekli sorun çıkarıyorsunuz, diye azarlıyorlardı. “Siz” dedikleri de kimdi? Luca tek başına kayıyordu, yukarı çıkmak için iki arkadaşı bir araya getirmek oldu olası zahmetli bir işti, sanki baloya davet ediyordu onları; herkes müsait olabilmek için bir hafta öncesinden sözleşmeyi rica ediyordu. Halbuki güzel olanın kar yağar yağmaz yukarı çıkmak olduğunu hepsi biliyordu ve bu sabahki de işte böyle muhteşem bir gündü: Zümrüt gibi bir gökyüzü ve ışıl ışıl parlayan kar...

O anda cesaretini topladı. Kendi kendine, “Ağaçların arasında birazcık uçmaya gidiyorum” dedi; fakat sonra bir darbe almış olmalıydı, köknarlardan birine çarpmış, aşağı kaymış ve hemen ardından gelen gürültüyü ayırt etmişti. Aniden kopan bir fırtına değildi, ne bir şimşek ne de uçak gibiydi. Daha çok görünmez bir devin homurtusunu andırıyordu. Kim bilir nereye çakılmıştı, turkuaz gökyüzüne olmadığı kesindi, devasa bir kar şelalesi, sanki köpükleri buzdan korkunç bir dalga, bu sörfçüyle oynamak için dağın içinden fırlamıştı. Bir balinanın ufak bir balığı yuttuğu gibi yutmuştu onu ve işte şimdi orada, karnında, karanlıkta ve bir türlü dinmek bilmeyen gözyaşları içindeydi; çünkü iğrenç bir sondu bu, kapana kısılmış bir fareninkinden de beterdi.

Kıpırdamayı denedi Luca. Titremeye başlamıştı, dişleri çizgi filmlerdeki gibi birbirine çarpıyordu. Başını oynattı, bağırdı, ellerini eldivenlerden kurtardı ve kazmayı düşündü, ama nereyi? Aşağı doğru mu? Yukarı doğru mu? Yana doğru mu? Bir filmde çıplak elleriyle toprağı kazıp canlı canlı gömüldüğü çukurdan çıkmayı başaran kadın kahramanı hatırladı. Küfretti, hıçkırıklarla sarsılarak, parmağıy11 la buz tutmuş toprağı zorladı. Filmlerdeki kadar kolay değildi, hem donan parmaklarla betonu kazmaya çalışmaktan pek bir farkı yoktu. Titreyerek ellerini yeniden eldivenlerine soktu.

Kendisini kurtarmak üzere bir helikopterin gelmesini hayal edip yakararak başını öne eğdi: Çığı herkes görmüş olmalı, acil durum ikazını vermiş olmalıydılar. Sakin olmalı, korkuya kapılmamalıydı... Gözlerinden sel gibi akan gözyaşlarına bakılacak olursa, belki çoktan korkuya batmıştı bile. Sakin ol, kafanı çalıştır, dedi kendi kendine. Çığın altında kaldın, bir hava kabarcığının içindesin. Cep telefonun var, seni bulacaklar, bulmak zorundalar.

Fakat ne helikopter sesinden eser vardı ne de bir bağırma, hiçbir şey... Hayat belirtisi göstermeyen telefonun titrediği bile yoktu, belki su almıştı, kırılmıştı. Her ne olduysa, gömülmüş bacaklarına ulaşması imkânsızdı. Uyumuş olmalıydı. Soğuktu; fakat çok fazla değil, ısı koruyucu tulumu onu koruyordu, üstelik çişini de yapmış, ılıklık bütün vücuduna yayılmıştı. Tekrarlandıkça büyüsü ortaya çıkan sözler gibi söylemeye devam ediyordu: “Hâlâ hayattayım, tek parçayım, beni aramaya gelecekler, geri dönmedim, telefona cevap vermiyorum, babam buraya gelmiştir bile, kurtarma ekibini çağıracaktır. Korkuya gerek yok, nokta.”

Bekle... Bu iyimser düşünceler buz mezarından dışarı buharlaşmayı başarmış gibi birden sesler duyuldu. Çok uzaktaydılar; fakat insan sesleriydi. Luca kulak kabarttı, hayal değildi. Kalbi güm güm atmaya başladı: Gerçekten de bunlar insanların bağırmasıydı.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.