Zor Yokuşu - Seçme Öyküler

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Doğan Kardeş Dizisi, Türk şiirine ve hikayesine yön veren önemli kalemlerin seçme eserlerini gençlerle buluşturuyor. Her biri uzmanlarca hazırlanan kitaplar, yazarları tanıtan özel metinlerle sunuluyor.

KADINCA… İNSANCA…

“Nezihe Meriç, sonuna kadar, kadın, özellikle de genç kız sorununu, dönemin, dönemlerin bütün değişimleri içinde ele almıştır. Elbette, erkek kişileri de vardır Nezihe Meriç’in ve ilginç olan, bunlar her zaman olumlu, hatta sosyal ve ekonomik düzeylerinin gereği maço olmaları beklenmesine karşın, aksine kadına saygılı, olumlu yaklaşan karakterlerdir. Asıl çatışmayı Mezihe Meriç, geleneğine bağlı anneler, büyükanneler, mahalleli komşu kadınlarla genç kızlar arasında kurar.   
Söylemeye gerek var mı, bilmem: Nezihe Meriç, kurallara, kurulu düzene hayır diyen gençlerden yana olmuştur sonuna dek.”

Güven Turan

“Öğretmen” adlı öküden...

Bir ilkokul sınıfındaki şu siyah beyaz hareketi, durmadan sallanan bacakları, durmadan sağa sola, öne arkaya dönen kareli ipek kurdeleleri ve… Bunları toptan tanımlamak için hangi fiili kullanmalı? Öğretmen kollarını kürsüye dayayarak, gözlerini kısıyor. Sol elinde eflatun taşlı bir yüzük, göğüslüğünün yakasında yıldız çiçeği; saçları kumral, bakışları düşünceli. İçinden konuşuyor kendisiyle: “… Kıvıldamak, yani kıvıl kıvıl. Ama kıvıl kıvıl akla hemen küçük solucanları getiriyor. Değil. Peki ne?”
Tam karşıda bir pencere var. Soluk bir gökyüzü, elektrik telleri ve bir çatı ucu… “Bahar geldi artık.” Şubatın en soğuk günlerinde bahardan söz etmek için genç kız olmak gerekir. Tam iki günden beri baharın geldiğini biliyor. Rüzgârın yanaklarından esip geçişi iki gün önce değişti. “Ben her şeyi yanaklarımla seviyorum. Öpmekten çok. Onun yüzüne yanağımı dayamayı…” Yani sevgilim değil, sevdiğim; aşk yerine sevgi. Bunu demek istiyor. Nazlım, garibim, sevdiğim, yavrucağım… ve Bursalılar ne derler: çocucağzım…
Çocuklar durmadan konuşuyorlar, birbirlerini dürtüyorlar, gülüyorlar, kalemtıraş kavgası yapıyorlar. Sağa sola, öne arkaya, yarım omuz ucu, dirsek, çimdik… “Kıpır kıpır galiba. Tamam, kıpır kıpır. Yani kıpırdamak.” Çocuklar durmadan kıpırdıyorlar. Sınıf; içi, gülücük, fıkırdayış, mavi mavi, ela ela bakışlar, burun kıvırmalar, zorla tutulmuş küçük kahkahalarla dolu bir sessizlik içinde.
“Öğretmenim şu Taylan’a baksanıza.”
“Hayır ama vallahi öğretmenim.”
“Taylan yine mi kavga?”
“Benim sarı kalemim öğretmenim. Bu…”
“Tısss! Gürültü istemiyorum.”
“Terbiyesiz n’olcek…”
Cetvel masaya iniyor:
“Tülin!”
İşte şimdi tısss! Ama ancak üç dört saniyelik.
Rüzgâr esiyor, elektrik telleri hafifçe sallanıyor. Sınıf sıcak. Tebeşir tozu ve kurşun kalem kokuyor. Öğretmen, bazan çocuklara, bazan pencereden görünen gökyüzüne, bazan da yüzüğün eflatun taşına bakıyor. Ders Resimİş: Yeşil, sarı, mavi, uçuk uçuk, leke leke, bahar, kiraz, arabacılar; kırmızı, gri, kış, bekçi baba; suların içinde güneşler, güneş ışığında dağlar, dağlarda gelincikler; mırıl mırıl kediler, buram buram bacalar ve din din don! Saat vuruyor.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.