Zaman ve Anlatı 3 - Kurmaca Anlatıda Zamanın Biçimlenişi

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

Fransız felsefecisi ve yorumbilimcisi Paul Ricœur’ün (1913-2005)anlatı yorumbilimi alanındaki başyapıtı Zaman ve Anlatı Türkçe’de dört cilt olarak yayımlanacak.

Birinci cilt (Zaman-Olayörgüsü-Üçlü Mimesis) 2007’de, ikinci cilt (Tarih ve Anlatı) ise 2009’da yayımlandı.

Kurmaca Anlatıda Zamanın Biçimlenişi altbaşlığını taşıyan bu üçüncü cilt dört bölümden oluşuyor: “Olayörgüsünün Değişimleri”, “Anlatısallığın Göstergebilimsel Zorunlulukları”, “Zamanla Oynanan Oyunlar” ve “Zamanın Kurmaca Deneyimi”. P. Ricœur ilk üç bölümde anlatı kuramcılarının kavram, ilke ve yöntemlerini tartışırken, dördüncü bölümde de tartıştığı kavramlara bu yapıt içinde bir işlerlik kazandırmak, yorumlarını örneklendirmek amacıyla zamanı konu edinen üç romanın (Mrs Dalloway, Büyülü Dağ, Kayıp Zamanın İzinde) çözümlemesini sergiliyor.

P. Ricœur kurmaca anlatıya yönelik araştırmasını geliştirirken, kendine özgü yorumbilimsel (hermenötik) kazı işlemini, bölümlerin akış çizgisine göre, anlatı kuramının önde gelen kişilerine uyguluyor:
F. Kermode, N. Frye, J. Hillis Miller, B. Herrstein Smith, Y. Lotman, R. Barthes, Cl. Lévi-Strauss, V. Propp, Cl. Bremond, T. Todorov, A. J. Greimas, É. Benveniste, K. Hamburger, H. Weinrich, G. Guillaume, G. Müller, G. Genette, L. Dolez^el, B. Uspenski, M. Bahtin, A. Henry, vb.

Bu üçüncü bölümde, mimesis II başlığı altında yer verdiğimiz anlatı modeli, anlatı alanının yeni bir kesiminde sınamadan geçirildi: Tarihsel anlatı kesiminden ayırt etmek için ben bunu kurmaca anlatı terimiyle adlandırıyorum. Yazınsal türler kuramının halk masalı, destan, trajedi ile komedi, ve roman başlığı altına yerleştirdiği her şey bu geniş alt-bütüne bağlanır. Buradaki sıralama, zamansal yapısı ele alınacak metin türünü belirtir yalnızca. Söz konusu türlerin listesi kapalı olmadığı gibi, geçici adlandırılmaları da bizi yazınsal türlerle ilgili hiçbir buyurucu sınıflandırmaya önceden bağlamaz: Çünkü bu konudaki özgül amacımız bizi yazınsal türlerin sınıflandırılmasına ve tarihine yönelik sorunlarla ilgili bir tavır takınmamıza izin vermez. Biz de, bu bakımdan, incelediğimiz sorunun durumu el verdiği ölçüde, en yaygın olarak kabul edilmiş sınıflandırmaları benimseyeceğiz. Buna karşılık, ele aldığımız anlatısal alt-bütünün ayırıcı özelliğini şimdiden kurmaca anlatı terimiyle belirtmede ısrar ediyoruz. Birinci ciltte benimsediğimiz sözcük uzlaşımına bağlı kalarak, kurmaca terimini, onu anlatısal biçimlenişle [Fr. configuration narrative] eşanlamlı olarak gören birçok yazarın kabul ettiğinden daha dar bir anlamda kullanıyorum. Anlatısal biçimleniş ile kurmaca arasındaki bu özdeşlik, biçimlendirici edimin, bizim de savunduğumuz gibi, terimin Kant’çı anlamıyla üretici hayalgücünün bir işlemi olması ölçüsünde, tanıtlanamaz değildir. Ama ben yine de kurmaca terimini, tarihsel anlatının gerçek bir anlatı oluşturma tutkusunu taşımayan yazınsal yaratımlar için kullanıyorum. Gerçekten de, biçimlenme ile kurmacayı eşanlamlı kabul edersek, iki anlatı biçimi ile gerçeklik [hakikat] sorunu arasındaki farklı bir bağıntıyı açıklamaya elverişli bir terime sahip olamayız. Tarihsel anlatı ile kurmaca anlatının ortak yanı, mimesis II başlığı altına yerleştirdiğimiz aynı biçimlendirici işlemlerden kaynaklanıyor olmalarıdır. Buna karşılık, onları birbirine karşıt kılan şey, varlığını anlatı yapılarının içinde duyuran yapılandırma etkinliğiyle ilgili değil de üçüncü mimetik ilişkinin tanımlanmasını sağlayan, o gerçeği yansıtma iddiasıyla ilgilidir.
Bu nedenle, eylem ile anlatı arasında yer alan, ikinci mimetik ilişki düzlemi üzerinde uzun uzadıya durmamız iyi olur. Böylece, anlatısal biçimlenişin tarihsel anlatı ile kurmaca anlatı alanlarındaki yazgısıyla ilgili olarak, beklenmedik benzerlikler ve ayrılıklar ortaya çıkabilecektir.

Bu üçüncü bölümün içerdiği dört alt-bölüm bir tek yolun aşamalarını oluşturacaktır: Burada, Aristoteles’çi gelenekten edindiğimiz olayörgüleştirme kavramını genişleterek, derinleştirerek, zenginleştirerek, dışa doğru açarak Augustinus’çu gelenekten edindiğimiz zamansallık kavramını, bağlantılı olarak çeşitlendirmek söz konusudur; ancak anlatısal biçimleniş kavramıyla belirlenmiş çerçeveden çıkılmayacak, dolayısıyla mimesis II’nin sınırları çiğnenmeyecektir.

Bu ilk sorgulamada, zaman sorunu, yenilenme, değişmezlik, gerileme kavramlarının aracılığıyla ancak ikinci dereceden işin içine katılır. Anlatısal işlevin kimliğini de, hiçbir özcülüğe boyun eğmeden, bu kavramlar içinde belirlemeye çalışmaktayız.

2. Olayörgüleştirme kavramını derinleştirmek, kültürümüzün taşıdığı anlatılarla ilişkide bulunmanın yarattığı anlatısal kavrayış gücünü, günümüzde anlatıbilimin usçulluğuyla ve özellikle yapısal yaklaşımın ayırt edici bir biçimi olan anlatı göstergebiliminin usçulluğuyla karşılaştırmaktır. Anlatısal kavrayış gücü ile göstergebilimsel usçulluk arasındaki öncelik kavgası, bizim hakemlik yapma durumunda kalacağımız öncelik kavgası, yapıtımızın ikinci bölümünde [2. ciltte] çağdaş tarihyazımı epistemolojisinin yol açtığı tartışmayla apaçık bir yakınlık sunar. Gerçekten de, bazı tarih kuramcılarının naif anlatı sanatı yerine oturtma iddiasında oldukları nomolojik açıklama ile anlatı göstergebiliminde anlatının derin yapılarının ayırt edilmesi (bu yapıların karşısında, olayörgüleştirme kuralları artık yalnızca yüzey yapılarını oluşturacaktır) aynı usçulluk düzeyine bağlanabilir. Buradaki sorun, söz konusu öncelik çatışmasına, tarihle ilgili benzer tartışmadaki aynı yanıtı, yani “daha fazla açıklamak daha iyi anlamaktır” yanıtını verip vermeyeceğimizi bilmektir.

Zaman sorunu bir ikinci kez işin içine sokulur, ama bu kez yukarıdakine göre merkezden daha az uzaktadır. Anlatı göstergebiliminin, anlatının derin yapılarına akronik [süredizim dışı] bir statü vermeyi başarması ölçüsünde, şu sorunun bilinmesi gerekir: Anlatı göstergebiliminin geçekleştirdiği stratejik düzey değişikliği, yapıtımızın birinci bölümünde [1. ciltte], Augustinus’taki zaman çözümlemeleri ile Aristoteles’teki mythos [olayörgüsü] çözümlemesini yeniden kesiştirerek uyumsuz uyumluluk olarak nitelendirdiğimiz anlatısal zamansallığın en özgün özelliklerine hakkını verebilecek midir? Anlatıbilimdeki artsüremlilik [diyakroni] olgusunun yazgısı bu ikinci soru(n)lar çevriminden kaynaklanan güçlükler açısından açıklayıcı olacaktır.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.