Wittgenstein’ın Maşası

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

25 Ekim 1946 günü, Cambridge Üniversitesi'nin kalabalık bir odasında, yirminci yüzyılın en büyük düşünürlerinden Ludwig Wittgenstein ve Karl Popper, ilk ve son kez karşı karşıya geldi. Bertrand Russell'ın da tanıkları arasında bulunduğu bu karşılaşma yalnızca on dakika sürdü ve pek de iyi gitmedi, ama çıkan kavga derhal bir efsaneye dönüştü. Bu kısa olay sırasında tam olarak neler olduğuysa sonraki yıllarda yoğun şekilde tartışıldı.

Felsefe, tarih, biyografi ve yazınsal dedektiflik karışımı Wıttgenstein'ın Maşası, Popper-Wittgenstein karşılaşması üzerinden yirminci yüzyılda felsefenin tarihini ele alıyor. Her iki düşünürün doğduğu şehir olan Viyana'nın yüzyıl başındaki gerilimli yapısını, Nazilerin Avusturya'yı işgalini, savaş sonrası dönemde Cambridge Üniversitesi'nin ve felsefecilerinin durumunu anlatıyor.

Wıttgenstein'ın Maşası, felsefenin ne olduğu, neyi ne kadar bilebileceğimiz hakkında kafa yoran düşünürlerin, on dakikalık bir olay bağlamında bile ne denli derin görüş ayrılıklarına düşebildiğini göstererek, "gerçek nedir?" sorusuna ilginç ve merak uyandırıcı bir yaklaşımla yanıt arıyor.

İki büyük filozof arasındaki on dakikalık tartışmanın hikayesi...

25 Ekim 1946, Cuma gününün akşamı Cambridge Ahlak Bilimi Kulübü mutat toplantılarından birini yapıyordu –üniversitedeki filozoflar ve felsefe öğrencileri haftada bir toplanıp tartışırlardı. Üyeler her zamanki gibi saat 8.30’da King’s College’daki Gibbs Binası’nın bir odasında toplanmışlardı –H katındaki 3 numaralı odada.

O akşam konuk konuşmacı, kulağa zararsız gelen ‘Felsefi Sorunlar Var mıdır?’ başlıklı bildirisini sunmak üzere Londra’dan gelen Dr. Karl Popper’di. Dinleyicileri arasında, pek çoklarının devrin en parlak filozofu olarak gördüğü, kulüp başkanı Profesör Ludwig Wittgenstein da vardı. Ayrıca yirmi otuz yıldır filozofluğu ve radikal eylemleriyle nam salmış Bertrand Russell da toplantıda mevcuttu.

Popper kısa süre önce London School of Economics’de (LSE) Mantık ve Bilimsel Yöntem dalında doçentliğe tayin edilmişti. Avusturya Yahudisi bir aileden geliyordu; savaş yıllarını Yeni Zelanda’da konferanslar vererek geçirmiş, Britanya’ya yeni gelmişti. Nazilerin Avusturya’ya girdiği gün yazmaya başladığı ve savaş sona ermeye yüz tuttuğunda bitirdiği, totalitarizmi amansızca yerin dibine batıran “Açık Toplum ve Düşmanları” İngiltere’de yeni yayımlanmıştı. Bu kitap sayesinde kısa sürede seçkin bir hayran grubu edindi –aralarında Bertrand Russell da vardı.

Bu üç büyük filozof –Russell, Wittgenstein ve Popper– sadece o gün bir araya geldiler. Ama o gün neler olduğuna dair fikirler bugün bile muhteliftir. Açık olan bir şey varsa, o da Popper ve Wittgenstein’ın felsefenin temel doğası –gerçekten felsefi sorunlar mı var (Popper) yoksa bunlar sadece bilmeceler mi (Wittgenstein)– konusunda hararetli bir tartışmaya girdiğidir. Bu tartışma anında efsane malzemesi yapıldı. İlk dedikodulara bakılırsa Popper ve Wittgenstein, birbirlerine karşı üstünlük elde etmek için korlaşmış maşalarla kapışmışlardı. Popper’in de daha sonra anımsadığı gibi, “Olaydan şaşırtıcı ölçüde kısa bir zaman sonra Yeni Zelanda’dan gelen bir mektupta, Wittgenstein’la benim maşalarla birbirimize saldırdığımızın doğru olup olmadığı soruluyordu.”

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.