Walter Benjamin

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

20. Yüzyılın en büyük düşünürlerinden Walter Benjamin'in yaşamöyküsü Türk okuruyla buluşuyor. Başyapıtı sayılan Pasajlar ve Tek Yön kitapları daha önce YKY arasında yayımlanan yazarın, döneminin hep biraz ilerisinde kalmış düşünceleri, umutsuz aşkları, Scholem'le mektuplaşmaları, Adorno ve Brecht'le dostlukları, bunalımları, toplama kampında gazete çıkarma planları ve 48 yaşında canına kıyışı... Bir kültür adamının hazin öyküsü. Düşünür, kültür tarihçisi, eleştirmen Walter Benjamin'in yaşamını ayrıntılı olarak inceleyen Bernd Witte'nin bu çalışması dokuz bölümden oluşuyor. Benjamin'in Berlin'de geçen çocukluğu, taşradaki iki yıllık yatılı okul serüveni, üniversitede arkadaşlarıyla oluşturduğu gençlik hareketi, dergi çıkarma girişimleri, ilk yazılarının yayımlanmaya başlaması, doçentlik tezinin reddedilmesi, Jula Cohn ve Asja Lacis'e umutsuz aşkı, Moskova günleri, Paris-Berlin yörüngesinde geçen yılları, Dora Pollak'la başarısız evliliği, sürgünlük ve göç dönemleri, Gestapo'dan kaçışı, Pasajlar projesi ve intiharı gibi izlekleriyle Alman düşünürün yaşamı yetkin bir biçimde gözler önüne seriliyor. Walter Benjamin gibi kişisel yaşam ilişkilerini her zaman olağanüstü bir gizlilik içinde korumuş, yazılarında "ben" sözcüğünü hiç kullanmamayı bir yararlılık olarak görmüş bir yazarı bütün yönleriyle tanıtan, yapıtlarının arka planına ışık tutan böylesi bir inceleme, yazarın düşünce evrenine girebilmeyi sağlayacak bir anahtar olma özelliği de taşıyor. Witte'nin çalışması, Benjamin'in Yahudi mistisizmi ve marksizmle kurduğu "özel" ilişkiyi geniş boyutlu olarak yansıtmasının yanında, T. Adorno ve M. Horkheimer gibi düşünürlere verdiği esinin izinin sürülebilmesine de olanak tanıyor. Walter Benjamin biyografisi, üretken ve hazin bir yaşamdan dünyaya bakışın kitabı.

Nereye baksam, etrafımda keten perdeler, minderler, kaideler görüyordum; bunlar Hades'in gölgesinin, kurban edilen hayvanın kanını bir an önce almak istemesi gibi, bir an önce benim görüntümü almak istiyorlardı. Sonunda beni üstünkörü yapılmış bir Alp dağları manzarasına yerleştirdiler ve bir keçi tüyü şapkasını kaldırmak zorunda olan sağ elim, örtünün bulutları ve buzulları üzerine düşürdü gölgesini. Yine de, küçük dağ çobanının ağzındaki zoraki gülümseme, salon palmiyesinin gölgesinde duran çocuk çehresinden içime dalan bakış denli hüzün verici değil. Bu resim, tabureleri ve üçayaklı sehpalarıyla, goblenleri ve şövalyeleriyle, yatak odalarından ve işkence odalarından özellikler barındıran atölyelerden birinde çekilmişti. Orada, başı çıplak, duruyorum; sol elimde devasa bir sombrero, üzerinde çalışılmış bir zarafetle aşağı doğru tutuyorum onu... Ama ben, etrafımdaki her şeye benzemekten, tanınmayacak durumdayım. Şimdi boş bir midye kabuğu gibi önümde duran on dokuzuncu yüzyılda, midye kabuğunun içine sokulmuş bir yumuşakça gibi duruyordum. Benjamin'in fotoğraflı özyaşamöyküsü olarak betimlediği bu metin, yazarın kendi çocukluğunu hangi bakış açısıyla gördüğünün ipuçlarını veriyor. Yoksullar - benim yaşımdaki zengin çocuklar için onlar sadece dilenci olarak vardılar. Ve ilk kez, düşük ücretli emek rezaletindeki yoksulluğu anlamaya başladığımda, bu benim için büyük bir bilgi artışıydı. Benjamin, kendisindeki entelektüel öz-değer duygusu yüzünden, Freiburg'da tanıdığı biçimiyle akademik öğretimi açıkça reddediyordu. Kendi düşünsel istemlerini ise daha çok, dostları Philipp Keller ve Fritz Heine ile yaptığı kişisel söyleşilerde; birlikte yaptıkları Spitteler, George, Rilke ve Kierkegaard okumalarında karşılayabildiğini söylüyordu. Böylece, kendi çevresinde oluşturduğu, aynı kafadaki kişilerden oluşan küçük grupta, insanları kendi gençliklerine geri getirmeye çabalıyordu. Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde Benjamin, yüreğinde tek bir savaş coşkusu kıvılcımı bulunmadığı halde, askerlik görevinde arkadaşından ayrılmamak için, Berlin'de Bellalliancestraße'deki süvari kışlasına gönüllü olarak başvurdu. Sonra, Benjamin'in gözünde uzun süre her şeyi, Avrupa devletlerinin kanlı çatışmasını da önemsizleştiren olay gerçekleşti. 8 Ağustos'ta Fritz Heinle ve Carla'nın kız kardeşi Rika Seligson, savaş yüzünden içine düştükleri ümitsizlik sonucunda, Konuşma Salonu'nun "yuva"sında, yaşamlarına birlikte son verdiler. Benjamin için bu ölüm bir tür ilk-yaşantı oldu. Bu olay Benjamin'in gözünde, gençlik hareketinin ve bu harekete bağlı umutların sonuna işaret ediyordu. 1917 yazında ilk yazınsal denemelerinden birinde, Dostoyevski'nin Budala'sının eleştirisinde, bu olayı böyle yorumlamıştı. Benjamin ilk yazılarına özgü dolaysızlıkla, kişisel deneyimlerini yazınsal metinde yeniden buluyor: Dostoyevski'nin bu kitaptaki büyük yakınmasıdır bu: gençlik hareketinin başarısız kalması... Doğa ve çocukluk eksik olduğundan, insanlık yalnızca korkunç bir özyıkıma ulaşacaktır. Kampta geçirdiği üç ay içinde, bir düş anlatımından başka bir şey yazmadı; bu yazıyı da sansür kuralları uyarınca Fransızca kaleme almış ve New York'a, Gretel Adorno'ya göndermişti. Bu yazıda, harfleri okumanın ve çok güzel bir kadına bakmanın aynı şey olduğunu sezgisel olarak deneyimlediği bir gece görüsünden söz ediyor. Bu düşten sonra saatlerce uyuyamadım. Mutluluktan ...yılların akışı içinde, bir dizi koşul yüzünden, sadece kafelerde çokça çalışma alışkanlığından değil, aynı zamanda benim eski yazı masasında yazışımı anımsatan kimi düşünceler yüzünden de, sadece yatıp uzanarak yazabilir oldum. ...kırkına merdiven dayamışken, varlıksız ve mevkisiz, evsiz ve sermayesiz olmak hiç de kolay değil.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.